Repository logoGCRIS
  • English
  • Türkçe
  • Русский
Log In
New user? Click here to register. Have you forgotten your password?
Home
Communities
Browse GCRIS
Overview
GCRIS Guide
  1. Home
  2. Browse by Author

Browsing by Author "Kanarya, Bayram"

Filter results by typing the first few letters
Now showing 1 - 17 of 17
  • Results Per Page
  • Sort Options
  • Loading...
    Thumbnail Image
    Master Thesis
    The Position of Al-ʿaskarī's (d. 382 992) Tashifât Al-Muhaddisîn in the Science of Hadith
    (2023) Gülaçtı, Muhammed Selim; Kanarya, Bayram
    Hicri üçüncü yüzyılın sonu ile dördüncü yüzyılın neredeyse tamamına tekâbül eden bir dönemde yaşayan Ebû Ahmed el-Hasen b. Abdillâh b. Saîd Askerî (ö. 382/992), yazdığı kitaplarla dikkat çeken ancak yeterli sayıda araştırmaya konu olmamış bir müelliftir. Özellikle hadis alanındaki önemli müktesebatının yanında Arap dili ve belâğatı alanında da birikimi olan bir simadır. Bu çalışmada hadis ilmine önemli katkıları olan müellifin Tashîfâtü'l-muhaddisîn adlı eserinin hadis ilmindeki yeri konu edinmiştir. Çalışma, giriş ve iki bölümden oluşmaktadır. Bununla beraber müellifin tashîf olgusunu ele alış biçimi, tashîf iddialarına konu olan hadislerin Kütüb-i Sitte kitaplarında geçtiği hali ile Askerî'nin kitabında geçtiği halinin mukayesesi üzerinden şekillenmiştir. Askerî tarafından tashîf olduğu iddiasına sahip hadislerin Kütüb-i Sitte kitaplarında var olup olmadığı -nüsha farklılığı dikkate alınarak- incelenmiş ve 281 örnekte şu an matbu haldeki nüshalara bakıldığında Askerî'nin yer verdiği tashîflerden 13 tanesinin değişmediği görülmüştür. Askerî'nin eserinin hadis ilimleri içindeki yeri noktasında, kelimelerin yapı ve şekil açısından hususiyetlerini açıklaması, Arap dilinde kullanımının nasıl olduğuna ve anlam değişimlerine dikkat çekmesi eserin Garîbü'l-Hadîs ilminin de bir ürünü olduğunu göstermektedir. Diğer taraftan kitabın muhtevasının, lafızları aynı ama okunuşu farklı olan râvi isimlerini barındırması sebebiyle hadis ilmindeki Mu'telif-Muhtelif alt disiplini ile çok yakın bir münasebeti ortaya çıkmaktadır. Bir lafzın yanlış kullanılması o hadisin delalet ettiği manayı başka bir manaya çevirecektir. Bu durum söz konusu hadis üzerinden verilen hükmü de değiştirme ihtimali vardır. Ancak kitapta yaklaşık 14 ahkam hadis örneği incelenmiş ve hükme etki edecek bir durumla karşılaşılmamıştır. Bununla beraber kitapta, mana eksenli düşünüldüğünde her tashîfin hata sayılmayacağı düşüncesi hasıl olmuştur. Zira kelimede harekenin değişikliği onun mutlak bir şekilde manasının değiştiği ve hatanın meydana geldiği anlamına gelmemektedir. Nicel bir veri olarak tashîf iddiasıyla ele alınan hadis, râvî ve mekân isimlerinin toplamının 281 olduğu sonucuna varılmıştır. Tashîf iddiası veya görüşlerini delillendirme gibi nedenerle eserde rivayetlerin kaynağına nispeti açısından 1 kutsî hadis, 373 merfû hadis, 6 mevkûf ve 101 maktû hadis kendi sistemi içinde isnatları ile birlikte verilmiştir.
  • Loading...
