1. Home
  2. Browse by Author

Browsing by Author "Gürbüz, Esra"

Filter results by typing the first few letters
Now showing 1 - 5 of 5
  • Results Per Page
  • Sort Options
  • Loading...
    Thumbnail Image
    Article
    Covıd-19 Hastalarında Antioksidanların ve Oksidatif Hasarın Durumu
    (2023) Akmeşe, Şükrü; Binici, İrfan; Huyut, Zübeyir; Gunbatar, Hulya; Karahocagil, Mustafa Kasim; Akbay, Halil İbrahim; Gürbüz, Esra
    Amaç: COVID-19, son zamanlarda bir pandemiye neden olan ve insan sağlığını önemli ölçüde etkileyen bir viral hastalıktır. Bu çalışmada COVID-19'da süperoksit dismutaz, glutatyon peroksidaz, glutatyon, toplam tiyol, doğal tiyol, disülfid, oksidatif DNA hasarı ve malondialdehit düzeyleri araştırıldı. Araçlar ve Yöntem: Bu çalışmaya revers transkriptaz-polimeraz zincir reaksiyonu ile COVID-19 tanısı konan 35 hasta ve 35 sağlıklı gönüllü dahil edildi. Enzim bağlantılı immünosorbent testi ile serum glutatyon, glutatyon peroksidaz, süperoksit dismutaz, doğal tiyol, toplam tiyol ve disülfid seviyeleri ve yüksek basınçlı-sıvı kromatografisi ile malondialdehit ve 8-hidroksi-2-deoksiguanozin/10⁶ deoksiguanozin seviyeleri ölçüldü. Bulgular: COVID-19 hasta grubunda serum süperoksit dismutaz, glutatyon peroksidaz, malondialdehit, 8-hydroxy-2-deoksiguanozin/10⁶, disülfid düzeyleri sağlıklı kontrol grubuna göre daha yüksek iken, glutathione, toplam tiyol, doğal tiyol düzeyleri daha düşüktü. Ayrıca 8-hydroxy-2-deoxyguanosine/10⁶ deoxyguanosine ile glutatyon, doğal tiyol ve toplam tiyol arasında negatif, disülfid ile pozitif korelasyon vardı. Sonuç: Bu çalışma, COVID-19 hastalarında serum süperoksit dismutaz, glutatyon peroksidaz, glutatyon, malondialdehit, 8-hydroxy-2-deoxyguanosine/10⁶ deoxyguanosine ve disülfid düzeylerinin arttığını ve glutatyon, toplam tiyol ve doğal tiyol düzeylerinin azaldığını ortaya koydu. Bu sonuçlar, COVID-19 hastalarında, antioksidan belirteç düzeylerinde azalma ve oksidatif stres belirteçlerinde artış olduğunu ortaya koydu.
  • Loading...
    Thumbnail Image
    Article
    Hastanemize Başvuran Gebe Hastalarda Rubella, Cytomegalovırus, Toxoplasma Gondii Seroprevalansı, Ölü Doğum ve Erken Doğum Oranları, Igg Pozitif Hastalarda Igg Avidite Karşılaştırılması
    (2021) Gürbüz, Esra; Baran, Ali Irfan
    Bu çalışmanın amacı, gebelerde Rubella, Cytomegalovırus ve T. gondii seroprevalansını belirlemek, ölü doğum ve erken doğum oranlarının saptanması ayrıca IgG antikorları pozitif olan gebe hastalarda avidite bakılarak IgG avidite değerlerinin karşılaştırılmasıdır. Çalışma, Kadın Hastalıkları ve Doğum Polikliniği’ne başvuran 18-48 yaş aralığındaki gebe hastalardan alınan 300 kan örneğinde Cytomegalovirus, Rubella ve T.gondii IgG ve IgM antikorlarının araştırılması amacıyla ELISA yöntemi ile yapıldı. Gebelerden alınan kan örneklerinde Rubella IgG %96 ve Rubella IgM %4, CMV IgG %99 ve CMV IgM %1,3, T.gondii IgG %56,3 ve IgM %7,6 oranında seropozitiflik tespit edildi. Ölü doğum/erken doğum olan