Karaca, CebrailDoğan, Muhammed Şah2026-04-022026-04-022026https://hdl.handle.net/123456789/30135https://tez.yok.gov.tr/UlusalTezMerkezi/TezGoster?key=CtwiQkYvArAb95Ufpfs_vuxiC_di-7F_3OJTMMUMLrppCV5EIS9xZH8T-rjlPZbcDOĞAN, M., The Impact of Central Venous Catheter Use on Survival in Hemodialysis Patients, Department of Internal Medicine, Specialty Thesis, Van, 2025. Objective: The primary objective of this research is to retrospectively investigate catheter-related bloodstream infections (CRBSIs) in patients treated at the Van Yüzüncü Yıl University Hemodialysis Unit between 2020 and 2025, specifically focusing on etiological agents, clinical course, and mortality rates. Using a 14-day hospitalization duration as a critical threshold, cases were stratified into complicated and uncomplicated categories to analyze the impact of this distinction on the therapeutic process. Furthermore, the study aimed to provide clinical insights into catheter management and risk assessment strategies by evaluating the predictive value of inflammatory markers including CRP, albumin, procalcitonin, and the neutrophil-to-lymphocyte ratio (NLR) regarding prognosis and length of hospital stay. Materials and Methods: This retrospective cohort study included 116 adult patients who underwent renal replacement therapy via central venous catheters and had microbiologically confirmed catheter-related bloodstream infections (CRBSI) at the Van Yüzüncü Yıl University Faculty of Medicine Hemodialysis Unit between January 2020 and September 2025. The diagnostic criteria were based on phenotypic concordance in simultaneous blood cultures or significant growth (≥15 CFU) in catheter tip cultures. To facilitate prognostic stratification, a 14-day hospitalization threshold was established as a critical cutoff, and cases were categorized into two main groups: 'complicated' and 'uncomplicated.' Demographic characteristics, biochemical profiles, and the association of inflammatory biomarkers such as CRP, procalcitonin, and the neutrophil-to-lymphocyte ratio (NLR) with clinical outcomes were analyzed using SPSS 28.0 software. ROC curve analysis and multivariate logistic regression models were employed to assess the predictive power of independent risk factors and biomarkers. Results: Analysis of data from 116 cases revealed a distinct predominance of Gram-positive bacteria (80.2%) in the infection etiology, with Staphylococcus aureus (44%) being the dominant pathogen. In the 'complicated' group with a hospital stay exceeding 14 days, the frequency of non-tunneled catheter use, femoral placement, and Gram-negative growth was found to follow a parallel course with hemodynamic instability and a severe inflammatory response (elevated CRP, procalcitonin, and NLR). Multivariate regression analyses confirmed that catheter type, hypoalbuminemia, and high CRP titers are independent predictors of prolonged hospitalization. While the overall mortality rate in the cohort was recorded as 7.8%, systolic hypotension and elevated CRP levels emerged as the most critical independent risk factors predicting a fatal outcome. Furthermore, although Gram-negative infections induced more profound hemodynamic deterioration and an exaggerated inflammatory picture compared to Gram-positive infections, it was determined that this severity did not translate into a statistically significant difference in mortality rates. Conclusion: Retrospectively mapping the clinical and prognostic landscape of CRBSI, this research has established the 14-day hospitalization period as a critical 'clinical threshold' in distinguishing complicated cases. Cohort data reveals that hypoalbuminemia (<2.63 g/dL) and excessive CRP elevation (>167 mg/L) concrete manifestations of systemic inflammation and nutritional reserve independently predict both prolonged hospital stays and infection-related mortality. Vascular access type assumed a decisive role in prognosis; it was determined that femoral and non-tunneled catheters were associated with a high burden of complications, whereas tunneled jugular catheters were associated with a safer profile. Another notable finding of the study lies in a microbiological paradox: although Gram-negative pathogens triggered a much more aggressive inflammatory storm and hemodynamic collapse compared to Gram-positives, this severe presentation did not translate into a statistically significant difference in mortality rates. Ultimately, biomarker-based early risk stratification, broad-spectrum empiric treatment, and timely removal of the infected catheter emerge as fundamental strategies for optimizing survival in hemodialysis patients.DOĞAN, M., Hemodiyaliz Hastalarında Santral