Browsing by Author "Edis, Zeki"
Now showing 1 - 20 of 40
- Results Per Page
- Sort Options
Master Thesis A Study on the Internal and External Dynamics of Free-Will on William Faulkner's Work the Sound and the Fury(2022) Karakuş, Merve; Edis, ZekiDünyaya gelmek hiçbir canlının tercihi değildir. İnsan, var ve yok olmanın farkında olan bir varlıktır. Birey koca bir boşlukla dünyaya gelir ve yaşamını sürdürebilmek için bu boşluğun içini doldurmak durumundadır. Her insan kendi yaşadığı hayatı 'anlamlı' kılmak adına bu boşluğu farklı şeylerle doldurur: Kimisi sanat, bilim, din, meslek kariyeri, aile yaşamı ile yaşamına anlam katarken kimisi de edindiği hobiler ile anlam arayışına girmektedir. Bunlara ilaveten bir de insanın eylemlerinde söz sahibi olup olmadığı ya da daha geniş kapsamda evrende özgür iradenin var olup olmadığı tartışmaları mevcuttur. Elbetteki insanlar aldığı kararlarda, eylemlerinde, düşüncelerinde ve/veya davranışlarında kontrolün kendilerinde olduğuna kör gözle inanmaktadırlar. Çünkü davranışlarının kontrolünün kendisinde olmadığına inanan bireyin hayatına katabileceği bir anlam kalmamıştır. Kaldı ki toplum olmanın koşullarını sağlayabilmek adına, özgür iradenin varlığına inanılması gerekmektedir. Aksi takdirde davranışlarından sorumlu olmadığına inanan bireyin yapabileceklerinin sınırı yoktur. Özgür irade konusuyla ilgili mitoloji, teoloji, psikoloji, fizik, felsefe, genetik, nörobilim gibi alanlar çeşitli çalışmalara sahiptir. Edebiyat ise okuyucularına içinde bulundukları çağdan geçmiş çağlara, farklı çevreleri, kültürleri, diğer insanların yaşantılarını romanlarda tecrübe etme imkânı sağlar. Dahası edebiyat aracılığı ile hem yazarın hem de gündelik hayatın kent deneyimi gözlemlenebilir. Bu çalışmada William Faulkner'ın, bireyin uzak çevresi olan yaşadığı toplumu, yakın çevresi olan ailesini ve bedenindeki biyolojik ve psikolojik dinamikleri bir bütün olarak kaleme aldığı romanı Ses ve Öfke; aynı evde yetişen, aynı toplumun içinde yaşayan bireylerin nasıl farklılaştıkları, aynı uyarıcılardan nasıl farklı şekillerde etkilendikleri, birey olma yolunda nasıl iç ve dış koşulların etkisi altında kaldıkları kısacası kurgusal karakterlerin kendi dünyalarında özgür iradeye sahip olup olmadıkları coğrafya biliminin paradigmalarından yararlanılarak incelenecektir.Master Thesis A Study on an Analysis of Margot Lee Shetterly's Hidden Figures: the American Dream and the Untold Story of the Black Women Who Helped Win the Space Race and Comparison With the Movie of the Same Title(2022) Gözübüyük, Murat; Edis, ZekiGeçmişten günümüze toplumlar sürekli bir gelişim süreci içerisindedir. Tarih boyunca toplumlar farklı zamanlarda farklı gelişim süreçleri yaşamıştır. Doğu altın çağını yaşarken, Batı karanlık çağı yaşıyordu ancak Doğu'da kalkınma durmuşken, Batı hızla gelişmiştir. Bu gelişme yönetimden insan haklarına, bilimden teknolojiye, dünya bilincinden felsefeye kadar çeşitli alanlarda olmuştur. Bu gelişim sürecinde en geç değişen ve belki de hâlâ tam olarak değişmeyen şeyler insan hakları ve köleliktir. Geçmişte savaşta yakalananlar, suçlular, borçlarını ödeyemeyenler, korsanlar tarafından kaçırılıp hapse atılanlar köle olarak kabul edilir ve köle pazarlarında satılırlardı. Orta Çağ'ın sonuna kadar kölelik; ekonomik ve sosyal olarak Batı toplumlarının ayrılmaz bir parçasıydı. Kölelik, Batı toplumundaki feodalist yönetim tarzının sonuna kadar en önemli üretim aracıydı. Daha sonra düşük emek verimliliği ve son derece sınırlı teknik olanaklar nedeniyle köleliğin yerini, burjuva yönetim sistemi almıştır. Son derece zor koşullarda çalışan ve yaşayan kölelerin durumu 19. yüzyılın sonundan itibaren bir miktar iyileşme göstermiştir. Geçmişteki kölelik uygulamalarının, günümüzde Batı toplumlarında ırkçılık olarak kendini gösterdiği söylenebilir. Bugün Batı toplumları ve Amerika'daki ırkçılık ve ayrımcılık uygulamaları özellikle Afro-Amerikalılara karşı yapılan uygulamalar, 1620'lerde başlayıp 1860'larda köleliğin kaldırılmasına kadar 200 yıldan fazla süren kölelik sistemiyle bağlantılıdır. Amerika'da 1860'larda kâğıt üzerinde kaldırılmış olan kölelik kurumu, yirminci yüzyılın ikinci yarısına kadar 'Jim Crow' ve 'Black Codes' gibi yerel alanlarda geçerli olan yasaların uygulanması ile devam etmiştir. Bu tezin amacı Afro-Amerikalı yazar Margot Lee Shetterly tarafından 2016 yılında yazılan, Afro-Amerikalılara karşı uygulanan ırkçılığı ve ayrımcılığı ele alan Gizli Sayılar: Amerikan Rüyası ve Uzay Yarışına Yardım Eden Siyahi Kadınların Anlatılmamış Hikayesi adlı romanını incelemeyi ve bu romanın çekilen filmiyle karşılaştırmasını içermektedir.Master Thesis The Historical Development of African-American English and the Importance of Language for the Culture, Personality, Identity of Black Americans(2022) Yıldırımçakar, Mehmet Salih; Edis, ZekiDil, sadece bir iletişim aracı olmaktan daha fazlasıdır. İnsanların duygularını, deneyimlerini ve fikirlerini ifade edebilmelerinin yanı sıra, dilin hayatın çeşitli alanlarına açılan başka pencereleri de vardır. Bir dilden bahsettiğimizde, o dilin konuşulduğu toplumun kültüründe ve onu konuşanların