TR-Dizin İndeksli Yayınlar Koleksiyonu
Permanent URI for this collectionhttps://hdl.handle.net/20.500.14720/5
Browse
Recent Submissions
Article Multipl Sklerozlu Bireylerde Yorgunluk Belirleyicilerinin Tanımlanması(2026) Ozakbas, Serkan; Özdoğar, Asiye Tuba; Yeşiloğlu, Pervin; Alizada, Said; Şimşek, YaseminAmaç: Bu çalışma, multipl sklerozlu (MS) bireylerde yorgunluğun belirleyicilerini; engellilik düzeyi, fiziksel performans, uykululuk ve depresyon gibi klinik ve demografik faktörleri değerlendirerek tanımlamayı amaçlamaktadır. Gereç ve Yöntem: Bu kesitsel çalışmaya toplam 747 pwMS dahil edilmiştir. Yorgunluk, Modifiye Yorgunluk Etki Ölçeği (MYEÖ) kullanılarak değerlendirilmiştir. Yorgunluğun belirleyicilerini tanımlamak amacıyla toplam MYEÖ skoru ve alt boyutları (fiziksel, bilişsel, psiko-sosyal) temel alınarak çoklu doğrusal regresyon analizleri yapılmıştır. Bağımsız değişkenler; yaş, hastalık süresi, atak sayısı, hastalık modifiye edici tedavi (DMT) sayısı, Genişletilmiş Engellilik Durum Ölçeği (EDSS) skoru, Zamanlı 25 Adım Yürüme Testi (Z25AYT), Dokuz Delikli Peg Testi (DDPT), Epworth Uykululuk Ölçeği (EUÖ) ve Beck Depresyon Envanteri (BDE) idi. Bulgular: Daha yüksek EDSS skoru (β=0,191, pArticle Göç ve Mutfak Kültürü̈ Etkileşimi: Van İli Özelinde Bir Araştırma(2025) Koc, Pelın Yagcı; Ozkan, Bahadir InancBu araştırmanın amacı, Van’a çevre illerden (Hakkâri, Şırnak, Bitlis, Siirt ve Ağrı) yapılan iç göçlerin Van’ın mutfağına, mutfak kültürüne ve gastronomisine herhangi bir etkisinin olup olmadığının tespit edilmesidir. Bu amaç doğrultusunda, nitel araştırma desenlerin biri olan fenomenoloji benimsenmiştir. Araştırmanın evrenini Van’da faaliyet gösteren yöresel mutfak restoranlarında çalışanlar; örneklemini ise bu çalışanlardan homojen (benzeşik) örnekleme tekniği tercih edilerek seçilmiş katılımcılar oluşturmaktadır. Araştırmaya yönelik olarak veriler, yarı yapılandırılmış mülakat formu aracılığıyla elde edilmiş ve içerik analizine tabi tutulmuştur. Analiz bulguları, Van’ın çevre illerden önemli ölçüde göç almasına karşın, mutfak kültürünün büyük oranda özgün yapısını koruduğunu; coğrafi ve kültürel yakınlıkların ise yemek repertuarında yalnızca sınırlı düzeyde farklılaşmalara neden olduğunu göstermektedir. Mevcut çalışmanın Van’a çevre illerden yapılan göçlerin Van’ın mutfağına, mutfak kültürüne ve gastronomisine etkisi hakkında bir fikir vermeyi sağlayacağı, Van gastronomisinin ve yerel mutfağının çevre illerden alınan iç göç karşısında mevcut durumunun anlaşılmasında ve yorumlanmasında öngörü oluşturabileceği düşünülmektedir.Article Kadın Başlığından Mutfak Eşyasına Bir İkilemenin İzinde: Tas Tebilek(2025) Eratalay, Sevda ÖzenTarihsel Türkçeye ait bazı dil unsurlarının Türkiye Türkçesinde bulunmaması, bunların unutulduğu ya da kullanımdan düştüğü anlamına gelmez. Bu unsurları günümüze taşıyan en önemli araçlardan biri halk ağızlarıdır. Çünkü halk, eskicil ögeleri kullanma ya da yeni dil unsurları yaratmada oldukça başarılıdır. Bazen eski bir sözcüğe yeni anlamlar yükleyerek yeniden canlandıran halk bu çerçevede Türk diline önemli katkılar sunmaktadır. Batı Anadolu’nun bazı yörelerinde karşımıza çıkan tas tebilek, bunun en güzel örneklerindendir. Kadın başlığı anlamına gelen tas ve tebilek sözcükleri yöre ağızlarında temel anlamından sıyrılarak, ikileme yapısında, çeyiz ve mutfak eşyası anlamına bürünmüştür. Çalışma, Manisa’nın Alaşehir ve Sarıgöl ilçeleri ile bu ilçelere bağlı bazı köylerinde telaffuz edilen tas tebilek ikilemesinin anlambilimsel ve biçimbilimsel değerlendirmesi üzerinedir. Yeni ve farklı bir ikileme oluşturan tas tebilek sözcükleri tarihsel metinlerde karşımıza çıkan sözcüklerdendir ve bu bağlamda söz varlığına katkı sunacak niteliktedir.Article Dip Tarama Çamurunun (Van Gölü) Jeoteknik Özellikleri ve Dolgu Malzemesi Olarak Kullanılabilirliği(2025) Türkmenoğlu, Mehmet; Ozturk, Dilara; Özgüven, Ayşe; Özvan, Ali; Özvan, Elif Erdeve; Yeşilova, ÖmerVan Gölü doğu kıyısında geçmiş yıllarda göle deşarj edilen arıtma çamuru, büyük bir göl tabanı kirliliğine neden olmuştur. 