    Thumbnail Image
    Master Thesis
    Evaluation of the Hadith 'Neither Confirm nor Deny the People of the Book…'
    (2025) Toreli, Murat; Kanarya, Bayram
    Allah (c.c.) yeryüzüne gönderdiği insanoğluna rahmet etmiş, dünya hayatında yolunu kaybetmemeleri için belirli zamanlarda kendisine, seçtiği kulları vasıtasıyla doğru yolu göstermiştir. İlahi mesajı alan seçkin kullar, kendilerine verilen görevi layıkıyla yerine getirmek için canla başla çalışmışlardır. Ancak insanların kendi alışkanlıklarından vazgeçmeleri, nefsine hoş gelen istek ve arzularını bırakmaları ve ilahi mesaja olumlu cevap vermeleri hiç te kolay olmamıştır. Bu uğurda ilahi hakikati insanlara duyurmaya çalışan elçilerin karşısına büyük engeller çıkarmışlardır. Gönderilen elçilerle alay etmiş, yalanlamış, ciddiye almamış ve hatta eziyet etmişlerdir. İlk peygamber Hz. Âdem'den başlamak üzere Allah (c.c) her topluma kendi içlerinden, kendi dilleriyle peygamber göndermiş kimi peygamberlere sahifeler kimi peygamberlere ise kitap göndermiştir. Zamanla gönderilen ilahi mesajların unutulması veya tahrif edilmesi sonucunda yeni vahiyler gönderilmiş insanoğlu karanlığa terk edilmemiştir. Bu ilahi vahiyler sonucu ortaya çıkan dinlerin sonuncusu ise İslam'dır. İslam'la birlikte diğer dinlerin hükmü ortadan kalkmış ve İslam dini bütün insanlara hitap eden evrensel bir özellikle insanların karşısına çıkmıştır. Hz. Muhammed (sav) kıyamete kadar gelecek olan bütün insanlara son peygamber, Kur'an-ı Kerim ise son ilahi kitap olarak gönderilmiştir. Hz. Muhammed'in (sav) doğduğu ve İslam'ın zuhur ettiği Arabistan topraklarında daha önceki ümmetlerden, kendilerine kitap gönderilen Yahudiler ve Hristiyanlar da yaşamaktalardı. Bu ümmetler inanç konusunda tek olan Allah'a kulluk etmekle, O'na (c.c) şirk koşmamakla mükellef tutulmuşlardı. Kendilerine peygamberleri tarafından gelecek son peygamberden haberler verilmişti. Ancak bu ümmetler kendilerine peygamberleri tarafından son peygamber hakkında bilgi verilmesine rağmen bu gerçeği sakladılar ve kabule yanaşmadılar. Sadece bununla da yetinmediler Allah'ın elçisine hakaretler ettiler ve onu öldürme planları kurdular. Kendi peygamberlerinin iletmiş olduğu hakikatleri tahrif ettiler, gizlediler ve temel öğretilerinden uzaklaştılar. Kur'an'ın isimlendirmesiyle kendilerine kitap verilmiş olan bu topluluklara 'Ehl-i Kitab' denilmiştir. Hakikatin açıklayıcısı olan Hz. Muhammed (sav) Ehl-i Kitab'a karşı her zaman müsamahakâr bir tavır sergilemiştir. Çünkü temelde aynı yaratıcıya, aynı peygamberlere ve aynı kitaplara inanıyorlardı. Hz. Peygamber vahyin gelmediği zamanlarda Ehl-i Kitab'ın tarzını tercih ediyor ve müşriklere muhalefet ediyordu. Yönünü onların kıblesi olan Kudüs'e çeviriyor, onların kestiklerini yeme ve iffetli kadınlarıyla evlenmelerine izin veriyor, onların tuttuğu Aşure orucunu tutuyor ve onların kıssalarını anlatıyordu. Hz. Peygamber onları İslam'a davet etmiş olumlu cevap almayınca onları İslam'a zorlamamış kendi dinlerinde kalabileceklerini söylemiştir. Yahudi asıllı olan Safiye ile evlenmiş onlarla akrabalık bağları kurmuştur. Onlarla Medine Sözleşmesi gibi çeşitli anlaşmalar imzalamış onların da yaşayabileceği bir toplum oluşturmaya çalışmıştır. Ancak Ehl-i Kitab bunları görmezden gelip onunla yaptıkları antlaşmaları bozmuş, O'na(sav) ihanet etmiş çeşitli tuzaklar kurarak O'nu (sav) ortadan kaldırmaya çalışmışlardır. Bizler bu çalışmamızda Hz. Peygamber'in (sav) Ehl-i Kitab hakkında söylemiş olduğu 'Ehl-i Kitab'ı ne tasdik edin ne de onları yalanlayın…' hadisini dönemin şartları çerçevesinde ve bütüncül bir yaklaşımla değerlendirmeye çalışacağız. Bunu yaparken öncelikle ilgili hadisin isnat ve metin değerlendirmesini yapmaya çalışıp hadisin sıhhati konusunda bilgiler vereceğiz. Hadisin ravileri hakkında bilgiler verip hadisin farklı tariklerinin olup olmadığını ortaya koymaya çalışacağız. Böylece Hz. Peygamber'in(sav) bu hadisle ortaya koymaya çalıştığı manayı, ifade etmeye çalıştığı hakikati tespit etmiş olacağız.
  • Loading...
