Browsing by Author "Özdemir, İlknur Yorğun"
Now showing 1 - 3 of 3
- Results Per Page
- Sort Options
Specialist Thesis Alopesi Areata Tanılı Hastalarda İntralezyonel Triamsinolon Asetonid Tedavisi ve Trombositten Zengin Plazma (PRP) Tedavisinin Değerlendirilmesi(2025) Ülker, Ramazan; Özdemir, İlknur YorğunGiriş ve Amaç: Alopesi areata (AA), genel nüfusun %2'si kadarını etkileyen, saç dökülmesine yol açan skar bırakmayan yaygın kronik bir otoimmün hastalıktır. Alopesi areata hastalığında çeşitli yerel ve sistemik tedaviler mevcuttur. Son zamanlarda Trombositten Zengin Plazma (PRP) işlemi tedavide daha çok kullanılmaya başlanmış. Çalışmamızda Alopesi areata hastalarında intralezyonel triamsinolon asetonid ve trombositten zengin plazma (PRP) tedavisinin etkinliğini değerlendirmek ve iki yöntemin etkililiğini karşılaştırmak amaçlanmıştır. Materyal/Metod: Çalışmamıza 27.03.2024 ve 27.03.2025 tarihleri arasında Yüzüncü Yıl Üniversitesi Tıp Fakültesi Dermatoloji Polikliniği'ne başvuran yama tipi alopesi areata hastaları katıldı. Hastalarımızın yaş aralığı 18-65 yaş arasındadır ve daha önce alopesi areata tanısı için tedavi almamış hastalardır. Hastaları 2 gruba ayırdık. Birinci gruba 4 haftada bir olmak üzere 3 seans PRP tedavisi uygulandı. İkinci gruba ise 4 haftada bir 3 seans intralezyonel triamsinolon asetonid tedavisi uygulandı. 2 grubun başlangıçta, 3.ayda ve 6.ayda saçlı derisi fotoğlanarak severity of alopecia tool (SALT, alopesi skor şiddeti) hesaplanarak istatistiksel olarak karşılaştırıldı. Yaş, cinsiyet, hastalık süresi ve aile öyküsü tedaviye yanıt etkisi araştırılıp karşılaştırıldı. Bulgular: Çalışmamıza alopesi areata tanılı 41'i (%68.33) erkek 19'u (31,66) kadın olmak üzere toplamda 60 hasta katıldı. Hastaların yaş ortalaması 27.97±7.36 yıl olarak hesaplandı. Hastalık süresi ortalaması 5±7.11 ay idi. PRP tedavisi alan hastaların başlangıç, 3.ay ve 6.ay SALT skoru ortalaması sırasıyla 6.03±0.89, 2.53±2.01 ve 0.93±1.72 idi. PRP tedavisi yapılan hastaların başlangıçta, 3.ayda ve 6.aydaki SALT skoru arasında istatistiksel olarak anlamlı bir düşüş saptandı (p<0.001). İntralezyonel triamsinolon asetonid tedavisi uygulanan hastaların başlangıç, 3.ay ve 6.ay SALT skoru ortalaması sırasıyla 6.07±0.78, 2.60±2.07 ve 1.27±2.03 idi. İntralezyonel triamsinolon asetonid tedavisi alan hastaların başlangıçta, 3.ayda ve 6.aydaki SALT skoru arasında istatistiksel olarak anlamlı bir düşüş saptandı (p<0.001). 2 grup arasında başlangıç ile 3.ay (p=0.951) arasında, başlangıç ile 6.ay (p=0.576) arasında ve 3.ay ile 6.ay (p=0.568) SALT skoru değişimleri kıyaslandığında istatiksel olarak anlamlı bir fark saptanmadı. Yaş, cinsiyet, hastalık süresi ve aile öyküsü ile tedavi yanıtı arasında anlamlı bir fark saptanmadı. PRP tedavisi yapılan 30 hastanın 3.ay tedavi yanıtına bakıldığında 4 (%13.33) hastada yanıtsız, 7 (%23.33) hastada kısmi yanıt, 7 (%23.33) hastada iyi yanıt ve 12 (%40) hastada ise çok iyi yanıt olarak değerlendirildi. 6.ayın sonunda tekrar değerlendirildiğinde 2 (%6.66) hastada yanıtsızlık, 2 (%6.66) hastada kısmi yanıt, 3 (%10) hastada iyi yanıt ve 23 (%76.66) hastada çok iyi yanıt olarak değerlendirildi. İntralezyonel triamsinolon asetonid tedavisi alan 30 hastanın 3.ay tedavi yanıtı incelendiğinde 5 (%16.66) hastada yanıtsızlık, 8 (%26.66) hastada kısmi yanıt, 7 (%23.33) hastada iyi yanıt ve 10 (%33.33) hastada çok iyi yanıt olarak değerlendirildi. 