2021 yılında tamamlanan Van İleri Biyolojik Atıksu Arıtma Tesisi çıkış sularının deşarj edildiği göl tabanında dip çamuru temizliği başlatılmıştır. Bu çalışmada, göl tabanından çıkartılan dip tarama çamurlarının bertarafı konusunda araştırma başlatılmış ve ekskavatör ile alınan dip tarama malzemesinin ilksel hali (DTM-1) ile geotüplerde susuzlaştırılarak elde edilen dip tarama malzemesi üzerinde (DTM-2) bazı fiziksel ve mekanik deneyler yapılmıştır. Yapılan deneysel çalışmada dip çamurlarının inorganik özellik gösterdiği belirlenmiştir. Ayrıca dip çamurlarının yol dolgu malzemesi olarak uygunluğunu araştırmak amacıyla Standart Proktor deneyi, sıkıştırılmış her iki dip tarama malzemesi üzerinde yaş CBR (California Taşıma Oranı) ve direk kesme kutusu deneyleri yapılmıştır. Elde edilen verilere göre, dip çamurlarının güncel Karayolları Teknik Şartnamesinde (KTŞ) dolgular için istenilen limit değerlerin bir kısmını sağladığı ve dolgu malzemesi olarak ek katkılar ile karıştırılıp kullanılabileceği sonucuna ulaşılmıştır. Ayrıca bu sonuçlar, jeoteknik ve çevre mühendisliği uygulamalarında sürdürülebilir malzeme yönetimine katkı sağlayacaktır.Article Ahmed-i Mahmud’un Zemîn-i Sûhte Adlı Eserinde İran-Irak Savaşının Yansımaları(2025) Gedik, MelekEdebiyat, tarihsel süreçler dikkate alındığında yazar ve şairlerin savaşların bireyler ve toplumlar üzerindeki etkilerini anlatmaya ve anlamlandırmaya çalıştıkları bir mecra olmuştur. Bu anlamda İran edebiyatı incelendiğinde İran’ı siyasal, ekonomik ve toplumsal açıdan etkileyen İran-Irak savaşının edebiyata yansıdığı görülmektedir. 1980-1988 yılları arasında meydana gelen bu savaş birçok İranlı yazar tarafından eserlerine konu edilmiştir. Bu yazarlar kaleme aldıkları romanlarında cephede yaşananları, cephenin ardında verilen mücadeleleri, savaşın şehirlerde meydana getirdiği olumsuzlukları ve savaşın sebep olduğu göçleri tasvir etmişlerdir. Bu yazarlar arasında 1361/1982 yılında yayımlanan Zemîn-i Sûhte adlı eseriyle Ahmed-i Mahmud yer almaktadır. Savaş deneyimini Zemîn-i Sûhte eseriyle dile getiren Mahmud, İran-Irak savaşı ile birlikte İran halkının toplumsal ve ekonomik anlamda yaşadığı sıkıntıları işlemiştir. Eser, Ahmed-i Mahmud’un doğup büyüdüğü şehir olan Ahvaz’da bizatihi tecrübe ettiği savaş ortamını tasvir etmesi açısından tarihi bir olaya da kaynaklık etmektedir. Bu çalışmada, İran-Irak savaşının birey, toplum ve mekân üzerindeki yansımaları Ahmed-i Mahmud’un Zemîn-i Sûhte adlı eseri bağlamında ele alınmaya çalışılacaktır.Article Simin Daneshvar'ın Entekhab ve Nezihe Meriç'in Gülün İçinde Bülbül Sesi Var Öykü Seçkilerinde Kadının Konumuna Dair Karşılaştırmalı Bir Bakış(2025) Farshad, Saba; Maleki, ElnazBu çalışmada, İranlı ve Türk iki ünlü kadın yazarın söz konusu öykülerinde kurguladıkları kadınlar ve onların konumları karşılaştırmalı olarak ele alınmıştır. Zikredilen eserlerde geleneksel yapıya sahip olan toplumlarda verdikleri mücadele doğrultusunda incelenen kadın imgelerinin, diğer toplumlardaki kadınlardan farklı bir görünümü yansıttıkları söylenebilir. Söz konusu eserlerde yer alan kadınlar, yaşadıkları toplumun bakış açılarınca fedakâr anne rolüyle özdeş, kocasına hizmet eden itaatkâr bireylerdir. Ancak bu kadınların yanı sıra, içinde bulundukları sistemi sorgulayan ve toplumsal baskılara rağmen kendini ifade etmeye çalışan kadın karakterler de dikkat çekmektedir. Bu bağlamda yazarların incelenen öykülerinde, geleneksel toplumlarda kadının bilinçlenmesi ve kendi değerinin farkına varması gerekliliği; toplumdaki eşitsizliğe ve kadın haklarının ihlaline karşı mücadele verilmesi ve güçlü bir tavır sergilenmesi gibi paralel izleklerin bulunduğu iddia edilebilir.Article Tasavvufun Teşekkül Döneminde Nîşâbur’dan Mekke’ye Bir Sûfînin Mânevî Seyri: Nasrâbâdî’nin Hayatı Ve Tasavvufî Portresi(2025) Bozkurt, Halil; Çelenk, AbdulkerimTasavvufun bireysel subjektif bir ilim olduğu düşünüldüğünde şahıs bazlı çalışmaların önemi daha iyi anlaşılmaktadır. Özellikle tasavvufun teşekkül döneminde bazı muhitlerde yine bazı kavramlar çerçevesinde gelişen tasavvuf anlayışlarından söz edilmektedir. Tam da buradan hareketle tasavvufun teşekkül döneminin üzerine söz söylenmesi ve müstakil çalışmaların yapılması gereken merkezlerinden biri de Nîşâbur’dur. Bu muhit tasavvufun teşekkülünde genellikle melâmet ve fütüvvetle anılmış; günümüze kadar adları ulaşan ve çevresini etkileyen mühim sûfîler yetiştirmiştir. Bu sûfîlerden biri de Ebü’l-Kâsım en-Nasrâbâdî’dir. Onunla ilgili hem tasavvuf literatüründe hem de tarih, ensâb ve buldân kitaplarında bilgilere tesadüf edilmektedir. Nasrâbâdî melâmetiliğin üçüncü tabakasında zikredilmiştir. Öte yandan o hadis, siyer, tarih gibi ilimlerle ilgilenmiş ve özellikle hadis ilminde eser veren talebeler yetiştirmiştir. Çok fazla ilmî seyahatlerde bulunan Nasrâbâdî, dönemin önemli ilim merkezlerine gitmiş ve bu merkezlerdeki ileri gelen ilim erbâbıyla görüşmüştür. Nasrâbâdî tasavvufî olarak kendisinde hem Nîşâbur hem de Bağdat tasavvuf anlayışını birleştirmiştir. Onun tasavvuftaki şeyhi Ebû Bekir eş-Şiblî’dir. Bununla birlikte o Hallâc-ı Mansûr’un etkisinde kalmıştır. Bu etkinin tezâhürü olarak Nasrâbâdî halk tarafından yanlış anlaşılmış, darp edilmiş, hapsedilmiş ve yaşamış olduğu şehri terk etmek zorunda kalmıştır. Ayrıca onun mânevî terbiyesi altında yetiştiği üstadları arasında Cüneydiyye mektebinin önemli simalarının olduğu görülmektedir. Buna