gebelerde alınan kan örneklerinde oranlar sırasıyla Rubella IgM 2 (%18,1) / 4 (%17,3), Rubella IgG 11 (%100) / 22 (%95,6), CMV IgM 1 (%9) / 2 (%8,6), CMV IgG 11 (%100) / 23 (%100), T.gondii IgM 1 (%9) / 3 (%13), T.gondiiIgG 4 (%36,3) / 8 (%34,7) olarak saptandı. Avidite değerlerinin sırayla düşük/gri zon/yüksek değerlerin Rubella’da 3/0/2, Cytomegalovırus’te 0/0/3 ve T.gondii’de 8/1/12 şeklinde olduğu saptandı. Sonuç olarak, düşük veya ölü doğumlara sebep olabilen T. gondii, Cytomegalovırus ve Rubella etkenleri, bölgemizdeki gebe hastalarda halen önemini koruyan sağlık sorunları arasındadır. Serolojik yöntemlerin, bu enfeksiyonların teşhisinde ve IgG avidite testi yapılarak şüpheli durumların netleştirilmesinde, hekime yol gösterici bir yöntem olabileceği kanaatine varıldı.
  • Loading...
    Thumbnail Image
    Article
    İnfeksiyöz Üveitli Hastaların Klinik Özelliklerinin ve Tedavi Yaklaşımlarının Değerlendirilmesi
    (Bilimsel Tip Yayinevi, 2025) Gürbüz, Esra; Ekici, Abdurrahman; Aydemır, Selahattın; Gök, Zarife Ekici
    Giriş: Birçok bakteriyel, viral, fungal ve paraziter hastalığın, çeşitli koryoretinal semptomlarla birlikte oküler inflamasyona neden olması mümkündür. Bu çalışma, infeksiyöz üveitli hastaların klinik özelliklerinin ve tedavi yaklaşımlarının değerlendirilmesi amacıyla yapılmıştır. Materyal ve Metod: Çalışmaya Mayıs 2020 ile Haziran 2023 tarihleri arasında Malatya Turgut Özal Üniversitesi Eğitim ve Araştırma Hastanesi Göz Hastalıkları Kliniğinde üveit tanısı koyulan 156 hasta dahil edilmiştir. Bu hastaların verileri hastane otomasyon sistemin- den elde edilmiştir. İnfeksiyöz üveit tanısı, klinik ve laboratuvar bulgularının bir kombinasyonuna dayanmaktadır. Hastaların laboratuvar tetkikleri ve tedavi yaklaşımlarına ilişkin veriler de incelenmiştir. Bulgular: Hastaların %18.5’inde infeksiyöz üveit tespit edilmiştir. Bu hastaların yedisinde (%24.1) Toxoplasma gondii’ye bağlı retinit, 17 (%58.6)’sinde Herpes simpleks ve üçünde (%10.3) Herpes zoster virüsüne bağlı keratoüveit görülmüştür. Bir hastada Bartonella nöroretiniti gözlenmiştir. Bir hastada, ilişkili herhangi bir sistemik hastalık olmaksızın koronavirüs hastalığı 2019 sonrası başlayan izole ön üveit tespit edilmiştir. Koroid granülomuna bağlı seröz retinopatisi olan bir tüberküloz hastası tespit edilmiş ancak hasta bu klinikte tedavi edilmediği için mevcut vakalara dahil edilmemiştir. Toksoplazmoz tanısı alan hastalara klindamisin, trimetoprim-sülfametoksazol ve steroid, Herpes simpleks ve Herpes zoster virüsüne bağlı üveit tanısı alan hastalara ise antiviral tedavi uygulanmıştır. Bu hastalarda tedavi sonrasında kornea skarı ile iyileşenler dışında görme kaybı saptanmamıştır. Tam kat kornea tutulumu, üveit ve kataraktı olan bir hastada ise tedavi ile minimal düzelme gözlenmiş ancak bu hastada takip döneminde sık nüks saptanmıştır. Sonuç: İnfeksiyöz üveitte erken tanı, tedavi ve yakın takibin hastalığın olumsuz prognozunu en aza indirmesi mümkündür.