kişiliklerinde kilit bir role sahip olduğu gerçeğini göz ardı edemeyiz. Kullandığınız dil, kimliğiniz ve sahip olduğunuz geçmişiniz hakkında birçok ipucu verebilir. Bu bağlamda, bu çalışma kültür, tarih, kişilik ve kimlik açısından Afro-Amerikan İngilizcesine odaklanmaktadır. Konuştuğunuz dil; kültürünüzü, değerlerinizi, bakış açılarınızı ve kişiliğinizi etkiler. Afro-Amerikan İngilizcesi de diğer tüm diller gibi, Afrikalı-Amerikalı toplumunun gerçeklerini gösterir ve toplumun birçok geleneğini de yeni nesillere aktarır. Bu nedenle, Afro-Amerikan İngilizcesi, Afrikalı Amerikalıların kültürel ve tarihsel gelişimine eşlik etmiştir. Bu çalışma, Afro-Amerikan İngilizcesinin Afrikalı Amerikalılar için ne anlam taşıdığını ve onların belirli geleneklerini, değerlerini ve karakteristik özelliklerini nasıl yansıttığını tartışıyor. Afro-Amerikan İngilizcesi, Afro Amerikalıların çoğunun kullandığı dil olduğundan, ABD'deki Afro-Amerikalılar hakkında bize birçok ipucu sunar. Buna göre, bu çalışma aynı zamanda dil ve Afro- Amerikalılar arasındaki güçlü ilişkiyi ve siyah Amerikalıların kültürel değerlerini konuştukları dil ile nasıl ifade ettiklerini de irdelemektedir. Bu bakımdan, Afro-Amerikan İngilizcesi, Afrika kökenli Amerikalılar toplumunu bir bütün olarak temsil eder. Kısacası, bu çalışmanın temel amacı, Afrikalı Amerikalıların dilini, kültürünü ve edebi türlerini inceleyerek siyah toplumun kültür, kimlik, kişilik ve tarih gibi temel bileşenlerine ışık tutmaktır.Master Thesis The Concept of 'Anger' in Fakir Baykurt's Yılanların Öcü And John Osborne's Look Back in Anger(2025) Korkmaz, Pınar; Edis, Zeki1950'li yılların Türkiye'si ve İngiltere'si toplumu derinden etkileyen birçok olaylara tanık olmuştur. Yaşanan olayların ekonomik, politik ve psikolojik açıdan etkileri toplumda yankılanmıştır. Farklı coğrafyalarda, farklı kültürlerde yaşayan insanlar aynı dönemde ortak problemler yaşamışlar ve ortak duyguları hissetmişlerdir. Türkiye'de İkinci Dünya Savaşı ile birlikte artan sanayileşme köyden kente göçü artırmış ve köy problemleri kente taşınmıştır. Bu dönemde ihmal edilen köy yaşantısı ve köylü önem kazanmıştır. Yılanları Öcü tam da bu süreçte Fakir Baykurt tarafından kaleme alınmıştır. Toplumcu gerçekçi bir yazar olarak Baykurt, köy ve köylünün sorunlarını ele almıştır. Öte yandan savaş sonrası İngiltere'de işsizlik, işçi sınıfının yaşadığı sıkıntılar artmış ve insanlarda gelecekle ilgili umutsuzluk oluşmuştur. Dönemin İngiliz oyun yazarı John Osborne ülke içinde yaşanan bu karamsar havayı ve özellikle işçi sınıfının yaşadığı ekonomik problemleri Look Back in Anger adlı eserinde ele almıştır. Her iki yazar farklı edebi türlerde de olsa ülkelerinin sorunlarına duyarsız kalmamışlar ve dönemlerinin politik, sosyal, ekonomik ve psikolojik sorunlarını eserlerinde yansıtmışlardır. Bu çalışmada İkinci Dünya Savaşı sonrası İngiliz toplumunu yansıtan İngiliz oyun yazarı John Osborne'un Look Back in Anger adlı tiyatro eseri ile yine aynı dönemin Türk toplumunu yansıtan Fakir Baykurt'un Yılanların Öcü adlı romanı Marksist bakış açısıyla öfke teması çerçevesinde ele alınmıştır. İki farklı edebi türde, iki farklı coğrafyada ortak amaç ve duygu çerçevesinde bu iki yazarın eser vermesi tezimin konusunun oluşturulmasında etken olmuştur.Master Thesis Dehumanization and Identity in Aldous Huxley's Brave New World and Suzanne Collin's Hunger Games(2023) Husseın, Muthana Mahmood; Edis, ZekiKimlik, kavram olarak bir kişinin kişilik, bireysellik ve çevreyle olan ilişkisini ifade etmek için kullanılan bir terimdir. Terim, özellikle sosyoloji ve psikolojide kullanılırken aynı zamanda bu iki bilimde önemli bir kavram olarak ta öne çıkar. İnsanlıktan çıkarma tabiri, psikolojik süreçlerde, muhaliflerin birbirlerini insandan aşağı görmelerinden dolayı etiksel olarak saygıyı hak ederler. Nitekim uzun süreli çatışmalar, ilişkilere zarar verip tarafların ortak insanlıklarını kabul etmelerini zorlaştırabilir. Buna bağlı olarak ta çatışan taraflar, bu tür durumlardan dolayı sıklıkla derin bir düşmanlık ve yabancılaşma hissedebilir. Gruplar arasında meydana gelen psikolojik boşluk, bir tartışma ile beraber daha ciddi bir hale gelerek genişler. Örneğin, otoritedeki adaletsizlikler ve insanların yaşantıları, yetenekleri ve geçim kaynakları üzerindeki zalimce hâkimiyetleriyle hükümetler, Açlık Oyunları'ndaki karakterlerin hiçbir kimlik duygusu olmadan sefil hayatlar yaşamalarına neden olmuş gözükmektedir. Bu olay örgüsünde, içinde bulundukları kötü durumun bir sonucu olarak, bir grup çocuk ve ergen, açlık oyunlarına katılmaya ve birbirlerini öldürmeye zorlanırlar. Nitekim 2540 CE'de, romanda tasvir edildiği gibi, insanlar artık duygulara ihtiyaç duymazlar ve duygusuz makinelere indirgenirler. Araştırmacılar, Capitol hükümetinin Açlık Oyunları'ndaki hâkimiyeti ile sert rejimi ve Cesur Yeni Dünya'da makine ve makine üreticilerinin insan seçimi üzerindeki zorbalığı ışığında kimliğin ve insanlığın önemine vurgu yapmaktadırlar. Sonuç olarak, Aldous Huxley'in Cesur Yeni Dünya'sında ve Suzanne Collin'in Açlık Oyunları'nda insanlıktan çıkarma, genellikle statü, otorite