ilaveten tasavvufun teşekkülüyle tedvîni arasında köprü bir şahsiyet olan Nasrâbâdî mühim mürîdler yetiştirmiştir. Onun mürîdleri arasında Sülemî ve Ebû Ali ed-Dekkâk vardır. Sülemî’nin eserlerine bakıldığında Nasrâbâdî’nin tarihçi, muhaddis ve müfessir kimliğinin doğrudan etkisi açıkça görülmektedir. Bununla birlikte Nasrâbâdî Dekkâk aracılığıyla Kuşeyrî’ye de dolaylı olarak etki etmiştir. Horasan çevresinde yetişen ve tasavvufa dair eser veren müelliflerin eserlerinde Nasrâbâdî’den fazlaca nakilde bulunulması onun o muhitte ne denli ehemmiyetli bir sûfî olduğuna işarettir. Tanımladığı tasavvufî kavramlara bakıldığında onun üzerinde hallerin baskın olduğu görülür. Ayrıca semâya hususi olarak değer vermesi onda klasik bir melâmî eğilimin olmadığını ve şeyhi Şiblî’nin ve Bağdat tasavvuf anlayışının etkisini göstermektedir. Nasrâbâdî’nin tasavvuf anlayışının temelinde Kur’ân ve sünnet vardır. Öte yandan onun tasavvuf tanımında doğduğu şehrin tasavvufî etkisi görülmektedir. Bu yönüyle o tasavvufu tanımlarken aynı zamanda fütüvveti de tanımlamaktadır. Dolayısıyla Nasrâbâdî de keskin bir tasavvuf-fütüvvet ayrımı göze çarpmamakta; hatta bu iki kavramın birbirinin yerine kullanılabileceği izlenimi uyanmaktadır. Nasrâbâdî’nin tasavvuf anlayışında cezbe ve şathiye merkezî konumdadır. Ona göre cezbe sûfîyi mânevî olarak terakkî ettirmeye vesiledir. Bunun yanında onun şathiyeleri Baklî’nin Şerh-i Şathiyyat’ında müstakil bir başlıkla, Attâr’ın Tezkiretü’l-Evliyâ’sında onun hayatının anlatıldığı bölümde ele alınmıştır. Onun setr-tecellî, sahv-sekr, cem’-tefrika, mahv-isbat gibi hâllerle ilgili tanımlamaları bulunmaktadır. Bununla birlikte onun takvâ, zühd, şükür, zikir, ibadet, havf-recâ, firâset, şevk, tevekkül, rızâ, muhabbet, mârifet gibi makamlarla alakalı tanımlamalarının eserlerde yer alması bu yönüyle tasavvufun kitâbî bir ilim haline gelmesine dolaylı olarak katkıda bulunmuştur.Article Ebu’l-Esved Ed-Düelî’nin Gramerciliği ve Şiirlerindeki İzdüşümü(2025) Dede, MazharHangi dil olursa olsun dillerin dilbilgisi kuralları, o alanda uzman bir grubun bir araya gelerek bir anda oluşturduğu bir kurallar manzumesi olarak düşünülmemelidir. Bilakis dillerin gramerleri, konuşanlar tarafından nasıl kullanıldığına bağlı olarak organik bir şekilde zamanla gelişir, yaygınlaşır ve birer norm haline gelerek o dili konuşanlar tarafından içselleştirilir. Dilbilgisi kurallarının geçirmiş olduğu uzun soluklu bu süreç, çoğunlukla zihinlerde çeşitli soru işaretleri bırakmıştır. Bu bilinmezliklerin yanında her dilin gramer kurallarının ortaya çıkış serüveniyle ilgili değişik rivayetler de bulunmaktadır. Sahip olduğu bazı özelliklerle diğer dillerden tamamen farklı olan Arap gramer kurallarının ilk ortaya çıkış sebebiyle ilgili de çok farklı rivayetler ve bu rivayetlere bağlı olarak ilgi çekici örnekler bulunmaktadır. Tüm bu farklı rivayetlerin ve örneklerin odağında ise kahir ekseriyetle ilmin kapısı olarak tanımlanan Hz. Ali’nin talebesi ve tâbiîn neslinden sayılan Ebu’l-Esved ed-Düelî ismi yer almaktadır. Söz konusu rivayetlerde Ebu’l-Esved ed-Düelî isminin ön plana çıkmasının birçok sebebi sıralanmaktadır. Çevresi tarafından akıllı, zeki, özgüvenli, Arap gramer uzmanı Hz. Ali ile sıkı bir iletişim sahibi olması ve dilin garip ve inceliklerini bilen birisi olarak tanımlanan Ebu’l-Esved ed-Düelî’nin sahip olduğu başlıca özelliklerden biri de şair olmasıdır. Ebu’l-Esved’e ait şiirler derinlemesine incelendiğinde, şiirlerini sanat ve estetik kaygısıyla yazmaktan ziyade dönemin sosyal ve siyasi yapısını yansıtma amacıyla yazdığı görülmektedir. Yazdığı şiirler, dönemin siyasi taraflarına birer cevap niteliği taşıyıp bir karşı koyma mücadelesi niteliğindedir. Şiirleri kendisinden sonra bir araya getirilerek müstakil bir divan haline getirilmiş ve bu divan günümüze ulaşmıştır. Arap gramer kurallarını sistematik hale getiren ilk kişinin aynı zamanda bir şair olması ve şiir divanının günümüze ulaşmış olması, şiirlerinde gramer kurallarına dair bilgilerin doğrudan veya dolaylı olarak yer alıp almadığı konusunda ilgililerin zihinlerinde merak uyandırmaktadır. İlk bakışta şiirlerinde gramerle ilgili bazı konularda kesin yargıda bulunduğuna dair bulguların dikkat çekmesi konuyu daha da önemli kılmaktadır. Ebu’l-Esved ed-Düelî’nin şiirlerinde kendisinden sonra kaleme alınmış gramer kitaplarında bulunan kurallara aykırı kullanımların bulunması ve bu kullanımlara dair yapılan açıklamaların şiirlerdeki kullanımlarla örtüşmemesi bu tür kullanımların etraflıca ele alınma ihtiyacını ortaya çıkarmaktadır. Bu çalışma, Ebu’l-Esved ed-Düelî’nin şiirlerinde gramere dair bilgilerin varlığını ortaya koymayı amaçlamaktadır. Bununla birlikte söz konusu bu bilgilerin daha sonra kaleme alınan