6.ayın sonunda tekrar değerlendirildiğinde 3 (%10) hastada yanıtsızlık, 3 (%10) hastada kısmi yanıt, 4 (%13.33) hastada iyi yanıt ve 20 (%66.66) hastada çok iyi yanıt olarak değerlendirildi. PRP ve İntralezyonel triamsinolon asetonid işlemi sonrası hastalarda hafif ağrı, yanma, ekimoz ve hassasiyet gibi minör yan etkiler dışında görülen başka bir yan etki bildirilmedi. Hastaların genel tedavi ve takip süreleri 6 ay olarak belirlendi. Takiplerin sonunda tedaviye cevap veren 55 hastadan PRP tedavisi alan gruptan 1 hasta, İLKS tedavisi alan gruptan 2 hasta olmak üzere toplamda hastaların 3'ünde 6 ay sonra relaps gelişti. Sonuç: 2 grup arasında fark bulunmadı. Her ne kadar istatistik olarak anlamlı bir fark bulunmamış olsa da, PRP grubundaki hastaların SALT skorundaki azalmanın, İntralezyonel triamsinolon asetonid grubundanki hastalardan daha hızlı veya yüksek olma eğiliminde olduğu gözlendi. Anahtar kelimeler: Alopesi areata, Trombositten Zengin Plazma, İntralezyonel triamsinolon asetonidSpecialist Thesis Relationship Between Serum Dheas and Cortisol Levels and Psychogenic Stress Scales With Disease Severity in Patients Diagnosed With Alopeia Areata(2024) Tuğrul, Cemre; Özdemir, İlknur YorğunAmaç: Alopesi Areata (AA), nedeni tam olarak bilinmeyen; ancak genetik özellikler, otoimmünite, emosyonel stres ve atopi gibi çeşitli nedenlere bağlı olarak ortaya çıktığı düşünülmektedir. Biz de çalışmamızda AA'nın etyolojisinde önemli yer tutan, psikojenik stresin göstergesi olan Beck depresyon testi ve serum kortizol ile Dehidroepiandrosteron Sülfat (DHEAS) seviyelerinin ölçümlerini yaparak psikojenik stresin AA'daki hastalık şiddeti üzerine etkisini araştırmayı amaçladık. Metod: Çalışmamızda Van Yüzüncü Yıl Üniversitesi Hastanesi Dermatoloji Anabilim Dalı'na, 2023 Kasım ve 2024 Mart ayları arasında başvuran 18-65 yaş arası 50 AA tanılı hasta ve hayatının hiçbir döneminde AA tanısı almamış 18-65 yaş arası 50 kişiden oluşan kontrol grubu yer almaktadır. Tüm katılımcıların serum DHEAS ve kortizol seviyeleri ölçülüp, psikojenik stres durumlarını değerlendirmek için Beck depresyon testi uygulandı ve çıkan sonuçlar kaydedildi. Ayrıca hasta grubundaki bireylerin Severity of Alopecia Toll (SALT) skorları klinik değerlendirmeyle belirlenerek kaydedildi. Elde edilen veriler kendi aralarında ve hasta ile kontrol grubu arasında istatiksel olarak karşılaştırıldı. Bulgular: Çalışmamıza katılan 100 gönüllünün 42'si (%42) kadın, 58'i (%58) erkektir. Katılımcıların büyük çoğunluğu %72'si 18-34 yaş aralığındaydı. Katılımcıların %96'sı Van yerleşik yaşamaktadır. Katılımcılardan sadece 1'inde (%1) serum kortizol değeri normalin üzerinde gelmiş olup ve hasta grubunda yer almaktadır. Serum DHEAS seviyesi ise tüm katılımcıların 7'sinde (%7) normalin üzerinde gelmiş olup; %42,8'i hasta grubunda yer almaktadır. Tüm katılımcıların 37'sinde minimal depresyon olup, %54,1'i hasta grubunda yer almaktadır. Hafif depresyon hasta ve kontrol grubunda eşit sayıda görülmüş olup toplamda 30 (%30) kişide hafif depresyon saptanmıştır. Orta depresyon toplam 28 (%28) kişide görülmüş olup %42,9'u hasta grubunda yer almaktadır. Şiddetli depresyon ise toplamda 5 (%5) kişide görülmüş olup %60'ı hasta grubunda yer almaktadır. Hasta grubunun SALT skor analizleri incelendiğinde ise %68 oran ile hastaların büyük çoğunluğu < %25 kıl kaybının olduğu grupta, yer almaktadır. Sonuç: Elde ettiğimiz verilere göre istatiksel olarak hem DHEAS ile psikojenik stres, hem de SALT skoru arasında anlamlı bir