Kent Kimliği Bağlamında Zihinsel Haritalama Yöntemi İle Mekânsal Kendileme Analizi: Van Edremit İlçesi Örneği

No Thumbnail Available

Date

2025

Journal Title

Journal ISSN

Volume Title

Publisher

Abstract

Bu araştırma, Van'ın köklü yerleşim alanlarından Edremit ilçesinde son yıllarda hızla değişen konut tipolojilerinin, mekân üretim biçimleri, kullanıcı deneyimleri ve kent kimliği üzerindeki etkilerini incelemektedir. Geleneksel, düşük yoğunluklu ve geçirgen konut dokusunun, giderek yüksek sınırlarla çevrili, izole ve tek tip kapalı yerleşimlere dönüşmesi; yalnızca fiziksel çevrede değil, aynı zamanda yaşam tarzlarında, sosyal ilişkilerde ve kültürel temsillerde de köklü değişimlere yol açmaktadır. Çalışma, bireyin yaşadığı çevreyi sahiplenme, dönüştürme ve kişiselleştirme biçimlerini ifade eden 'mekânsal kendileme' kavramı çerçevesinde, kullanıcıların çevreleriyle kurdukları bağları ve sınır inşa etme pratiklerini irdelemektedir. Özellikle yeni yerleşim alanlarında gözlenen sınır yapıları, mekânı yalnızca fiziksel bir düzenleme olmaktan çıkararak, ideolojik ve ayrıştırıcı bir unsur hâline getirmekte; bu durum kentsel kimliği zayıflatmaktadır. Araştırmanın temel sorusu şu şekilde ifade edilmiştir: 'Van'ın Edremit ilçesinde değişen konut tipolojileri, bireylerin mekânsal kendileme pratiklerini ve kent kimliği algılarını nasıl dönüştürmektedir?' Yöntem olarak zihinsel haritalama, derinlemesine görüşme ve yerinde gözlem teknikleri birlikte kullanılmış; geleneksel ve yeni konut alanlarından toplam 20 katılımcıdan elde edilen veriler karşılaştırmalı olarak analiz edilmiştir. Zihinsel haritalama yöntemi, katılımcıların çevre algılarını ve kentle kurdukları ilişkileri ortaya koymak amacıyla tercih edilmiş ve Lynch'in kent imgeleri kuramı çerçevesinde yorumlanmıştır. Bulgular, mekânsal kendileme pratiklerinin yalnızca konutun fiziksel özelliklerinden değil; toplumsal statü, kültürel geçmiş ve çevresel etkileşim gibi unsurlardan da etkilendiğini göstermektedir. Sonuç olarak bu çalışma, Edremit'teki kentsel dönüşüm sürecinin, bireylerin mekânsal aidiyetlerini ve kentle kurdukları ilişkileri dönüştürdüğünü ortaya koymaktadır. Geleneksel yerleşimlerde geçirgen sınırlar ve kamusal karşılaşma alanları aidiyeti güçlendirirken; kapalı yerleşkelerdeki yüksek ve geçirimsiz sınırlar, sosyal etkileşimi sınırlamakta ve ortak kentsel hafızayı zayıflatmaktadır. Bu bağlamda, kent planlama süreçlerinde kullanıcı odaklı ve aidiyeti destekleyen yaklaşımların geliştirilmesi, kentsel kimliğin korunması açısından önem taşımaktadır.
This study examines the effects of rapidly changing housing typologies in recent years on spatial production practices, user experiences, and urban identity in Edremit, one of the historically rooted settlement areas of Van. The transformation of the traditional, low-density, and permeable housing fabric into increasingly walled, isolated, and standardized gated communities has led to profound changes not only in the physical environment but also in lifestyles, social relations, and cultural representations. Within the framework of the concept of spatial appropriation—which refers to the ways individuals claim, transform, and personalize their living environments—the research investigates users' bonds with their surroundings and their practices of boundary construction. Especially in new residential areas, the emergence of boundary structures turns space into more than a physical arrangement, transforming it into an ideological and segregating element that undermines urban identity. The main research question is as follows: 'How do changing housing typologies in Van's Edremit district transform individuals' practices of spatial appropriation and their perceptions of urban identity?' Methodologically, the study employed a combination of mental mapping, in-depth interviews, and on-site observations. Data were collected from 20 participants across traditional and new residential areas and analyzed comparatively. The mental mapping method was used to reveal participants' spatial perceptions and their relationship with the city, interpreted within the framework of Lynch's theory of urban images. The findings demonstrate that spatial appropriation practices are shaped not only by the physical characteristics of housing but also by factors such as social status, cultural background, and environmental interaction. In conclusion, this study reveals that the urban transformation process in Edremit has reshaped individuals' sense of spatial belonging and their relationship with the city. While permeable boundaries and public encounter spaces in traditional settlements reinforce belonging, the impermeable high walls of gated communities restrict social interaction and weaken collective urban memory. In this regard, developing user-centered approaches that foster belonging is crucial for preserving urban identity in planning processes.

Description

Keywords

Mimarlık, Şehircilik ve Bölge Planlama, Architecture, Urban and Regional Planning

Turkish CoHE Thesis Center URL

WoS Q

Scopus Q

Source

Volume

Issue

Start Page

End Page

111

Collections

Google Scholar Logo
Google Scholar™