gramer kaynaklarındaki bilgilerle ne ölçüde uyuştuğunu incelemeyi hedeflemektedir. İnceleme yapılırken başta kendisine ait divandaki şiirleri irdelenerek daha sonra divanında yer almayıp kendisine isnad edilen şiirler için alanda kabul görülen diğer klasik kaynaklara müracaat edilerek tahlil edici, çözümleyici ve betimleyici bir yöntem takip edilmiştir. Ebu’l-Esved’in şiirlerinde bulunan gramer kurallarına dair bilgiler klasik gramer kaynaklarındaki bilgilerle karşılaştırılarak ortaya analitik bir değerlendirme koymaya çalışılmıştır.Article Mecûsî Din Adamlarından İran İslamlaşmasına Karşı Sivil Bir Duruş: Kitap Telifi ve Ahir Zaman Edebiyatına Sarılma(2025) Turun, VeysiSâsânîlerin resmî din ilan ettiği Mecûsîlik, devlet erkiyle geliştirdiği iş birliği sayesinde Sâsânî Dönemi boyunca devletin resmi, İranlıların da milli dini hüviyetini kazanmıştır. Bu dönemde polisiye tedbirlere başvuran Mobedân sınıfı, farklı din ve mezheplerle mücadele ederek onların İran’daki yayılmasını önlemeye çalışmıştır. Ancak İslamî fetihlerle beraber devletin siyasî-askerî desteğini kaybeden Mecûsîlik, İslamlaşma karşısında zemin kaybederek hicrî üç ve dördüncü asırdan itibaren bir azınlık dini haline gelmiştir. Bunun üzerine nüfuz alanı daralan Mobedân, siyasi/askerî tedbirler dışında “sivil tedbirler” olarak nitelendirilebilecek yeni önlemlere başvurmuştur. Bu amaçla 3.-4./9.-10. asırlarda bir yandan fıkhî-kelâmî eserler telif edilirken diğer taraftan geleceğe dair kehanetlerde bulunmuşlardır. Bu yönteme başvurmalarının temel gerekçesi; Mecûsî müntesiplerinin İslamlaşmasının önüne geçmek, şifahi gelenekle gelen dini müktesebatı yazıya geçirerek onu yok olmaktan kurtarmak ve fikrî-dini alanda müntesiplerinin düşüncesinde oluşan soru işaretlerini gidermekti. Öte taraftan Müslümanların muzaffer, Mecûsîlerin ise mağlup olması; Mecûsî toplumda İslamiyet’in hak, Zerdüştîliğin ise batıl din olduğu kanaatini pekiştiriyordu. İşte bu düşünceyi izale etmek isteyen Mobedân, Avestâ ve Zendlerden yararlanarak eserler yazmış, kurtarıcı ve ahir zamana dair kehanetlerde (pîşgûyî) bulunmuşlardır. Ahura Mazda, Zerdüşt ve bazı dini liderleri konuşturarak geleceğe dair verilen haberler ile Mecûsîler açısından yaşanılan zorlu koşullar normal gösterilmeye çalışılarak mevcut durum rasyonel temellere oturtulmaya çalışılmıştır. Başka bir ifadeyle İran’ın fethi, İslamiyet’in Mecûsîler arasında yayılması ve Mecûsîlerin sosyo-ekonomik çeşitli zorluklarla yüzleşmesi gibi durumların Ahura Mazda’nın ezelden tayin ettiği kader çerçevesinde geliştiği düşüncesi işlenmiştir. Mecûsî bireye düşen ise bu zorlu şartlarda bile dinine sıkı sıkıya bağlanıp kurtarıcının gelmesini beklemektir. Esasen Sâsânîler Dönemi’nde Zurvanizm’in etkisine giren Mecûsîliğin “kaderci” bir din anlayışına bürünmesi, mobedâna mevcut durumu Ahura Mazda’nın tayin ettiği kaderin bir tecellisi olarak gösterme fırsatı sunmaktaydı. Ayrıca MÖ 330 yılında Pers/Ehameniş İmparatorluğu’nun yıkılması ve İran’ın Yunan işgaline uğraması üzerine Mecûsîlik zorlu bir sürece girmişti. İşte ahir zaman edebiyatının temelleri bu dönemde atılmıştı. Sâsânîler döneminde güçlü bir devlete sahip olması üzerine Mobedân –Mecûsîliğin tekrar sıkıntılı dönemlere girmeyeceğinden hareketle- önceki dönemde kurtarıcı, ahir zaman ve eskatoloji alanında üretilen edebiyatı bilinçli bir şekilde unutturmaya çalışmıştı. Fakat bu edebiyatın sözlü gelenek yolu ile İslamî döneme kadar gelmeyi başarması, din adamlarına fütuhattan sonra onu yeniden canlandırma imkânı sunmuştur. Makale, Pehlevî Metinler üzerinden Mobedânın İran’ın fethi ve İslamlaşmasına karşı geliştirdiği iki stratejiyi ele almaktadır. Bunlardan birincisi dini metinleri telif etmek, ikincisi ise ahir zamana dair kehanetlerde bulunarak Mecûsîler açısından yaşanılan zorlukların kaçınılmaz olduğunu ortaya koymaktır. Nitel araştırma yöntemlerinden kitap ve belge analizi yöntemiyle hazırlanan bu çalışma, Mobedânın dindaşlarının İslamlaşma sürecine karşı aldığı önlemleri incelemektedir. Araştırmada özellikle Mecûsî kaynaklar üzerinden mobedânın tutumları ele alınmıştır. Ayrıca, İran coğrafyasının İslamlaşması konusundaki çalışmaların sınırlı olması, bu çalışmanın literatüre katkı sağlamasını mümkün kılmaktadır.Article Antihiperlipidemikler Kaynaklı İlaç Etkileşimlerinin Tespiti: Gözlemsel Bir Çalışma(2025) Arslan, Miray; Cengiz, Zehra BetülAmaç: Bu çalışma antihiperlipidemikler kaynaklı ilaç-ilaç etkileşimlerini (DDI), DDIs tespit etmede kullanılan programlar aracılığıyla ortaya koymayı amaçlamaktadır. Gereç ve Yöntem: Kasım 2022 ile Nisan 2023 tarihleri arasında en az bir anti-hiperlipidemik ilaç ve farklı bir farmakolojik gruptan ilaç içeren 250 reçete, DDI açısından değerlendirildi. Değerlendirmeler, Van'daki bir serbest eczaneden alınan reçeteler üzerinden üç farklı DDI kontrol programı (RxMediaPharma®, Medscape ve Drugs.com) kullanılarak gerçekleştirildi. Sonuç ve Tartışma: Reçetelerin 115'inde anti-hiperlipidemik ilaçlara bağlı DDI'lar tespit edilmiştir. DDI'lar 38 aktif madde çifti arasında meydana gelmiştir. Etkileşimlerin %85'inin atorvastatinden kaynaklandığı belirlendi. En sık DDI, atorvastatin ve pantoprazol arasında bulunmuştur. 