ve sosyal temas yoluyla kolaylaştırılan ötekileştirilmiş bireyleri ve grupları hedef alır. Gayri meşrulaştırma, ahlaki dışlama ve nesneleştirmeyle bağlantılı bu kavram, dışlama ve şiddet gibi eylemlere yol açmaktadır. Kalıcılığına rağmen kimlik sıklıkla anlamını değiştirir ve kimlik arayışı ve kimlik tespiti varoluşun çeşitli alanlarına nüfuz etmeye devam eder. Çalışmamızın amacı Aldous Huxley'in Cesur Yeni Dünya'sında ve Suzanne Collin'in Açlık Oyunları'nda kimliksizleşmenin ve duygusuzlaşmanın sonuçları araştırmaktır.Master Thesis Discrimination in the Postcolonial Period Through Theanalysis of Nervous Conditions, and the Lonely Londoners(2019) Ali, Banaz Salih; Edis, Zekiİnsanoğlunun sömürgeci geçmişindeki çektiği acıları ve zulmünü tasvir ederek, sömürge sonrası yazarlar sömürge rejimlerinin egemen ve marjinalleşmiş toplumlardaki etkilerini resmektedir. Postkolonize olmuş milletlerden bazı yazarlar, yitirilmiş tarihlerinin bir parçasını yeniden yazmayı seçiyorlar. Aslında, Tsitsi Dangarembga ve Samuel Selvon, ırkçılık ve sömürgecilik gibi birlikte ortaya çıkan sorunları resmeden önde gelen post-kolonyal yazarlardan ikisidir. Kolonileşmiş karakterlerin yaşamı boyun eğdirmek ve ayırımcılıkla karıştırılır; bu tür baskılar sömürge döneminde Afrikalıların kimliğinin bozulmasında önemli rol oynamaktadır. Romancıların ırksal gerilimi anlatmaya çalışması kolonileşmiş halkın varlığının kopması ve çalışma arkadaşlarının ulusal bütünlüğünün gevşetilmesinde etkili bir faktördür. Sömürgeciler ırkçılığın tohumlarını eker, çünkü ırk ayrımcılığı üstünlük ve aşağılık, itibarlılık ve itibarsızlık arasındaki farkı ifade eder. Bu tez, Samuel Selvon'un The Lonely Londoners ve Tsitsi Dangarembga'nın Nervous Conditions da sömürgeci ve ırksal ayrımcılığı söylemleştirmeyi hedeflemektedir. Romanlar, sömürgecilerin uyguladığı ırk ayrımcılığını ve sömürgecilerin kadınları için önemli bir engel olan cinsiyet ayrımcılığını anlatmaktadır. Öte yandan, yerlilerin kimliğini ve kültürel değerlerini değiştirmedeki sömürgecilerin dili kritik bir araç olarak kullanılmıştır. Bu araştırma aynı zamanda, sömürgecilerin sömürgecilere diğeri olarak nasıl davrandıklarını açıklamaya çalışmaktadır. İkili mücadele yalnızca üst düzey ile alt arasında değil, aynı zamanda ben ve öteki arasındaki insan ruhunda yaşamaktadır.Master Thesis Cultural Reconciliation in Sherman Alexie's Flight and the Absolutely True Diary of a Parttime Indian(2019) Rasul, Shokhan Abdalla; Edis, ZekiÇok kültürlü kimlik küresel dünyanın ortak özelliğidir. Modern dünyada bir yer bulmaya çalışan bir birey olmak, modern çok kültürlü değerler ve normlar arasında uzlaşma ve özümseme gerektirir. Bu çalışma, Amerikan yerlilerinin kültürel geleneklerini ve yaşam tarzını analiz etmeyi amaçlamaktadır. Sömürgecilik sonrası sadece siyah, kahverengi, sarı Amerikalıları değil aynı zamanda Kızılderili bireylerini de kültürel ve psikolojik olarak etkilemiştir. Kültürlerarası çatışma sonucunda, kıtada birçok sosyo-politik problem ortaya çıkmıştır. Yerli Amerikalılar, yeni yerleşimciler tarafından ihlal ve ırkçı uygulamalara maruz kaldı. Alkolizm ve yoksulluk, Amerikan yerlilerinin rezervasyon havzasında en bilinen, endemik sorunları olmuştur. Dini dönüşüm ve azınlıkların asimilasyonu en büyük problem olarak ortaya çıktı. Sherman Alexie, 'Spokane Indian' rezervasyonunda yetişen üretken, çağdaş ve kırmızı tenli Amerikalı yazardır. Onun ünlü iki yeni romanı - Flight ve The Absolutely True Diary of a Part-Time Indian - düzensiz toplumların yeni kimlik arayışlarını tartışmaktadır. O ustaca, Amerikan Yerlilerinin acı dolu hallerini edebi ve gerçek hikâyelerden esinlenmiş karakterler kullanarak toplumun sosyal sorunlarını somutlaştırımaktadır. Genç nesli Amerikan Kızılderili klişelerini ortadan kaldırmaya güdüler. Her zaman kültürel kimlik uzlaşmasına doğru ilerler. Bu iki önemli roman aracılığıyla sorunun resmini dünyaya çizer. Zits, Flight eserinde yarı Amerikan yerli kahramandır Arnold ise The Absolutely True Diary of a PartTime Indian 'ın kahramanıdır. Her iki kahraman da rezervasyonlarında yoksulluk ve alkolizm muzdariptirler. Sheman bu İki anlatıyı kullanarak sömürgecilik nedeniyle Amerikan yerlilerinin travmatik yaşamını anlatmaktadır. Alexie, bu iki Kızılderili gencinin gözüyle, umut mücadelesini gösterir ve modern çağda kızılderili kimliğini iv oluşturur. Her iki kahraman da kendileriyle ve diğer ırk gruplarıyla uzlaşmayı amaçlamaktadır. Anahtar Kelimeler : Kültür, Uzlaşma, Amerikan Yerlileri, Sherman Alexie, Alkolizm, Rezervasyon, Sömürgecilik SonrasıMaster Thesis Exploration of Identity in Chimamanda Ngozi Adichie's Purple Hibiscus, Half of a Yellow Sun, and Americanah(2019) Shareef, Siham Mohammed Saleem; Edis, ZekiBu çalışma; post-kolonyalist bir yaklaşımla kimlik arayışını tanımlayacak ve romanlarının çoğunda kimlik arayışını birincil tema olarak kullanan Afrikalı-Amerikalı bir yazara ışık tutacaktır. Yapılan bu çalışma; Chimamanda Ngozi Adichie'nin üç romanının incelemesidir ve çalışma ana kadın karakterlerin çatışmalarda içinde yaşadıkları toplumları ile mücadele eden bir kadın kimliği inşa etmek