ilişki bulunmamakla birlikte DHEAS düzeyi yüksek olan bireylerde; hafif ve şiddetli depresyonun görülme oranı DHEAS düzeyi normal olanlara göre daha yüksek seyretme eğiliminde olduğu görülmüştür. Benzer şekilde Beck depresyon testi sonucundaki depresyon şiddeti ile hastalık şiddeti arasında anlamlı bir ilişki saptanmamıştır. Elde ettiğimiz veriler istatiksel olarak anlamlı gelmese de, minimal ve şiddetli depresyonun hasta grubunda görülme oranı kontrol grubuna göre daha yüksek bulunmuştur. Stresin AA etyolojisindeki rolü inkar edilemese de daha anlamlı sonuçlar elde edebilmek için daha büyük örneklem kümelerine ihtiyaç vardır.Specialist Thesis Thyroid Function Tests and Levels of Thyroid Autoantibodies in Recurrent Aphthous Stomatitis(2010) Özdemir, İlknur Yorğun; Çalka, ÖmerGiriş: Rekürren aftöz stomatit (RAS), periyodik olarak oral kavitede ortaya çıkan tek veya çok sayıda, ağrılı, minör, majör veya herpetiform ülserler ile karakterize inflamatuar bir hastalıktır. Son zamanlarda otoimmün kökenli olduğunu destekleyen oldukça önemli kanıtlar bulunmasına rağmen kesin bir etiyolojik faktörden söz etmek mümkün olmamaktadır.Amaç: Bu çalışmamızda RAS'lı hastalarda tiroid fonksiyon testlerini ve tiroid otoantikor düzeylerini değerlendirerek tiroid bezinin etkilenmiş olup olmadığını ve RAS etiyolojisinde yer alan otoimmün etiyopatogenezi destekleyebilecek bulguların varlığını araştırdık.Materyal ve Metod: Çalışmaya Yüzüncü Yıl Üniversitesi Tıp Fakültesi Deri ve Zührevi Hastalıklar Anabilim Dalı Polikliniği'nde RAS tanısıyla takip edilen 65'i bayan ve 25'i erkek 90 hasta ve 19'u bayan 11'i erkek 30 sağlıklı gönüllü alındı. Serum TSH, serbest ve total triiodotironin (sT3, TT4), serbest ve total tiroksin (sT4, TT4), tiroglobulin düzeyleri ve anti-tiroid peroksidaz antikor (Anti-TPO) ve anti-tiroglobulin antikor (Anti-TG) düzeylerine bakıldı. Ayrıca tiroid ultrasonografileri çekilerek tiroid bezi büyüklük, nodül oluşumu ve parankim homojenitesi açısından değerlendirildi. Hasta ve sağlıklı kontrol grubunun sonuçları karşılaştırıldı.Bulgular: RAS tanılı hasta grubunda kontrol grubuna oranla sT3, TT3 yüksek ve sT4 düşük, anti-TG düzeyleri yüksek ve anti-TPO düzeyleri de anlamlıya yakın olarak yüksekti (p<0.05). RAS grubundaki hastaların %31,11'inde tiroid otoantikor düzeylerinin her ikisinde veya birinde pozitiflik ve %28,8'inde değişik boyut ve sayıda nodül tespit edildi ve kontrol grubu ile aralarında istatistiksel olarak anlamlı farlılık vardı (p<0.05). Nodüllü grupta sT4 düzeyleri düşük, TSH, anti-TPO ve anti-TG düzeyleri nodül olmayan gruba göre anlamlı olarak yüksekti (p<0.05). Ayrıca nodül tespit edilen grupta hastalık süresi ortalama 7,88 yıl iken nodül tespit edilmeyen grupta 4,69 yıldı bu farklılık da istatistiksel olarak anlamlıydı (p<0.05). RAS'ın süresi attıkça; sT3, TT3 düzeyleri azalmakta ve TSH düzeyleri ise artmaktaydı. RAS'lı hastaların %13'ünde tiroid bezinde heterojenite, %4,44'ünde subklinik hipotiroidi ve %3,33'ünde de subklinik hipertiroidi vardı ve kontrol grubuyla karşılaştırıldığında aralarında istatistiksel olarak anlamlı fark vardı (p<0.05).Sonuç: Sonuçlarımız RAS'ın otoimmün kökenli olabileceği düşüncesini destekler niteliktedir. Çalışmamızın, hastalara ızdırap veren bu ağrılı ülserlerin etiyolojisine ve tedavisinde yenilik ve değişikliklere yönelik gelecekte yapılacak çalışmalara katkısı olabileceğini umuyoruz.Anahtar sözcükler: Rekürren aftöz stomatit, tiroid, otoimmünite