38 farklı madde çiftinden yalnızca 7'si için, üç program da etkileşim sonucunu vermiştir. Anti-hiperlipidemik ilaçlara bağlı DDI'ların genellikle orta düzeyde olduğu belirlenmiştir. Ancak, çalışmada kullanılan üç DDI kontrol programının DDI'ları tespit etmede farklı sonuçlar verdiği görülmüştür.Article 20. Yüzyıl Arap Dünyasında Dilbilimin Gelişimi Ve Önde Gelen Dilbilimcileri(2025) Kaya, EsmaBu çalışmada, 20. yüzyılda Arap dünyasında dilbilim düşüncesinin ortaya çıkışı, bölgesel farklılıklar ve öne çıkan Arap dilbilimciler çerçevesinde ele alınmıştır. Çalışmada, özellikle Ferdinand de Saussure’ün yapısalcı dil anlayışının Batı dünyasındaki etkilerine paralel olarak Arap dünyasında gelişen dilbilim yönelimleri incelenmiştir. Bu bağlamda Maşrik ve Mağrib bölgelerinde ortaya çıkan farklı yaklaşımlar, öne çıkan dilbilimciler ekseninde değerlendirilmiştir. Dilbilim çalışmalarının Maşrik’te 1940’lı yıllardan sonra, Mağrib’te ise 1960’lı yıllarda ivme kazandığı gözlemlenmiş, Maşrik’teki eğilimlerin büyük ölçüde İngiliz dilbilim ekolüne, Mağrib’teki yaklaşımların ise daha çok Fransız ekolüne dayandığı belirlenmiştir. Bu çalışmanın amacı, söz konusu iki bölge arasında ortaya çıkan yönelimlerdeki farkları ortaya koymak, klasik Arap nahvi ile modern dilbilim kuramları arasındaki ilişkiyi değerlendirmek ve modern Arap dilbilimcilerinin bu doğrultudaki katkılarını incelemektir. Nitel araştırma yöntemlerinden doküman incelemesi ve içerik analizi kullanılarak elde edilen veriler ışığında, Arap dünyasında öne çıkan Ali Vâfî, İbrahîm Enîs, Temmâm Hassân, Abdurrahmân el-Hâc Sâlih, Abdülkâdir el-Mehîrî, Abdülkâdir el-Fâsî el-Fihrî, Abdüsselâm el-Misiddî gibi öncü isimlerin yaklaşımları derinlemesine analiz edilmiştir. Sonuç olarak, Arap dilbiliminde 20. yüzyılda yaşanan dönüşümün bölgesel, yöntemsel ve kuramsal düzeyde farklılaştığı; bu farklılaşmanın hem klasik dil geleneğiyle olan ilişkide hem de Batı kaynaklı modern yaklaşımlarla olan etkileşimde belirleyici olduğu anlaşılmıştır.Article Preparation, Characterization, And Catalytic Activity of Pd-Fe₃o₄@KLN Nano-Composite For Reduction of 4-Nitrophenol(2025) Karakoyun, NecdetIn this work, we developed a Pd–Fe₃O₄@KLN nanocomposite through a straightforward and efficient synthesis route that employs kaolin (KLN) as the structural template, Fe₃O₄ as the magnetic component, and palladium nanoparticles as the active sites. Structural analyses (XRD, SEM, and XPS) confirmed that the kaolin framework remained intact while enabling the successful formation of Fe₃O₄ and a uniform distribution of Pd⁰/PdO species across the support. The resulting material acted as an excellent catalyst towards the catalytic reduction of 4-nitrophenol, achieving complete conversion within 45 seconds under suitable reaction conditions. The decay process obeyed pseudo-first order kinetics, which was fixed by its high apparent rates (5.52–6.27 min⁻¹). Temperature-dependent kinetic studies gave an activation energy of 70.24 kJ mol⁻¹, and Eyring analysis yielded ΔH# = 67.68 kJ mol⁻¹ and ΔS# = –0.01732 kJ mol⁻¹ K⁻¹. Magnetic measurements revealed superparamagnetic behavior, facilitating easy separation with an external magnet. Reusability tests showed that the catalyst preserved more than 80 % of its activity after five consecutive runs, with minimal Pd leaching (< 0.16 %). These results highlight Pd–Fe₃O₄@KLN as an environmentally friendly, magnetically recoverable, and reusable catalyst facilitating efficient reduction of nitroaromatic pollutants.Article Determination of Trace Elements and Anions in Six Different Natural Spring Waters in Van Province by ICP-MS and Ion Chromatography Methods(2025) Calimli, Mehmet Harbi; Tekçe, Serkan; Kanberoglu, Gülsah Saydan; Kaya, NurcanIn this study, six different spring waters within the province of Van were analyzed using advanced and highly reliable ICP-MS and ion chromatography methods. The analyzed water sources, known as Ayanis Entrance (Ayanis Giriş), Castle Entrance (Kale Giriş), Next to the Castle (Kale Yanı), Old Van (Eski Van), Mollakasım (Mollakasım), and Kalecik (Kalecik) springs, are frequently used by the city's residents. The locations of each water source were identified, and samples were collected for inorganic elemental analysis, ion measurement, pH testing, and