için ne şekilde savaştıklarını ve bu mücadelenin kadınların kendi gelişimlerini nasıl etkilediğini inceleyecektir. Bu tez, Adichie'nin eserlerindeki kadın karakterlere ve bu kadın karakterlerin kimlik oluşturmalarına vurgu yapacak ve post-sömürgeci bireyselliklerini nasıl bulduklarını belirleyecektir. Kimlik tanımı bu tezde üç romanda da sıkça kullanılan bir temadır. Bu tezde incelenecek olan Chimamanda Ngozi Adichie'nin romanları ve ana kadın karakterleri; Purple Hibiscus (2003) da Kambili, Americanah (2013) daki Ifemelu ve Half of a Yellow Sun (2014) daki Olanna Ozobia (2014) dır. Bu romanlardaki kadın karakterler yaşadıkları toplumlarında kadın olarak kim olduklarını bulmaya çalışmakla ilgilidirler. Bu üç romanın ana karakterleri, çağdaş kültürlerinde çeşitli tarafları geçen akıllı, güçlü ve özerk genç kadınlar olarak tanımlanmaktadır. Ayrıca, ırksal farklılıklar ve ataerkillik zorlukları gibi sosyal baskıların göç yoluyla nasıl gerçekleştiği anlatılmıştır. Onlar kendilerine ―Ben kimim?‖, ―ben neyim?‖ gibi sorular sorarak kendi dünyaları ve dış dünyadaki yerlerini ve kimliklerini tespit etmeye çalışırlar. Anahtar Kelimeler : Chimamanda Ngozi Adichie, Kimlik, Afrikalı-AmerikalıMaster Thesis Transmission From Primitive Slavery in Uncle Tom's Cabin by Harriet Beecher Stowe To Modern Slavery in Brave New World by Aldous Huxley(2022) Kılıç, Yıldız; Edis, ZekiKölelik, binlerce yıldır çeşitli biçimlerde ve nerdeyse tüm uygarlıklarda var olup insanlığın başlangıç tarihine kadar uzanan bir kavramdır. Tarihsel süreç boyunca, teolojik yaklaşımlar ve çeşitli yasal düzenlemelerle yasaklanmış olmasına rağmen kölelik hiçbir zaman ortadan kalkmamış sadece renk, deri, ırk ve şekil değiştirerek ayakta kalmayı başarmıştır. Kölelik sistemi, geçmişten günümüze kadar sömürülen insanlar üzerine kurulmuş bir sistemdir. Köleci toplum olan uygarlıklar bugünkü alt yapısını köle emeğine borçludur. Kölecilik uygulamaları ile tarımda da en başarılı ülkelerden biri olan Amerika, bunun en güzel örneğidir. Afro-Amerikalıların köleliği, Zincirlerle ülkelerinden getirilen, her türlü şiddeti maruz bırakılan ve en kötü şartlarda yaşayan insanların dramıdır. Amerika için bu dönem; gözyaşları ile ıslanmış topraklarda yaşanan unutulmaz bir insanlık utancıdır. Bu çalışma, Amerika kıtasındaki kölelik kavramını açıklamaya çalışacak ve daha sonrasında modern dünyanın bizi nasıl kölelikten bihaber modern bir köleye dönüştürdüğünü bize gösterecektir. Bu tezin temel amacı; kölelik kavramının geçmişten günümüze dünyada olan değişimlere bağlı olarak nasıl bir şekle büründüğünü bize göstermektir. Bu değişimi Harriet Beecher Stowe'un Tom Amca'nın Kulübesi eserinde yapılan ilk kölelik uygulamaları ile Aldous Huxley'nin Cesur Yeni Dünya eserinde ise modern dünyada benzer yaşam korkularını farklı bir bakış açısı ile ilkel kölelikten, modern köleliğe geçiş sürecini gözler önüne serecektir. Her iki yazar da köleliğin olduğu bir dünyayı, köle olmanın ne anlama geldiğini sorgulayan bitmemiş bir kavram olan kölelik kavramını farklı bakış açılarıyla işlemişlerdir. Bu çalışmada, her iki kitabta var olan köleliğin farklı türleri ve yöntemleri ayrıntılı olarak irdelenecektir.Master Thesis The Importance of Literature in Language Teaching(2022) Arsan, Mehmet Çağrı; Edis, ZekiYüzyıllardır devam eden üretim süreci ve okunma talebi nedeniyle insanlar edebî eserleri sadece okumak için değil, eğitim çalışmaları ve dil öğrenimi gibi birçok amaçla da değerlendirmişlerdir. Eğitim ve edebiyat daima iki yönlü fayda içeren bir iş birliği içerisinde olmuştur. İyi bir eğitim geçmişi edebiyatın geniş bakış açılarına hâkim olabilmek adına elzemdir. Ayrıca konu özellikle yeni kültürleri ve dilleri keşfetmeye geldiğinde, edebiyat ilham kaynağına ve bilgiye açılan kapı olarak bütünün ayrılmaz bir parçası haline gelmiştir. Özellikle dünya çapında birçok kişi tarafından iyi bilinen ve kullanılan yeni bir dil öğrenmek, bireylerin hayata bakış açılarını nasıl genişletebileceklerinin önemini vurgulayan önemli bir husustur. Günümüzde İngilizce dili, dünyanın her bir köşesindeki insanlar tarafından sıkça kullanılan anlamına gelen 'Lingua Franca' olarak addedilerek büyük bir önem arz etmektedir. Yeni bir dil öğretmek adına yaklaşım, yöntem ve tekniklerin gelişim sürecine bağlı olarak, öğrenme süreci çok daha etkili ve kolay bir hal almaktadır. Edebiyat, birçok yaklaşım ve yöntemlere ilâveten, yeni bir dili öğretme ve öğrenme süreci boyunca pek çok yönden yardımcı olarak önemli bir rol üstlenmektedir. Bir kısa hikâye, genç bir öğrencinin dikkatini hemen çekebilirken, edebi bir şaheser, yetişkin öğrencilerin bağlamsal öğrenme yoluyla kelime kazanımını geliştirmelerine yardımcı olur. Bu tezde sınıf iklimi ve edebiyat arasındaki ilişki konusunda detaylı bilgi verilerek dil eğitimi sürecinde edebi metinlerin kullanımı incelenecektir.Master Thesis The Reflection of Trauma and Identity in Alice Walker's Works(2019) Perot, Shwana Qadır; Edis, ZekiAfro-Amerikan yazarların edebi eserleri, topluluklarının mutsuzluğunu yansıtır. Alice Walker, Siyah topluluğun devam etmekte olan problemlerini gösterme gayreti içinde