Venöz Kateter Kullanımının Hasta Sağkalım Üzerine Etkisi, İç Hastalıkları Anabilim Dalı, Uzmanlık Tezi, Van, 2025. Amaç: Bu araştırmanın amacı, 2020-2025 yılları arasında Van Yüzüncü Yıl Üniversitesi Hemodiyaliz Ünitesi'nde takip edilen hastalarda gelişen kateter kaynaklı kan dolaşımı enfeksiyonlarını (Kİ-KDE); etiyolojik ajanlar, klinik seyir ve mortalite oranları açısından retrospektif olarak araştırmaktadır. Çalışmada, 14 günlük yatış süresi kritik bir eşik kabul edilerek olgular komplike olan ve komplike olmayan şekilde sınıflandırılmış; bu ayrımın tedavi sürecine yansımaları analiz edilmiştir. Ayrıca CRP, albümin, prokalsitonin ve nötrofil/lenfosit oranı gibi inflamatuar belirteçlerin prognoz ve yatış süresi öngörüsündeki yerini belirleyerek, kateter yönetimi ve risk değerlendirme süreçlerine klinik bir bakış açısı kazandırılması hedeflenmiştir. Gereç ve Yöntem: Ocak 2020 ile Eylül 2025 tarihleri arasında Van Yüzüncü Yıl Üniversitesi Tıp Fakültesi Hemodiyaliz Ünitesi'nde santral venöz kateter ile renal replasman tedavisi gören ve mikrobiyolojik olarak kateter ilişkili kan dolaşımı enfeksiyonu (Kİ-KDE) tanısı doğrulanan 116 erişkin hasta, bu retrospektif kohort çalışmasının kapsamını oluşturmuştur. Tanı kriteri, eş zamanlı kan kültürlerinde fenotipik uyum veya kateter ucu kültüründe anlamlı üreme (≥15 CFU) kriterlerine dayandırılmıştır. Çalışma dizaynında prognostik bir ayrım yapabilmek adına, hastanede yatış süresi için 14 gün kritik bir eşik değer olarak belirlenmiş; olgular bu süreye göre 'komplike olan' ve 'komplike olmayan' şeklinde iki ana gruba ayrılmıştır. Hastaların demografik özellikleri, biyokimyasal profilleri ve CRP, prokalsitonin, nötrofil/lenfosit oranı (NLR) gibi inflamatuar biyobelirteçlerin klinik sonlanımlarla olan ilişkisi SPSS 28.0 yazılımı kullanılarak analiz edilmiştir. Bağımsız risk faktörlerinin ve belirteçlerin kestirimci gücünü saptamak amacıyla ROC eğrisi analizi ve çok değişkenli lojistik regresyon modelleri uygulanmıştır. Bulgular: Analiz edilen 116 olgunun verileri irdelendiğinde; enfeksiyon etiyolojisinde Staphylococcus aureus (%44) dominansı ile gram-pozitif bakterilerin (%80,2) belirgin üstünlüğü göze çarpmaktadır. Hastanede yatış süresi 14 günü aşan 'komplike' grupta; tünelsiz kateter kullanımı, femoral yerleşim ve gram-negatif üreme sıklığının, hemodinamik instabilite ve şiddetli inflamatuar yanıt (yüksek CRP, prokalsitonin, NLR) ile paralel bir seyir izlediği saptanmıştır. Çok değişkenli regresyon analizleri; kateter tipinin, hipoalbümineminin ve yüksek CRP titrelerinin uzamış hospitalizasyon süresi için bağımsız birer prediktör olduğunu teyit etmiştir. Kohort genelinde mortalite oranı %7,8 olarak kayıtlara geçerken; sistolik hipotansiyon ve CRP yüksekliği, fatal seyri öngören en kritik bağımsız risk faktörleri olarak ayrışmıştır. Ayrıca gram-negatif kaynaklı enfeksiyonların, gram-pozitiflere kıyasla daha derin bir hemodinamik bozulma ve abartılı bir inflamatuar tablo yaratmasına rağmen, bu durumun mortalite oranlarına istatistiksel bir fark olarak yansımadığı belirlenmiştir. Sonuç: Retrospektif bir perspektifle Kİ-KDE'nin klinik ve prognostik haritasını çıkaran bu araştırma, 14 günlük hospitalizasyon süresini, komplike seyirli olguların ayrımında kritik bir 'klinik eşik' olarak tescil etmiştir. Kohort verileri, sistemik inflamasyonun ve nutrisyonel rezervin somut yansımaları olan hipoalbüminemi (<2,63 g/dL) ve aşırı CRP yüksekliğinin (>167 mg/L); hem uzamış yatış sürelerini hem de enfeksiyon kaynaklı mortaliteyi bağımsız biçimde öngördüğünü ortaya koymaktadır. Vasküler erişim tipi prognoz üzerinde belirleyici bir rol üstlenmiş; femoral ve tünelsiz Kateterlerin yüksek komplikasyon yüküyle, tünelli juguler Kateterlerin ise daha güvenli bir profille eşleştiği saptanmıştır. Çalışmanın dikkat çekici bir diğer bulgusu ise mikrobiyolojik paradoksta gizlidir: Gram-negatif patojenler, Gram-pozitiflere kıyasla çok daha agresif bir inflamatuar fırtına ve hemodinamik çöküş tetiklemesine rağmen, bu şiddetli tablo mortalite oranlarında istatistiksel bir sapmaya yol açmamıştır. Nihai tabloda; biyobelirteç eksenli erken risk stratifikasyonu, geniş spektrumlu ampirik tedavi ve enfekte Kateterin zamanında eliminasyonu, hemodiyaliz hastalarında sağkalımı optimize eden temel stratejiler olarak öne çıkmaktadır.trHemodialysis Units-HospitalSurvivalKidney FailureRenal DiyalizHemodiyalizKidney Failure-ChronicBöbrek YetmezliğiNephrologyHemodiyaliz Üniteleri-HastaneBöbrek Yetmezliği-KronikSağkalımRenal DialysisNefrolojiHemodiyaliz Hastalarında Santral Venöz Kateter Kullanımının Hasta Sağkalım Üzerine EtkisiThe Impact of Central Venous Catheter Use on Survival in Hemodialysis PatientsSpecialist Thesis