conductivity testing. The data on elements, ions, pH, and conductivity were used to assess potability and health risks. The analyses revealed that the water sources had quite normal values in terms of color, appearance, pH, and conductivity. Additionally, the concentrations of required elements and ions in these spring waters were compared with the standards of the WHO, EU, US, and TS 266. Generally, all water sources were found to have normal values in terms of physical appearance and pH. However, the arsenic (15.15 ppb) and boron (1.624 ppm) levels in Next to the Castle, located northwest of Van Castle and heavily utilized by local residents, were found to exceed the limit values (As: 10 ppb and B:1 ppm). This result indicates that the arsenic and boron levels, which pose a significant health risk for humans and other living organisms, exceed the limit values in the Next to Castle water source. Therefore, this study concluded that consuming the water from the spring next to the Castle would cause serious health problems.Article Adsorption And Inhibition Mechanisms of Pyrazole Derivatives on Graphene Oxide Based on Theoretical Calculations(2025) Akbas, Esvet; Akbaş, Begüm ÇağlaNanomaterials are increasingly being applied across various industries, including food processing, cosmetics, gene technology, and smart medicine. Their role in enhancing medical diagnosis, treatment, and prevention strategies is particularly notable. Among these materials, Graphene Oxide (GO), a derivative of graphene, has gained significant attention due to its unique properties and potential applications in the medical field, particularly for drug delivery and imaging. Graphene Oxide (GO) is a form of graphene that has been oxidized, resulting in a nanoscale material with distinctive physicochemical properties, such as electric charge and a high surface area. These properties make it a promising candidate for use in medical applications. However, the biocompatibility of GO remains a crucial consideration for its clinical use. While it can interact with live cells, its toxicity is generally low, though it depends heavily on factors like dosage and administration method. To optimize GO for safe and effective medical use, it is essential to understand its interactions with drug molecules and biological structures. Computational modeling plays a key role in this process. In this study, Density Functional Theory (DFT) was employed to calculate the electrical characteristics of commercially available pyrazole derivatives and to analyze their adsorption behavior on a graphene oxide nanocage. This approach offers valuable molecular-level insights into how GO functions as a drug carrier, providing a foundation for its safe and effective application in medicine.Article Farklı Düşünce Sistemlerinde Mutluluğun Anlamı: Stoacılık, Budizm, Pozitif Psikoloji Ve Tasavvuf Perspektifiyle Bir İnceleme(2025) Savaşlı, Yunus; Eray, Fatih; Oruç, SerkanBu çalışma, farklı felsefi ve manevi geleneklerde “mutluluk” kavramının nasıl tanımlandığını, anlamlandırıldığını ve bireysel yaşamla ilişkilendirildiğini incelemektedir. Stoa felsefesi, Budizm, pozitif psikoloji ve tasavvuf öğretileri dört temel yaklaşım olarak ele alınmış ve mutluluk anlayışları karşılaştırmalı bir perspektifle değerlendirilmiştir. Stoa felsefesi, mutluluğu doğaya uygun yaşama, aklın rehberliğine ve erdemli davranışlara bağlı bir içsel dinginlik hâli olarak tanımlamaktadır. Buna karşılık Budizm, mutluluğu arzuların, bağımlılıkların ve zihinsel çalkantıların aşılmasıyla ulaşılan derin bir huzur ve farkındalık durumu şeklinde yorumlar. Pozitif psikoloji ise modern bilimsel yöntemler ışığında mutluluğu bireyin güçlü yönlerini geliştirmesi, olumlu duygular deneyimlemesi, yaşamda anlam bulması ve nitelikli sosyal ilişkiler kurmasıyla desteklenen çok boyutlu bir iyi oluş hâli olarak ele almaktadır. Tasavvufta ise mutluluk, kişinin nefsini arındırması, ilahi aşkla bütünleşmesi ve varoluşun hakikatine yönelmesiyle ortaya çıkan manevi bir tamamlanma süreci olarak görülmektedir. Bu dört yaklaşım farklı kültürel ve düşünsel köklere sahip olsa da mutluluğun temelde bireyin içsel dünyasında şekillendiğini vurgulamaları bakımından önemli benzerlikler göstermektedir. Çalışma, bireyin anlam arayışı, değerler sistemi, manevi yönelimleri ve içsel denge kurma çabasının mutluluğun ortak bileşenleri arasında yer aldığını ortaya koymaktadır. Ayrıca modern yaşamın hızlı, stresli ve değişken koşulları içinde etik, psikolojik ve manevi boyutları kapsayan bütüncül bir mutluluk anlayışına duyulan ihtiyacı da tartışmaktadır. Bu yönüyle çalışma, disiplinler arası bir yaklaşımla mutluluğun nasıl inşa edilebileceğine dair daha kapsamlı bir çerçeve