olan, üretken siyah çağdaş yazarlardan birisidir. Edebi eserleri, travma ve kimlikarayışı da dahil olmak üzere Siyahi topluluğun bitmeyen sorunları ile doludur. Alice Walker'ın The Third Life of Grange Copeland ve The Color Purple adlı eserleri travmatize olmuş iki siyah ailenin acıslarını anlatmaktadır. Yaşamları şiddet, baskı ve hayal kırıklığı ile doludur. Hikâyelerde, Walker, karakterlerin yaşamındaki bu sefaleti karakterler üzerinden çözmeye çalışmaktadır. Walker karekterlerin ruh dünyalarına girer ve günlük yaşamlarının travmatik deneyimini anlatmaktadır. Romanlarında Amerikan sosyopolitik yapısının sertliğinden ötürü erkek karakterler güçsüz ve yetersiz gösterilmektedir. Kendilerine uygulanan çeşitli baskılarla başa çıkamayan çocuklar ve kadınlar öfke ve hüsranlarını yaşarlar. Walker ırk ve cinsiyetin bu baskıların ardındaki iki itici güç olduğu tespitinde bulunur. Bir bireyin ırkının ve cinsiyetinin, çeşitli travmalar yaşama konusunda nasıl bir katalizör olarak hareket edebileceğini ortaya koymaktadır. Ayrıca, bu travmaların ruh ve karakterlerin kimlik oluşumunu nasıl etkilediğini göstermektedir. Bu tez, Alice Walker'ın bahsettiği romanlarda travma ve kimlik arayışının yansımalarını araştırmayı amaçlamaktadır. Her romanda travma kaynağını ve travma sonrası karakterlerin yaşamlarını ortaya koymaya çalışmaktadır.Dahası, travmanın karakterlerin kimlik oluşumunu ve metamorfoz yolculuklarını nasıl etkilediğini açıklıyor.Master Thesis A Posthuman Approach To the Works of Isaac Asimov and Philip K. Dick(2020) Taş, Özkan; Edis, ZekiBu çalışma, transhumanizm ve posthumanizm kavramlarının, Isaac Asimov'un The Complete Robot ve Philip K. Dick'in Do Androids Dream of Electric Sheep? adlı eserlerin tekno-kültürel bağlamda okumasını yaparak ontolojik açıdan bir değerlendirmesini sunmayı hedefler. Çalışma aynı zamanda, sunulan argümanları güçlendirmek ve örneklendirmek adına bu yazarların çeşitli eserlerine de kısaca değinmektedir. Bu tez, trans/posthuman (insan ötesi) kavramlarının bilim kurguyla ilişki içerisinde olduğunu savunur. Bu amaçla, çalışma ilk olarak, hümanizm, transhumanizm ve Antroposen gibi posthumanizm ile direkt olarak ilgili çeşitli felsefi görüşler ve kavramların tanımlarıyla başlayacaktır. Esasen, posthumanizm, insan kültürleri ve felsefesinin geçirdiği karmaşık dönüşümleri araştırır ve bu kapsamlı paradigma değişimleri süresince insan olmanın anlamını konumlandırmaya çalışır. Posthumanizm kavramı, doğa/kültür gibi tüm geleneksel ikili karşıtlıkları reddeder. Çalışma, bilim kurgunun nasıl posthumanizmin kendisini tanımlamak için uygun bir alana dönüştüğünü inceleyecektir. Aslında, insanlık, insan ötesi arzularına ulaşmak için hayallerini antik bilim kurgular olan mitler ve imgelemlerle dile getirmiştir. Bu bağlamda, posthuman figürü, edebiyatta, insanın bilim kurgusal isteklerini ifade etmek için önemli bir araç haline dönüşmüştür. Yazılı tarihin başlangıcından önce bile, atalarımız umutlarını, korkularını, hayallerini ve kabuslarını mitlerde dile getirmiştir. Sonuç olarak, bu mitler ve Mary Shelley'nin Frankenstein'i, Asimov'un robotları ve Dick'in androidleri, farklı zaman düzlemlerindeki bu tasavvurlar bizim çoktan posthuman (insan ötesi) olduğumuzu işaret eder.Master Thesis August Wilson'ın The Pittsburgh Cycle Adlı Eseri Üzerinden Afroamerikan Kültüründe Halk Büyüsü ve Ruhanilik(2025) Acar, Amine; Edis, ZekiKültür, inanç ve sanat, her toplumun ayrılmaz şekilde birbiriyle bağlantılı temel unsurlarıdır. Toplumsal yaşamın bir yansıması olan sanat, o toplumun kültürü ve inanç dünyasıyla biçimlenir, şekillenir ve gelişir. Sanat eserleri, sanatçının ait olduğu toplumun kültürel dokusunu, inanç sistemini ve değer yargılarını yansıtan önemli izler taşır. Özellikle edebiyat ve tiyatro, toplumsal kimliğin ve kolektif deneyimlerin ifade bulduğu en güçlü sanatsal alanlardan biri olarak öne çıkar. Eserlerine yaşadığı toplumun değerlerini yansıtan yazarlardan biri de Afro-Amerikalı edebiyatında ve tiyatro sahnesinde önemli bir yere sahip olan August Wilson'dur. Yerel dile olan hakimiyeti, güçlü imgeler yaratma becerisi ve toplumsal deneyimleri sanatsal bir incelikle işleyişi, onu modern dünyanın en tanınmış Afrikalı-Amerikalı oyun yazarlarından biri haline getirmiştir. Onun tiyatro mirasının belki de en dikkat çekici yönü, yirminci yüzyılda siyah deneyimini her on yıl için bir oyunla tasvir etmeyi hedeflediği The Pittsburgh Cycle ya da diğer adıyla American Century Cycle adlı on oyunluk serisidir. Bu döngü, Afro-Amerikalıların sosyal, kültürel ve ekonomik yaşamlarını, inançlarını ve kimlik mücadelelerini bir asırlık bir zaman diliminde ele alarak tiyatro sahnesine taşımaktadır. Bu çalışma, Wilson'un American Century Cycle adlı eserinde öne çıkan büyü ve ruhanilik temalarını detaylı bir şekilde inceleyecektir. Çalışma, Wilson'un eserinde büyü ve ruhaniliğin nasıl temsil edildiğini, bu kavramların Afro-Amerikan kültüründeki yerini ve önemini ele almayı hedeflemektedir. Ayrıca, Wilson'un bu temaları kullanarak Afro-Amerikan toplumunun kültürel belleğine ve tarihsel deneyimlerine nasıl bir anlam kazandırdığı bu çalışmanın