    Thumbnail Image
    Master Thesis
    Ghulûl in Narrations
    (2022) Karabağ, Reyhan; Kanarya, Bayram
    İnsanlık tarihinde toplumların birbirleriyle ilişki kurdukları ilk dönemden itibaren farklı sebeplerle gündeme gelen savaşlar ve bu savaşların sonucunda ele geçirilen ganimet, zamanın ve mekanın gerekleri dikkate alınarak değerlendirilmesi gereken bir realitedir. Ganîmetle ilgili ilk âyetler Bedir Savaşı akabinde nazil olmuş ve ondan sonraki süreçler için temel teşkil etmiştir. Bu çalışmada devlet malına hiyânet etmek, taksim edilmeden önce savaş ganîmetinden çalmak olarak tanımlanan gulûl kavramı merfû, mevkûf ve maktû rivâyetler üzerinden ele alınmıştır. Dün olduğu gibi bugün de farklı şekillerde yansıması bulunan gulûlun topluma verdiği zararın gözle görülür hal alması bu çalışmanın yapılmasında etken olmuştur. Kur'ân-ı Kerîm'de Âl-i İmrân Sûresi 161. âyette 'Hiçbir peygamber savaşanların hakkını kendi zimmetine geçirmez. Böyle bir haksızlık yapan olursa kıyâmet günü zimmetine geçirdiğini yüklenmiş olarak gelir, sonra herkese kazandığının karşılığı kimse haksızlığa uğratılmaksızın tastamam verilir' buyrularak yasaklandığı belirtilen gulûl, Hz. Peygamber (s.a.v.) tarafından da pek çok rivâyette yerilmiş, uzak kalınması gerektiği vurgulanmış, bu suçu işleyenlere uygulanacak cezalar üzerinde durulmuştur. Bu çalışma giriş ve iki bölümden oluşmaktadır. Giriş bölümünde gulûlun kavramsal çerçevesi ve Kur'ân-ı Kerîm'de kullanımı üzerinde durulmuştur. İlk bölümde konuyla ilgili rivâyetler kaynaklarından tespit edilmiş ve ilgili hadislerin senetlerindeki râviler cerh-ta'dil, mu'cem ve tabakât kaynaklarından araştırılarak isnad incelemesi yapılmıştır. İkinci bölümde ise ilgili rivâyetler muhteva açısından başlıklar halinde tasnif edilmiş, hadis kaynaklarının şerhlerinden de istifade edilerek değerlendirmeler yapılmıştır. Çalışmanın sonunda Hz. Peygamber'in meşru olmayan şekilde ganimetten pay alınmasını, şahsî menfaatin öncelenmesini hoş görmediği ve taksimat yapılmadan ganîmet üzerinde herhangi bir tasarrufta bulunmayı nehyettiği anlaşılmıştır. Konuyla ilgili rivâyetlerin önemli bir kısmının sahîh olduğu bazı rivâyetlerin ise zayıf olduğu kanaati hâsıl olmuştur. Rivâyetlerde ganîmetten mal çalan kişilerin dünyevî hükümlerin yanı sıra âhiret hayatında göreceği cezaların da vurgulandığı görülmüştür. Ancak zaruret durumunda bulunan bir kişinin savaş mahallindeki yiyeceklerden yiyebileceği, hayvanını yemleyebileceği sonucuna ulaşılmıştır. Bununla birlikte gulûl kavramı üzerinde yeniden düşünmeye ve bu kavramın günümüzdeki izdüşümlerini yakalamaya ciddi derecede ihtiyaç olduğunu belirtmek gerekmektedir.
  • Loading...
    Thumbnail Image
    Master Thesis
    Evaluation caliph Yusuf Topçu's work called Tuhfat az-Zâkirîn in terms of hadith disciplixcs
    (2022) Atasoy, İsmail; Kanarya, Bayram
    Hadis ilmi açısından yapılan çalışmalardan biri de bazı eserlerde yer alan hadislerin kaynak ve sıhhat derecelerini tespit etmektir. Bu çalışmalar neticesinde bu eserleri telif eden müelliflerin sahip oldukları ilmi otorite tespit edildiği gibi, ilgili eserin ilmi değeride ortaya çıkmaktadır. Bu düşünceden hareketle çalışmamızda Osmanlının son yılları ile Cumhuriyetin ilk yılları arasında yaşamış olan Halife Yusuf Topçu'yu (öl. 1885/1965) ve Tuhfetü'z-Zâkirîn adlı eserinin içermiş olduğu bazı rivâyetlerin kaynak ve sıhhat derecelerinin tespiti yapılmıştır. Halife Yusuf