sunmayı amaçlamaktadır.Article Türkiye’de Okul Türlerindeki Farklılaşmanın PISA 2018 Okuma Beceri Düzeylerine Göre Değerlendirilmesi(2025) Sehrıbanoglu, SanemTürk eğitim sisteminde farklı eğitim anlayışlarına ve niteliklerine sahip okul türleri arasındaki farklılıkların incelendiği bu çalışmada, PISA 2018 Türkiye örnekleminde okuma beceri düzeyleri dikkate alınarak yüksek ve düşük okuma becerisine göre sınıflandırma gruplarını etkileyen değişkenler temel alınmıştır. Bu çalışmada, EDM kapsamındaki öznitelik seçim yöntemlerinden biri olan Boruta algoritması yardımıyla, Türkiye'de PISA sınavına giren farklı müfredatlara sahip altı okul türü dikkate alınarak öğrencilerin okuma becerilerini etkileyen önemli değişkenlerin belirlenmesi amaçlanmıştır. PISA sonuçlarına göre fen liseleri, genel PISA başarısı ve matematik, fen ve okuma alanlarında diğer okul türlerine göre daha yüksek bir başarı düzeyine sahiptir. PISA sınav sonuçlarına göre eğitim çıktılarındaki farklılıklar bu çalışmayla daha da belirginleşmiştir.. Eğitim eşitsizliği ortaya çıkarılmış ve okullar arasındaki farklılıklara dikkat çekilmiştir. Mesleki Teknik Anadolu liseleri ülkenin donanımlı ara eleman ihtiyacını karşılayan ve ülkenin ekonomik gelişiminde önemli bir yere sahiptir. Bu nedenle öğrencilerin dezavantajlı durumlarının giderilmesi müfredatlarında bir revizyona gidilmesinin iyi olacağı düşünülmektedir. Ebeveynlerin bazıları çocuklarının dini eğitim almaları için Anadolu imam hatip liselerini tercih etme eğilimindeyken bu okullar çocukların gelecekteki mesleki beklentilerini karşılamamaktadır. Bu ailelere inançlı bireyler olmak düşüncesi ile mesleki beklenti arasındaki farkın net olarak anlatılmasının özellikle gençlerin gelecekleri açısından daha faydalı olacağı düşünülmektedir. Sosyoekonomik durumun performans üzerinde etkili olduğu ancak meta bilişsel strateji eğitimleri alan öğrencilerde bu yetersizliklerin ortadan kalktığı belirlenmiştir.Article Psikolojik Esneklik Ölçeği: Geçerlik ve Güvenilirlik Çalışması(2025) Kardaş, Ferhat; Bozkurt, Elif GünerBu çalışma kapsamında psikolojik esneklik kavramını çeşitli boyutlarıyla tanıtmak ve bireylerin psikolojik esneklik düzeylerini ölçmek için geçerliği ve güvenirliği sağlanmış bir ölçek geliştirmek amaçlanmaktadır. Ölçek geliştirme sürecinin ilk aşamasında literatür taranarak bir madde havuzu oluşturulmuştur. Oluşturulan madde havuzu uzman görüşüne sunulmuş ve geri bildirimler doğrultusunda gerekli düzenlemeler yapılarak pilot uygulama formu oluşturulmuştur. Oluşturulan pilot ölçek formu 163 kişi ile uygulanmış ve yapılan ön analizler neticesinde ölçeğin uygulama formu oluşturulmuştur. 600 kişi üzerinde yapılan Açımlayıcı Faktör Analizi (AFA) sonucunda varyansın % 52,58’ini açıklayan 23 maddeli ve 5 faktörlü bir yapı elde edilmiştir. Bu 5 faktör “Bilişsel Esneklik”, “Odaklanma”, “Varoluşsal Esneklik”, “Uyum” ve “Davranışsal Esneklik” olarak isimlendirilmiştir. Ölçeğin AFA ile belirlenen yapısı 320 katılımcı üzerinden Doğrulayıcı Faktör Analizi (DFA) ile analiz edilmiş ve model doğrulanmıştır. Ölçeğin benzer ölçüt geçerliği için Bilinçli Farkındalık Ölçeği, ayırt edici ölçüt geçerliği için Ruminatif Düşünce Biçimi Ölçeği kullanılmış ve yapılan korelasyon analizleri anlamlı bulunmuştur. Cronbach alfa iç tutarlılık ve test- tekrar test analizleri ile ölçeğin güvenirliği tespit edilmiştir. Tüm bu analizler neticesinde geliştirilen Psikolojik Esneklik Ölçeği’nin geçerliği ve güvenilirliği sağlanmıştır.Article Enhanced Formic Acid Electrooxidation on Carbon Nanotube-Supported Pdm (M = Ag, Ni, Pt, Zn) Bimetallic Catalysts For Direct Formic Acid Fuel Cells(2025) Şahin, Özlem Gökdoğan; Ulas, Berdan; Yagizatli, YavuzDirect formic acid fuel cells (DFAFCs) are regarded as attractive power sources for portable devices and other small-scale energy applications. Palladium (Pd) is intrinsically highly active toward this reaction; however, monometallic Pd nanoparticles gradually lose their activity with time. This drawback can be mitigated by forming Pd-based alloys with secondary metals, which improves both stability and performance. Herein, carbon nanotube (CNT)-supported PdAg, PdNi, PdPt and PdZn catalysts were prepared via a NaBH4 sequential reduction method to investigate their formic acid electrooxidation (FAEO) behavior. Inductively coupled plasma mass spectrometry (ICP–MS) was used to determine the elemental composition of the catalyst, and transmission electron microscopy (TEM) analysis was used to determine the morphological structure. Electrochemical techniques including cyclic voltammetry (CV), chronoamperometry (CA), and electrochemical impedance spectroscopy (EIS) were employed to assess and compare their FAEO performance. A current density