konusu olacaktır.Master Thesis The Influence of Naturalismon Jack London's Works(2019) Kocaman, Tekin; Edis, ZekiBu çalışma Amerikan edebiyatının önemli yazarlarından Jack London ve natüralizm ile ilgilidir. London'ın eserlerinde natüralizmin etkisi ve realist öğelerbulunmaktadır. Jack London Amerikan Edebiyatına yeni bir soluk kazandırmıştır. Abartılı ve süslü bir anlayış yerine daha akıcı, sade ve realist bir sanat anlayışını benimsemiştir. Bu nedenle eserleri geniş kitleler tarafından benimsenmiştir. Londonçok sayıda eser vermesine ve edebiyat dünyasına yaptığı bunca katkıya rağmen, dünya edebiyatında hak ettiği yerin çok uzağındadır. Oldukça zorlu bir yaşam geçirmiş olan London bütün eserlerinde bunu dışa yansıtmıştır. Bilinçaltında bu zorlu yaşamın izleri önemli bir yer kaplamıştır. Daha sonra bu eserlerin satışından çok para kazandı. Jack London'ın karşılaştığı zorluklar onu olgunlaştırmış vezorlu yaşamı eserlerini yazması için iyi bir zemin oluşturmuştur.Önemli eserleri doğada yaşam ve hayatta kalma mücadelesi ile ilgili olmuştur.Bu sebeptenyirminci yüzyıl edebiyatının en önemli natüralist yazarlarındandır. London'ın siyasiolarak farklı düşünceye sahip olması onun için büyük problem olmuştur. İlk dönem romanlarında hep doğada yaşanan zorlu ve acımasız yaşamları anlatmış ve bu eserlerinde genellikle hayvan karakterleri önemli rolleralmıştır. Doğada ayakta kalmanın ne kadar zor ve dayanılmaz olduğunu eserlerinde hep vurgulamıştır. Güçlü olan yaşamını devam ettirdiği zayıf olanın ise hayatta kalma savaşını kaybettiğiçok yalın bir dille eserlerinde anlatmıştır. Eserlerindeki karakterler birbirlerine karşı acımasız ve birbirlerini yok etmek için fırsat kollamaktadırlar. Jack London sosyalizmden etkilenmiş ve bunu bazı eserlerinde de yansıtmıştır. İnsanlar arasındaki gelir adaletsizliğini vurgulamaktan hiç bir zaman kaçınmamıştır. İşçi sınıfının yaşadığı sorunlar, sınıf çatışması, yoksulluk, açlık gibi temalara bazı eserlerinde değinmiştir. Bu çalışmanın amacı Jack London ve fikirleri hakkında yazılanları inceleyerek onun siyasi, edebi duruşunu sorgulamaktır.Master Thesis Poetry Analysis Within the Scope of Ecopoetry: the Voice of Nature in Ecopoetry(2020) Özkan, Ahmet; Edis, Zekiİnsanoğlu varlığının başlangıcından beri doğa ile ilişki içindedir. Bu ilişkinin ilk dönemlerinde doğaya karşı savunmasız olan insan, onun kurallarına göre, onunla uyum içinde yaşamıştır. Çevresinde meydana gelen doğal olaylarla ilgili sınırlı bilgisi bulunan insan bu olaylara anlamlar yüklemiştir. İnsan için doğa; onu koruyan, sığınak ve yiyecek veren yüce bir güç anlamına gelmekteydi. Ancak her geçen gün doğa ile ilgili bilgisi artan insan kendisini doğadan üstün olarak görmeye ve doğayı istediği şekilde sömürüye başlamıştır. Bu düşünce çevreyle ilgili sorunların temelini oluşturmuş, özellikle, insanı merkeze alan, aydınlanma çağı ve sonrasında gelen sanayi devrimi ile birlikte insanın doğayı kendi çıkarları için tahrip etmesinin geri döndürülemez sonuçlarının başlangıcı olmuştur. Bu sonuçların kendisine zarar verdiğini fark eden insan, doğaya verdiği zararı telafi etmek için çeşitli yollar aramaya başlamıştır. Edebiyat, insanın çevre ile olan ilişkini yazılı olarak ortaya koymuş, birçok yazar insana çevre bilinci kazandırmak için sayısız eserler yazmışlardır. Bunu sonucunda da çevreci eleştiri kuramı ve onun alt dalarından biri olan ekoşiir akımı başlamıştır. Bu çalışmanın amacı eko-eleştirinin alt dallarından olan eko-şiirin ortaya çıkışı, kökeni, gelişimi ve çevreyle ilgili şiirin günümüzdeki durumunu incelemektir. Bunun yanında ekoeleştiri ile ilgili de kapsamlı bir inceleme yapılacaktır. Sonraki bölümde Türkiye ve Dünyadan farklı şairlere ait şiirlerin ekoşiir açısından incelemeleri yapılacak. Ekoeleştiri, birçok ülke edebiyatında olduğu gibi, ülkemizin edebiyatında da yerini almaya başlamış olmasına rağmen, çevreyle ilgili şiirin arka planda kalması ve edebiyat dünyasında yeterince ilgi görmemesi beni ekoşiir ile ilgili bu tezi yazmaya iten en büyük sebeptir. Anahtar Kelimeler: Eko-Eleştiri, Eko-Şiir, İnsan, Doğa, Yer, MekanMaster Thesis Native American's Cultural Aspects in Linda Hogans Poems(2019) Ahmed, Yaseen Yousıf Bahaulddin; Edis, ZekiAmerika'nın Avrupalılar tarafından keşfedilmesi, Yerli Amerikalıların hayatlarındaki değişimlerin başlangıcıdır. Bu yüzlerce yıl sürdü ve ana karanın sınırlarını çizmeye yönelik farklı dış milletlerden, çeşitli bireyler ve grupların çabalarından oluşuyordu. 