Topçu'nun Tuhfetü'z-Zâkirîn adlı eseri, ale'l-ebvâb yöntemiyle telif edilmiş derleme bir eserdir. İlim ve ulemanın fazileti konusuyla başlayıp namaz, oruç, hac, zekât ve faiz gibi birçok konuyu ihtiva etmektedir. Eserin içeriğinde elli bab başlığı, beş yüz doksan dört hadis, altı İsrâili rivâyet ile yirmi bir âlim sözünün geçtiği tespit edilmiştir. Eserde yer alan hadislerin Arapça metinleri üstte, Arap alfabesi ile Kürtçe tercümesi ise altta yer almaktadır. Eser baştan sona incelendiği zaman, hadislerin dışında menakib ve ulemaya ait bazı sözlerin yer aldığı görülmektedir. Ayrıca bir takım usûl bilgilerinin yanı sıra farklı konuları da ihtiva etmektedir. Tuhfetü'z-Zâkirîn, kaleme alındığı günden beri özellikle vaaz ve nasihatlerde sıkça kullanılan bir eser olmuştur. Sahip olduğu şöhret ve yaygın kullanımı nedeni ile dini tebliğde kullanılan bu eserdeki rivâyetlerin ne kadar güvenilir olduğunu tespit etmenin oldukça önemli olduğu kanaatindeyiz. Bu düşünceden hareketle öncelikle müellif Halife Yusuf hakkında bir takım bilgiler verilmiştir. Tuhfetü'z-Zâkirîn'nin genel yapısını bildiren bir takım bilgiler verildikten sonra, eserde yer alan rivâyetlerin sayısı altı yüze yakın olmasından ve bütün rivâyetlerin değerlendirmesini yapmanın çalışmamızın hacmini aşacağından dolayı, eserde yer alan yüz elli rivâyetin kaynak ve sıhhat derecelerinin tespiti yapılmıştır. Değerlendirmesi yapılan rivâyetlerden hareketle gerek Halife Yusuf'un hadisçiliği gerekse Tuhfetü'z-Zâkirîn'nin konumu hakkında bazı değerlendirmelere yer verilmiştir.
  • Loading...
    Thumbnail Image
    Article
    El-askerî’nin (Ö. 382/992) Tashîfâtü’l-muhaddisîn Adlı Eseri Bağlamında Tashîf Olgusu
    (2025) Kanarya, Bayram; Gülaçtı, Muhammed Selim
    Lafızda gerçekleşen değişiklik anlamına gelen Tashîf; ilk asırlardan bu yana üzerinde konuşulan ve yazılan bir olgu ve kavramdır. Ravî tasarruflarından biri olarak değerlendirilen bu ıstılah, genellikle hadislerin sonraki nesle aktarılması sırasında ortaya çıkmıştır. Erken dönemden itibaren muhaddisler, rivayetlerin sıhhat tespitinin önemli bir ölçütü olarak lafızların biçimsel açıdan özelliklerini açıklamışlardır. Arap dilinde lafızların kullanım şekli ve bu lafızların anlam hareketliliğine ve değişimlerine temas edilmesi, tashîf olgusunun ilk dönemlerden itibaren dinamik bir konu olduğunu göstermektedir. Bu sebeple konuyla ilgili ciddi bir literatür oluşmuştur. Bu çalışmada hicri dördüncü asırda yaşayan Ebû Ahmed el-Hasen b. Abdillâh b. Saîd el-Askerî’nin hadis usulünde önemli bir yeri olan tashîf kavramına yaklaşımı ele alınmıştır. Askerî, hadis alanındaki müktesebatının yanında Arap Dili ve Belâgatı alanında da önemli bir yetkinliğe sahiptir. Hadis ilmine hatırı sayılır katkıları olan Askerî, çokça örnekler eşliğinde tashif olgusunun sebepleri ve mahiyetini ele aldığı Tashîfâtü’l-muhaddisîn adlı eseriyle de ön plana çıkmış bir âlimdir. Dolayısıyla tashif olgusunun tarihsel gelişimi, sebepleri ve ortaya çıkan sonuçlarını ele almak üzere mezkûr eser merkeze alınmıştır. Eser incelendiğinde görülecektir ki Askerî’nin dilci ve muhaddis olması itibariyle filoloji ve hadis ile ilgili dikkat çekici tahlillere yer verilmiştir. Eserin öneminden hareketle bu makalede tashîf olgusu el- Askerî üzerinden ortaya konulmuş ve hadis ilminin önemli meselelerinden olan tashif olgusunun anlaşılmasına katkı sunacak bazı misaller üzerinden konu irdelenmiştir.
  • Loading...