  • Loading...
    Thumbnail Image
    Article
    Kuaför Salonlarında Çalışan ve Hizmet Alan Bireylerde Demodex Spp’nin Görülme Sıklığı
    (2022) Yürektürk, Şehriban; Yıldız, Halime; Demir, Canan; Gürbüz, Esra; Ekici, Abdurrahman
    Bu çalışma ile kuaför salonu çalışanlarında ve hizmet alan bireylerde Demodex spp’nin görülme sıklığının belirlenmesi amaçlanmıştır. Bu çalışmaya Van ili merkez ilçelerinde hizmet veren 55 kuaför salonu çalışanı ve kuaför hizmeti alan 55 kişi dâhil edildi. Örnekler standart yüzeysel deri biyopsisi yöntemi ile burun, çene ve alın bölgelerinden alındı. Bu örneklerin üzerine birer damla Hoyer eriyiği damlatıldıktan sonra mikroskopta, 10’luk ve 20’lik objektif ile akarların erişkin, larva, nimf ve yumurta formları araştırıldı. Çalışmaya dahil edilen 55 kuaför çalışanının %29.8’inde, kuaför hizmeti alan 55 bireyin %70.2’sinde Demodex spp saptandı. Demodex spp görülme sıklığı açısından kuaför çalışanları ile hizmet alanlar arasında istatistiksel olarak anlamlı bir korelasyon bulundu. Parazit saptanan 47 olgudan 44’ünün kadın, 3’ünün erkek olduğu belirlendi. Cinsiyet ile parazitin görülme sıklığı arasında istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki bulundu. Kişisel bakım ve hijyen merkezlerinde hizmet alan insanlara, bu parazit hakkında bilgilendirici el broşürlerinin dağıtılmasının Demodex spp görülme sıklığını düşürebileceği kanaatine varıldı.
  • Loading...
    Thumbnail Image
    Article
    Molecular Detection of Intestinal Protozoa and Microsporidia in HIV/AIDS Patients
    (Elsevier Inc., 2026) Yürektürk, Şehriban; Damar-Cakirca, Tuba; Gürbüz, Esra; Aydemi̇r, Selahattin; Ekici, Abdurrahman
    Introduction: This study investigate opportunistic pathogens Cryptosporidium spp, Giardia intestinalis, Blastocystis, and microsporidia species in patients with human immunodeficiency virus (HIV) infection using molecular methods, and to identify associated risk factors. Methods: The study included 100 randomly selected HIV-seropositive patients, along with 50 healthy individuals as the control group. Participants who reported receiving antiparasitic treatment during the study period were excluded. Conventional polymerase chain reaction (PCR) was used to detect Blastocystis and microsporidia, while nested PCR was employed to identify Cryptosporidium spp. and G. intestinalis. Results: Blastocystis was found in 22% of the of HIV/acquired immunodeficiency syndrome (AIDS) patients, as was microsporidia in 17%, Cryptosporidium spp. in 12%, and G. intestinalis in 11%. In the control group, Blastocystis was detected in 8%, microsporidia in 6% and Cryptosporidium spp. in 2%, while G. intestinalis was not detected. The differences in the prevalence of G. intestinalis (p = 0.001), Cryptosporidium spp. (p = 0.009), microsporidia (p = 0.013), and Blastocystis (p = 0.029) between the patient and control groups were statistically significant. Multiple parasitic infections were identified in 12% of HIV/AIDS patients, whereas no cases of multiple parasitism were observed in the control group. Conclusion: HIV/AIDS patients were found to be at increased risk for G. intestinalis, Cryptosporidium spp., microsporidia, and Blastocystis. Given the presence of multiple parasitism, stool samples from HIV/AIDS patients should be routinely screened using comprehensive diagnostic methods targeting all major intestinal parasites. © 2025 Elsevier B.V., All rights reserved.