'Indigenous Americans' olarak da bilinen 'American Indians', 'Native Americans', Amerika Birleşik Devletleri'nin yerli halk gruplarıdır. Onlar farklı renklere, farklı bir yaşam tarzlarına ve farklı inançlara sahipler. İnsan gruplarının devasa çeşitliliği, ve Avrupanı Amerika sömürgeciliği, Yerli Amerikalıları etkiledi. Kızılderili'nin hayatındaki değişim 1492'de başladı ve nüfusları, savaşlar, hastalıklar, yer değiştirme gibi bazı faktörler nedeniyle giderek azaldı. Amerikanınoluşumundan sonra, Amerika, Amerika stratejisi gereği bazı adaletsiz politikalar yürülüğe koydu. Bu tezin amacı, Linda Hogan'ın şiirlerinde yorumlanan önemli kültürel yönleri araştırmaktır. Hogan, yerli Amerikalıların kültürel yönlerini kültürel alışkanlıklar, kültürel inançlar ve kültürel semboller açısından şiirlerine yansıtmıştır. Çalışma, Kızılderili'nin manevi inançlarını, zengin Kızılderili kültürünü ve Hogan'ın hayatı ve aşiret eğitimi ile ilgili geleneklerini vurgulayarak araştıracaktır. Kızılderili şairlerinin öncülerinden olan Hogan, çalışmalarına sahip çıktığı kültürüyle yakından ilgilenmektedir. Çalışma bir giriş ve üç bölümden oluşmaktadır. Birinci bölümde genel olarak kültür tanıtılmakta ve sonra Amerikan yerlilerinin kurgulanmasından önce Yerli Amerikan halkının ilk yaşamları anlatılmaktadır. Amerikan yerlilerinin gelenekleri ve manevi inançları, yazılı edebiyat bakış açısıyla tartışılmaktadır. İkinci bölümde çalışma, Amerikan Yerli edebiyatının öncülerinden biri olan Linda Hogan'a, kültürel yönlerine ve şiirlerinde ortaya konan kültürel sembollere odaklanmaktadır. Üçüncü bölümde, Hogan'ın bazı şiirlerini kültürel ve manevi olarak ele alınmaktadır. Linda Hogan şiirlerini analiz ederek tez, Yerli Amerikalıların her yönünü anlamamızı hedeflemektedir. Anahtar Kelimeler : Amerikan yerli edebiyatı, Kültür, Linda Hogan, Din, Ruhsal, Sembol.Master Thesis The Portrayal of Women and Nature in the Literature Since 2700 B.c To Present(2020) Shareef, Lıva Adıl; Edis, ZekiTarih boyunca, topluma büyük katkı sağlayan Edebiyat, toplumun her sorunu ile önemli bir yaklaşım göstererek ilgilenmiştir.Yazarlar, edebi eserlerinde halk tarafından yorumlanacak sosyal problemlerle etkileşim içine girmişlerdirler. Bu bize edebiyatın; toplumun, geleneklerin ve kültürün yansıması olduğunu göstermektedir. Edebiyatın yapıcı eleştirisi kıymet ifade eden çalışmaları yorumlayarak konu hakkında sabit görüş içinde olma yaklaşımını değiştirmiştir. Feminist teoriler ve feminist hareketler edebiyatın büyük bir bölümünü oluşturmaktadır. Doğal olarak, edebiyatta yapılan pek çok edebi eserin kritik bileşeni de kadınlar olmuştur. Pek çok eserde karşımıza çıkan kadınlar, farklı pozisyonlarda, farklı yönleriyle tanımlanmıştır; örneğin, destanlarda, mitlerde ve eski edebiyatta tanrıça olarak sunulmuşlardır. Ancak hemen hemen her toplumda, ataerkillik egemenliğine eğilimli gelenekler nedeniyle kadınlar istismara uğramışlardır. Bununla birlikte son yıllarda kadın sorunları ile ilgili olarak kadınların toplumun kısıtlamalarından kurtulmalarını desteklemek amacı ile edebi çalışmalar yapılmıştır. Tüm edebiyat eserlerinde edebiyat teorisi ve eleştirel hareket olarak feminizm her yerde ve her zaman farklı seviyelerde dalgalanmalara neden olmuştur. Bu makale, kadınları 2700 B.C'den günümüze edebiyat bağlamında, feminizm türüne ilişkin çeşitli edebi eserleri ve eserlerin tarihi içeriklerini tartışarak incelemeyi amaçlamaktadır. Bu araştırmanın diğer amacı ise; ataerkillik sistemi tarafından yönetilen toplumlarda feminizmin başarı ve başarısızlıklarını belirlemeye çalışmaktır. Anahtar Kelimeler : Gılgamış Destanı, Yunan tanrıçası, Feminizm, Ekokritizm, Eko-feminizmMaster Thesis A Study on a Postcolonial Reading of Andrea Levy's Small Island and Zadie Smith's White Teeth(2022) Güney, Betül; Edis, ZekiSömürgecilik, uzun yıllar hem sömürgeci hem de sömürülen devletleri siyasi, ekonomik ve kültürel olarak etkileyen sosyal bir olgudur. Sömürgeci devletler dekolonizasyonla birlikte geride ekonomik, kültürel ve siyasi izler bırakmışlardır. Bu izler edebî eserlerde geniş bir yer tutmuştur. Buna göre, kapsamlı tanımıyla Postkolonyal Edebiyatın, sömürgeciliğin etkilerini ve sonuçlarını yansıtan edebiyat olduğu söylenebilir. Kârlı veya zararlı, avantajlı veya dezavantajlı; dekolonizasyon hem sömürgeciler hem de sömürgeler için yeni bir siyasi, kültürel, edebi ve ekonomik çağ başlatmıştır. Dekolonizasyonla birlikte, sömürgeci devletlerin edebi eserlerine ek olarak, sömürge devletlerinden de yazarlar, sömürge sonrası etkileri eleştiren eserler ortaya çıkarmışlardır. Postkolonyal yazarlar, sömürgeleştirilmiş insanların kendi kültürleri ile diğer kültürler arasındaki çelişkiyi tartışırlar. Onların içinde bulundukları bu durumun ve duygularının derin bir analizini yapmak, bazı kavramlarla daha mümkün hale gelecektir. Bu kavramlar; diyaspora, müphemlik, taklitçilik ve melezlik olarak sıralanabilir. Diyaspora, anayurtları dışında yaşamını sürdürmeye çalışan etnik gruplar ve postkolonyal yazarlar için kullanılan özgün bir olgudur. Müphemlik, duygu ve tutumları arasında kalan bir kişiyi tanımlar. Taklitçilik, sömürgecinin kültürünü ve geleneğini taklit eden bir sömürgeyi anlatır. Melezlik, iki kültürü karıştırmak anlamına gelir. İki taraf vardır: sömürgeleştirilenler ve sömürgeciler. Onlar birbirlerinin kurallarına ve kültürlerine uyum sağlamak zorundadırlar. Andrea Levy ve Zadie Smith Jamaikalı fakat İngiltere doğumlu iki yazar olarak eserleri Küçük Ada'da ve İnci Gibi Dişler'de, karakterlerinin çok kültürlü postkolonyal Londra'da yaşadıkları kimlik arayışını, aidiyet problemlerini ve müphemliklerini konu alırlar. Bu çalışma, bu iki postkolonyal yazarın eserlerini diyaspora, kimlik arayışı, aidiyet problemi, ötekilik, yersizlik/yurtsuzluk, müphemlik, taklitçilik