    Thumbnail Image
    Master Thesis
    İbn Mâce’nin Sünen’indeki Kitâbü’l-Edeb’de Yer Alan Sosyal Âdaba Yönelik Hadislerin Değerlendirilmesi
    (2025) Sivi, Ammar; Kanarya, Bayram
    Bu çalışmada, İbn Mâce'nin Sünen adlı eserindeki Kitâbü'l-Edeb bölümü merkez alınarak, sosyal hayatta birey ve toplum düzeyinde ahlâkî yozlaşmanın çözümünde hadislerin rolü incelenmiştir. Günümüz toplumunda gözlemlenen değer aşınması, özellikle aile, iletişim ve sosyal ilişkiler bağlamında derin etkiler doğurmakta; bireyler arası saygı, sorumluluk ve merhamet gibi temel edep ilkeleri giderek zayıflamaktadır. Bu bağlamda, Hz. Peygamber'in (s.a.v.) söz ve uygulamalarını içeren hadislerin, sadece bireysel rehberlik değil, toplumsal ıslah açısından da büyük bir kaynak sunduğu savunulmaktadır. Çalışmada, öncelikle 'edeb' kavramı etimolojik ve tarihsel yönleriyle incelenmiş, ardından klasik hadis literatüründe Kitâbü'l-Edeb'lerin oluşum süreci ve temel maksatları ele alınmıştır. Tezin temelini oluşturan ikinci bölümde ise, İbn Mâce'nin Kitâbü'l-Edeb'inde yer alan hadisler konularına göre tasnif edilerek değerlendirilmiş, bu hadislerin çağdaş sosyal problemlere ne tür çözüm önerileri sunduğu tahlil edilmiştir. Araştırmada; hadislerin anlaşılması ve yorumlanmasında ilgili şerh kaynakları esas alınmıştır. Böylece, İslam düşüncesinin sosyal ahlâk boyutuna katkı sunmak ve hadislerin günümüz değer krizine nasıl cevap verebileceğini göstermek amaçlanmıştır. Bu çalışma, İbn Mâce'nin Kitâbü'l-Edeb bölümündeki hadisler çerçevesinde, sosyal hayatın ahlaki sorunlarına ışık tutmayı amaçlamakta; edep ve ahlak gibi kavramların günümüz toplumundaki karşılıklarını değerlendirmektedir. Yöntem olarak içerik analizi benimsenmiş; çalışma, sadece Kitâbü'l-Edeb bölümündeki hadislerle sınırlı tutulmuştur. Amaç, Hz. Peygamber'in söz ve uygulamalarının bireysel ve toplumsal düzeyde ahlaki katkılarını incelemektedir. Sonuç olarak, bu hadislerin çağdaş sosyal problemlere karşı güçlü bir değer inşası sunduğu ve Müslüman toplumlar için ahlaki bir yol haritası işlevi görebileceği tespit edilmiştir.
  • Loading...
    Thumbnail Image
    Article
    Menâkıbü’ş-şâfiî Literatürü Bağlamında Ibn Hacer’in Imâm Şâfiî Savunusu
    (2024) Kanarya, Bayram
    Hadis, usûl ve fıkıh disiplinlerinde iz bırakan alimlerden biri İmâm Şâfiî’dir. Onun eserleri ve ortaya koyduğu metodoloji, birçok ilim adamının dikkatini çekmiştir. Onunla ilgili yapılan çalışmalardan biri hayatı, talebeleri, eserleri, ahlaki özellikleri, münazaraları, edebi zevki gibi konuları ihtiva eden Menâkıbü’ş-Şâfiî türü eserlerdir. Ağırlıklı olarak biyografik malumatın zikredildiği bazen yeni bir tertip ile farklı asırlarda telif edilen Menâkıbu’ş-Şâfiî türü eserler, müstakil bir literatürün ortaya çıkmasına vesile olmuştur. İmâm Şâfiî’nin menâkıbı ile ilgili eser yazanlardan biri, Şâfiî mezhebine müntesip ve eserleri ile karizmatik bir hüviyet kazanan İbn Hacer’dir. Bu çalışmada ibn Hacer’in İmâm Şâfiî’nin menakıbını ele aldığı Tevâli’t-Te’sîs adlı eseri konu edilmiş, kapsam ve sınırlılık itibarı ile bu çerçevede kalınmaya çalışılmıştır. İbn Hacer’in bu eserinin tahliline geçmeden önce menâkıb literatürünün gelişimi ve Şâfiî merkezli menâkıb edebiyatı hakkında bazı bilgiler verilmiştir. Daha sonra Tevâli’t-Te’sîs’in metodoljisi, kaynakları ve muhtevası irdelenmiştir. İbn Hacer’in üzerinde durduğu konulardan biri İmâm Şâfiî ve hadis rivayeti meselesidir. Eserinde bu konuya dair müstakil bir bölüm açan İbn Hacer, Şâfiî’nin isnad zincirinde yer aldığı ve hadis alimleri tarafından sahih kabul edilen yetmiş yedi rivayete yer vermiş, kitabın hacmini arttıracağı endişesiyle diğer rivayetlere yer vermemiştir. İbn Hacer bununla İmâm Şâfiî’nin hadis rivayet mekanizmasında yer aldığını, naklettiği rivayetlerin aynı metinlerle muteber hadis kaynaklarında da geçtiğini ispat etmeye çalışmış ve onu savunmuştur.
  • Loading...