of 16.65 mA/cm2 was achieved with PdNi/CNT at a potential of approximately 0.2 V. This is the result of a 1000 s CA analysis. Among the bimetallic catalysts, PdNi/CNT exhibited the highest activity and durability, combining a relatively large electrochemically active surface area with the lowest charge-transfer resistance and the most stable chronoamperometric response, thereby standing out as the most promising DFAFC anode catalyst.Article COVID-19 Teşhisinde Makine Öğrenmesi Modellerinin Performansını Artırmaya Yönelik SHAP Analizi ile Desteklenen Hiperparametre Optimizasyonu(2025) Seyyarer, Ebubekir; Ayata, FarukSARS-CoV-2’nin ortaya çıkışı, etkili tanı araçlarının geliştirilmesine yönelik bilimsel çalışmalarda artışa yol açmıştır. Salgının kontrol altına alınabilmesi için doğru teşhis büyük önem taşımakta olup, yapay zeka (YZ) tabanlı yöntemler bu alanda umut vadetmektedir. Bu çalışmada, COVID-19’un kan değerlerinden, özellikle de Van Yüzüncü Yıl Üniversitesi Dursun Odabaş Tıp Merkezi’nden elde edilen hemogram test sonuçlarından, makine öğrenmesi (ML) teknikleri ile tahmin edilmesi amaçlanmıştır. Çeşitli ML algoritmaları test edilmiş ve en yüksek doğruluk oranı Rastgele Orman (Random Forest) yöntemiyle elde edilmiştir. Modelin performansı, optimizasyon süreciyle daha da artırılmış; bu süreçte Genetik Algoritma (GA) en etkili yöntem olarak öne çıkmıştır. Modelin kararlarını etkileyen temel özellikleri belirleyerek yorumlanabilirliği artırmak amacıyla SHAP analizi uygulanmıştır. Değerlendirilen üç veri seti arasında, en yüksek doğruluk oranı (%91,56) Veri Seti 3’te elde edilmiştir. Optimizasyon sonrası Veri Seti 2 dengeli bir performansla %85,09 doğruluk oranına ulaşırken, Veri Seti 1’de doğruluk %65,02’ye yükselmiş ancak duyarlılık (recall) düşüktür. GA ile optimize edilen model, 0.9467 AUC değerine ulaşarak güçlü bir sınıflandırma başarısı göstermiştir. Bu bulgular, hastalık tespitinde YZ destekli modellerin etkinliğini ve sağlık sistemlerini daha hızlı ve doğru teşhis imkânı sunarak destekleme potansiyelini ortaya koymaktadır. Gelecek çalışmalarda, farklı modelleme stratejileri ve derin öğrenme tekniklerinin entegrasyonuyla tanı doğruluğunun daha da artırılması hedeflenmektedir.Article Fahreddîn Er-râzî’nin Usûl Düşüncesinde Münâsebe(2025) Kıylık, Mustafa Harun; Gülaçtı, Muhammed Eminİslâm hukuk metodolojisinde istidlâl sürecinin temel araçlarından biri olan kıyas, şer‘î hükümlerin illet ortaklığı esasına dayanarak yeni vakıalara aktarılmasını mümkün kılan rasyonel bir çıkarım yöntemidir. Kıyasın geçerliliği, hükmün dayandığı illetin tespitine ve bu illetin asıl ile fer‘ arasında kurduğu münâsebet bağına bağlıdır. Bu noktada “münâsebe” kavramı, sadece illet belirlemenin bir aracı değil, aynı zamanda şer‘î akıl yürütmenin epistemik sınırlarını belirleyen bir ilkedir. Bu ilkenin sistematik olarak ele alınışı, özellikle Fahreddîn er-Râzî’nin usûl düşüncesinde belirgin bir fikri derinlik kazanmıştır. Bu çalışma, Râzî özelinde İslâm hukukunda illet tespit yöntemlerinden biri olan münâsebe ve maslahat kavramı etrafında şekillenen metodolojinin genel bir analizini ortaya koymaktadır. İlletin şeriat tarafından belirlenen maslahatlarla ilişkilendirilmesinin, kıyas gibi temel bir araçla nasıl işlevsel hale getirilebileceğini açıklamaktadır. Ayrıca müstakil bir çalışmaya rastlamadığımız Râzî’nin usûl anlayışında münâsebe konusu kıyas ile maslahat arasında köprü görevi görmesi sebebiyle maslahatla birlikte sunulmaya çalışılmıştır. Bu doğrultuda, maslahatın hem zarurî hem küllî boyutlarıyla şerʻî delil olarak kullanılması gerektiği fikri, Râzî’nin mantıksal ve metodolojik bütünlüğünü ortaya çıkarmaktadır. Bu çalışma, klasik usûl literatüründe münâsebe kavramının usûlî işlevini incelemekte ve Râzî’nin kıyas teorisinde akıl–nakil dengesine dair yaklaşımını ortaya koymaktadır. Râzî’nin “muayyen maslahat” ve “zann-ı gâlib” ilkeleri üzerinden geliştirdiği yaklaşım, illetin belirlenmesinde hem rasyonel hem de şer‘î ölçütlerin birlikte işleyebileceğini göstermektedir. Bu yönüyle araştırma, kıyasın mantıksal temellerine açıklık getirirken, maslahatın sınırlarını belirleyen bir metodoloji ortaya koymaktadır. Ayrıca, Râzî’nin hikmetle ta‘lîl anlayışı üzerinden kurulan bu yapı, modern makāsıd teorilerinde tartışılan maslahatın objektifliği ve sınırlılığı konularına tarihî bir zemin sağlamaktadır. Böylelikle çalışma, Râzî özelinde maslahatın epistemolojik değeri ve kıyasın rasyonel işleyişine dair literatüre özgün bir katkı sunmaktadır. Araştırma, sosyal bilimlerde nitel yöntemler çerçevesinde, doküman analizi tekniği kullanılarak gerçekleştirilmiş olup Râzî’nin el-Mahsûl’ündeki münâsebe teorisi üzerinden illetin aklî temellendirilme biçimi ortaya konmuştur.