ve melezlik kavramları üzerinden incelemeyi amaçlamaktadır. Bu eserler incelenirken, postkolonyal teorinin önde gelen isimlerinden Homi Bhabha'nın, Edward Said'in ve Frantz Fanon'ın da düşüncelerine yer verilecektir. Anahtar Kelimeler: Sömürgecilik, Sömürge Dönemi Sonrası, Kimlik arayışı, Aidiyet Problemi, Ötekilik, Taklitçilik, Melezlik.Master Thesis An Evaluation of the Bluest Eye by Toni Morrisonin the Light of Post-Colonial Studies(2024) Saçar, Merve Erdoğan; Edis, ZekiPostkolonyalizm, sömürgecilik ve emperyalizmin kültürel mirasını ele alan eleştirel bir yaklaşımdır. Edebiyatta postkolonyalizm, kolonileştiren ve kolonileştirilen arasındaki ilişkiyi, kolonileştirmenin kolonileştirilen insanlar ve kültürleri üzerindeki etkilerini ve postkolonyal toplumların boyun eğdirilmelerine direnme ve müzakere etme yollarını inceleyen önemli bir çalışma alanı olarak ortaya çıkmıştır. Postkolonyal edebi eserler kimlik, kültürel melezlik, güç ilişkileri ve kolonizasyonun dil ve kültür üzerindeki etkileri gibi temaları ele alır. Bu bağlamda postkolonyalizm, daha önce susturulmuş ve ötekileştirilmiş olanların seslerine bir platform sağladığı için edebiyatta önemli bir eleştirel yaklaşım haline gelmiştir. Yirminci yüzyılın en önemli postkolonyal yazarlarından biri olan Toni Morrison, Afro-Amerikan deneyimlerini ve tarihini edebi açıdan incelemesiyle tanınmıştır. Eserleri genellikle ırk, kimlik ve güç konularını ele alır ve postkolonyal teoriden derinden etkilenir. Morrison eserlerinde, beyaz olmayan insanları tarihsel olarak ötekileştiren ve baskı altında tutan baskın Batı anlatısını eleştirir. Afrikalı Amerikalıların özel deneyimlerini ve mücadelelerini aydınlatarak evrensel bir insan deneyimi fikrine meydan okur ve egemen anlatıdan nasıl dışlandıklarını vurgular. Eserleri aynı zamanda sabit, özselleştirilmiş bir kimlik fikrine meydan okumakta ve bunun yerine bireysel deneyimlerin akışkanlığını ve karmaşıklığını kucaklamaktadır. Morrison'ın The Bluest Eye adlı romanı ırk, toplumsal cinsiyet ve sınıfın karmaşık kesişimlerini keşfederek okuyucuları Amerikan tarihinin rahatsız edici gerçekleriyle yüzleşmeye zorlar. Dolayısıyla Morrison'ın eserleri, edebiyatın egemen anlatılarameydan okuma ve ötekileştirilmiş grupların deneyimlerine ışık tutma gücünün bir kanıtıdır. Bu nedenle, bu tezin amacı Toni Morrison'ın The Bluest Eye adlı romanını Postkolonyalizm çalışmaları bağlamında değerlendirmektir.Master Thesis A Psychological Approach To Sexist Attitude in Society Through Alice Walker's the Color Purple, Sylvia Plath's the Bell Jar, and Fatma Aliye's Refet(2023) Avci, Başak; Edis, ZekiToplumdaki bireylere, cinsiyetlerine göre önyargılarla oluşturularak dayatılan görevler ve baskılar olarak bilinen cinsiyetçilik düşüncesi, tarihten bugüne kadın-erkek birçok insanın ötekileştirilmesine sebep olmuştur. İnsan yaşamında çatışmalara yol açan bu düşünce, bireylerin psikolojik ya da fiziksel baskılara maruz kalmalarına sebep olmaktadır. Gelenekçi bir bakış açısı ile toplumlar yaşadıkları kültürlerin etkisinde kalarak görüşlerini kuşaktan kuşağa aktarmaktadırlar. Ailelerde başlayıp gelişen bu baskıcı tutum genetik bir hastalık gibi kişilerin zihnine tutunmaktadır. Bu basmakalıp inanış ile toplumdaki rollerin sadece kişinin cinsiyeti üzerinden belirlenebileceği görüşü hâkim olmakta ve bu cinsiyet rollerinin dışına çıkılamayacağı savunulmaktadır. Toplumca belirlenmiş, uygulanması zorunlu kılınmış bu rollerin yerine getirilmemeleri durumunda bu kişilerin aşağılanması, küçük görülmesi ve hakarete uğramaları gelenek haline gelmiş ve değer yargısı olarak topluma sunulmaktadır. Bireylerin cinsiyet rolleri üzerinden maruz kaldığı 'cinsiyetçilik' önyargısı, tarihten bugüne, yediden yetmişe, dünyanın birçok bölgesinde, birçok ülkede ve toplumda çoğunluğu 'kadınlar' olmak üzere tüm insanlığın tecrübe edindiği bir ayrımcılık türüdür. Toplumun masum bir geleneği sayılmış olan bu düşünce karşı cinsler arasında çatışmalara sebep olmakta ve bireyler susarak ya da susturularak, psikolojik şiddete maruz bırakılarak ötekileştirilmiş hissetmektedirler. Geri kalmış ve ezilmiş olan toplumlarda ırkçı bakış açısının da beslediği bu ideoloji, toplumda nefret duygusuna ortam hazırlayarak özellikle kadınlar üzerinde ciddi baskılara sebep olmaktadır. Bu baskılar toplumsal ve bireysel açılardan ve yaşantılardan yola çıkılarak geniş bir psikolojik çerçevede ele alındığında sebepleri ve sonuçları ile bir bütün olduğu görülmektedir. Bu çalışmada, 'cinsiyetçi tutum', ailelerin ve bireylerin eğitim, ekonomi ve gelişmişlik düzeyleri, toplum içindeki yaşantıları ve diğer insanlarla ilişkileri gibi sosyal ve psikolojik açılardan ele alınarak, cinsiyetçi görüşün kadın çerçevesinden çokça işlendiği, Alice Walker'ın Renklerden Moru, Sylvia Plath'in Sırça Fanus, ve Fatma Aliye'nin Refet eserleri üzerinden değerlendirilecektir. Bu tutumun sosyal, ekonomik ve psikolojik nedenleri incelenirken üç kadın yazarın aynası olan bu üç eser, kadın yazarların hayatları ışığında ele alınacak ve cinsiyetçilik düşüncesine sebep olan davranışlar toplum hayatı çerçevesinde analiz edilecektir.