    Thumbnail Image
    Master Thesis
    The Assessment of Berire Hadith
    (2019) Yalçınkaya, Zehra; Kanarya, Bayram
    Bu çalışmada Berîre'nin boşanma mevzusunu içeren ve Kütüb-i Sitte'de bulunan yirmi hadis, sened ve metin açısından birinci bölümde değerlendirilmeye tâbi tutulmuştur. Bütün hadislerin isnad zincirleri tablo şeklinde gösterilip metin bölümleri de eklenmiştir. İkinci bölümde bu hadisin içerdiği hüküm bağlamında sünnetin bağlayıcılığı, sünnet tasnifi ve hadisin şarihler tarafından açıklanan yönleri işlenmiştir. Aynı zamanda bu hadisin Fıkıh İlmi'ne katkısı ele alınmıştır. Efendisiyle dokuz yıllık mükâtebe sözleşmesini imzalayarak, özgürlük yoluna adım atan ilk câriye Berîre'dir. Sözleşme bedeli tek bir defada Hz. Âişe tarafından ödenmiştir. Özgürlüğüne kavuşunca daha önce efendisi tarafından evlendirildiği eşi Muğis'ten ayrılıp ayrılmamak hususunda muhayyer bırakılmıştır. Berîre'nin eşi Muğis ise ondan ayrılmak istememiştir. Ayrılmayı tercih eden Berîre'ye çok muhabbeti olan eşi Muğis bir daha onunla beraber olmak için Hz. Peygamber'e müracaat etmiştir. Hz. Peygamber (sav) 'keşke eşine geri dönsen' ifadeleriyle Berîre'nin eşine geri dönmesini istemiştir, fakat Berîre bunun bir emir olup olmadığını öğrenmek istemiştir. Hz. Peygamber (sav) de emretmediğini, sadece bir aracı olduğunu belirtmiştir. Bunun bir emir olmadığını öğrenen Berîre eşine geri dönmemiştir. Çalışmamızda Berîre ile ilgili başka konular hakkındaki rivâyetler 'Berîre'nin Hayatı' başlığı altında ele alınmştır. Burada sadece yukarıda bahsi geçen rivâyetin isnad ve metin tahlili yapılmıştır. Özellikle rivâyetin sünnetin bağlayıcılığı yönü üzerinde durulmuştur.
  • Loading...
    Thumbnail Image
    Master Thesis
    According To the Narratives the Problem of Change of Qıblah
    (2021) Yıldız, Okan; Kanarya, Bayram
    Müslümanlar bir dönem Beytü'l-Makdis'i kıble edinmişler daha sonra tahvîl-i kıbleyle Kâbe'ye yönelerek namazlarını kılmışlardır. Medine'ye Hz. Peygamber'in (s.a.v.) hicretinden on altı ay sonra meydana gelen tahvîl-i kıble olayı, Müslüman kimliğinin kazanılmasında önemli rol oynamış, diğer dini gruplar tarafından ise bu durum eleştirilmiştir. Tahvîl-i kıble olayı, hem Kur'ân-ı Kerîm'de hem de rivâyetlerde bahsi geçen önemli bir konudur. Kur'ân'da Bakara sûresinin 142 ile 150. ayetleri arasında bu konuya değinilmiş, rivayetlerde ise bu konu daha çok kitâbu'l-mesâcid, tefsîr ve kitâbu's-salât bölümlerinde ele alınmıştır. Gerek rivayetlerin sayısının çokluğu gerekse de konunun önemine binaen muhaddisler tarafından bu konu üzerinde durulmuş ve tartışılmıştır. Mesela rivayetlerde geçen Mekke'de Müslümanların kıblesi, tahvîl-i kıblenin zamanı ve mekânı, Beytü'l-Makdis'in kıble olmasının sebepleri vb. hususlar bunlardan bazılarıdır. Çalışmada öncelikle rivayetler tespit edilmiş, belli bir tasnife tabi tutulmuş, sonrasında ise kronolojik bir yöntem takip yapılmıştır. İnceleme neticesinde Hz. Peygamber (s.a.v.) Mekke'deyken namaz farz kılınmadan önce Kâbe'ye, namaz farz kılındıktan sonra ise Beytü'l-Makdis'e yönelerek namazlarını kıldığı tespit edilmiştir. Beytü'l-Makdis'in kıble olarak tayini hususunda Yahudilerin İslam'a olan sevgisini kazanma fikri mevcut olsa da kıblenin tayini vahy-i gayri metluvla olmuştur. Tahvîl-i kıble emri, Medine'ye hicretten on altı ay sonra Receb ayında meydana gelmiştir. Bu olay Müslümanlar Benî Selîme Mescidinde öğle namazını kılarlarken vuku' bulmuştur. Benî Selîme Mescidi günümüzde 'Mescid-i Kıbleteyn' adıyla da bilinir. Müslümanların kendilerine has bir kimliklerinin oluşmasında etkili olan tahvîl-i kıble, aynı zamanda bazı tartışmaları da beraberinde getirmiştir. Bu araştırmada, tahvîl-i kıble meselesi rivayetler bağlamında incelenmiştir. Çalışma giriş ve iki bölümden oluşmaktadır. Girişte çalışmanın amacı, önemi, yöntemi, konuyla alakalı literatür bilgisi ve kavramsal çerçeveye ilişkin ön bilgiler verilmiştir. Birinci bölümde Müslümanların Mekke dönemindeki namaz ibadeti ve kıblesi, kıble yönüyle alakalı rivayet farklılıklarının olası nedenleri hakkında bilgi verilmiştir. İkinci bölümde ise yine rivâyetler çerçevesinde Medine döneminde kıble ve tahvîl-i kıble etrafındaki meselelere değinilmiş, araştırma neticesinde ulaşılan sonuçlar ise sonuç bölümünde zikredilmiştir. Anahtar Kelimeler: Kıble, Tahvîl-i Kıble, Kâbe, Beytü'l-Makdis, Mekke, Medine.
  • Loading...
    Thumbnail Image
    Master Thesis
    Hadis İlminde Büldâniyye Literatürü ve Sehâvî'nin (ö. 902 1497) Büldâniyyât İsimli Eseri
    (2025) Esen, Mücahit; Kanarya, Bayram
    Büldâniyye, rivayet dönemi içerisinde hicrî dördüncü asırda ortaya çıkan bir türdür. Hadis âlimlerinin ilmî seyahatleri neticesinde uğradıkları beldelerde öğrendikleri hadisleri, bu beldelere göre tasnif ederek oluşturdukları eserlere büldâniyye adı verilmiştir. Büldâniyyelerde yalnızca hadisler değil, aynı zamanda isnad analizleri, râvi tanıtımları, beldelerin tarihî ve coğrafî özelliklerine dair bilgiler de yer almaktadır. Hadis merkezli olan büldâniyye türü eserler ile daha çok tarihî-coğrafî veri sunan büldân türü eserler karıştırılmamalıdır. Klasik ve modern dönemde yeterince ele alınmamış olan büldâniyye türü, bu alandaki eserlerin içerdikleri rivayetler ve çok yönlü ilmî veriler sebebiyle başta hadis ilmi olmak üzere diğer disiplinler açısından da önem arz etmekte; bu yönüyle detaylı bir biçimde incelenmesi gereken bir tür olarak öne çıkmaktadır. Bu çalışmada, büldâniyye literatürünün ortaya çıkışı, içeriği, keyfiyeti, hadis tarihindeki yeri, özellikleri ve diğer alanlarla ilişkisi incelenmiştir. Büldâniyye türünde ilk eserin Cevzakî'ye (ö. 388/998) ait el-Erbaûne'l-Büldâniyye isimli eser olduğu tespit edilmiş ve bu türdeki teliflerin günümüze kadar form değiştirerek sürdüğü saptanmıştır. Çalışmada büldâniyye literatürü; Teşekkül Dönemi (4-6/10-12. Asır), Gelişim Dönemi (6-10/12-16. Asır) ve Modern Dönem (20. Asır Sonrası) olmak üzere üç dönem hâlinde tasnif edilmiş ve incelenmiştir. Bu dönemlendirme, eserlerin yazıldıkları tarihler dikkate alınarak tarafımızca oluşturulmuştur. Büldâniyye literatürünün Gelişim Döneminde yer alan Sehâvî'nin Büldâniyyât isimli eseri, rivayetler başta olmak üzere ihtiva ettiği çok yönlü malumat sebebiyle bu türde öne çıkan en önemli eserdir. Çalışmada öncelikle büldâniyye literatürü, akabinde ise Sehâvî ve Büldâniyyât isimli eseri incelenmiştir. Bu çerçevede Sehâvî'nin yetiştiği ilmî ortam, eğitim gördüğü kurumlar, ders aldığı hocalar ve ziyaret ettiği bölgeler zikredilmiştir. Devamında da Büldâniyyât hakkında meseleler ele alınmış; içerisinde yer alan hadislerin sened, rivayet ve metin açısından incelemesi yapılmıştır. Ayrıca hadis dışında eserde yer alan haber, hikâye ve şiirlerin yanı sıra beldelerin dinî, ilmî, tarihî, coğrafî ve sosyal durumları gibi özellikleri incelenmiş ve değerlendirilmiştir.
  • Loading...
    Thumbnail Image
    Article
    İbn Kuteybe’nin İhtilaflı Hadislere Yaklaşımı -te’vîlü Muhtelifi’l-hadîs Eseri Örnekliğinde
    (2021) Kanarya, Bayram
    Hicri üçüncü asır ve öncesine dair hadis tartışmalarını inceleyen müelliflerden birisi, 276/889 yılında vefat etmiş olan İbn Kuteybe’dir. İbn Kuteybe, Te’vîlü Muhtelifi’l-Hadîs isimli eserinde, dönemin hadise yönelik tartışmalarını ele almıştır. Bu eser, Abbasîlerin belli bir döneminde siyasi bir güç kazanan Mu’tezile’nin iktidar erkini de kullanarak Ehli Hadis’e yönelik uyguladığı sistematik baskılardan sonra kaleme alınmıştır. Eserde üzerinde durulan ve savunulan tez, “Ehli Hadis’e yönelik eleştirilere cevap vermek” şeklinde özetlenebilir. Müellif kelamcılar, Ehli Rey ve Mu’tezile gibi bazı kesimlerin hadisler arasındaki teârüzden hareketle ileri sürdükleri argümanlarının doğru olmadığını belirtmiş ve bu rivayetlerin uzlaştırılabileceğini savunmuştur. Bu çerçevede Ehli Rey, Mu’tezile, Râfızîler, Mürciîler ve Ehli Kelam’ın muhtelif gibi görünen rivayetleri değerlendirme yöntemleri tenkit edilmiştir.
  • Loading...
    Thumbnail Image
    Article
    İbnü’l-cezerî ve Hadis İlmi
    (2018) Kanarya, Bayram
    İslam medeniyet tarihi boyunca farklı disiplinlerde eser telif edenbir çok alim yetişmiştir. Bu alimlerden biri 833/1429 yılında vefat eden,başta kıraat olmak üzere hadis, siyer ve İslam tarihi alanlarında bir çokeseri bulunan İbnü'l-Cezerî'dir.Şiirde akıcılığın olması, uzun cümlelerin ihtisar edilmesi vetalebenin metni kolayca ezberlemesine yardımcı olunması gibihususlardan dolayı bazı alimler eserlerini manzum olarak yazmışlardır.Bu çalışmada İbnü'l-Cezerî'nin hadis usûlüne dair manzum olarakkaleme aldığı ve 370 beyitten oluşan el-Hidâye fî İlmi'r-Rivâye isimli eseriincelenmiştir. Bu eser üzerine Sehâvî (902/1497) el-Ğâye Şerhu Metniİbni’l-Cezerî el-Hidâye fî İlmi’r-Rivâye adında geniş bir şerh kalemealmıştır. İbnü'l-Cezerî bu eserinde hadis usûlünün neredeyse bütünmeselelerine temas etmiştir. Hadislerin sıhhat tespitinde isnad merkezlibir yaklaşımı benimsediği görülen müellif, rical ilimine ve ravininkimliğine özellikle önem vermiş bu çerçevede Rivâyetu’l-Ekâbir Ani’l-Esâğir, Rivâyetu’l-Âbâ Ani’l-Ebnâ, Marifetu’l-İhve ve’l-Ehevât, el-Künâ,el-Esmâ, el-Elkâb ve’l-Ensâb literatürünün bilinmesi gerekliliği üzerindedurmuştur.Çalışmada temelde dört konu tartışılmıştır: Eserin İbnü'l-Cezerî'yeaidiyeti, eserin şekil ve muhteva açısından değerlendirilmesi ve eserdehadis usûlü açısından öne çıkan noktalar. Âli isnad vurgusu, hadis ileilgilenen kimselerin edeb ve erkâna riayet etmesi, hadis kitaplarını sıhhataçısından derecelendirme gayreti ve rivayetlerin aktarımında titizolunması gerektiğine yönelik vurgular eserde baskın olarak yeralmaktadır. Bu çalışmada İbnü'l-Cezerî'nin hadis ilmine katkısı ile onunhadisçilik yönünün tahlil edilmesi hedeflenmiştir.
  • Loading...
    Thumbnail Image
    Article
    Kur’ân ve Hadislerde “dil” Olgusuna Genel Bir Bakıș
    (2019) Kanarya, Bayram
    Dil, insanların kendi aralarında iletişim kurabilmelerive beşerî münasebetleri tesis edebilmeleri için Allahtarafından bahşedilen bir nimettir. Binâenaleyh bu yazı,İslâm’ın temel iki kaynağı olan Kur’ân ve hadislerde dilolgusunun ne ve nasıl olduğu hususuna ışık tutacak biryaklaşımın ortaya konulmasını amaçlamaktadır.Bu makalede temelde üç nokta üzerinde durulmuştur:Bunlardan birincisi, Kur’ân’ın dili gerçeğidir. Bu nedenle Kur’ân’da dil unsuruna temas eden âyetler merkeze alınmış ve teâruf, Arabîlik vurgusu, farklı lehçelerve dillerin Allah’ın âyetlerinden sayılması gibi hususlarbelli bir kompozisyon dâhilinde işlenmiştir. İkincisi,hadislerde dil olgusunun nasıl ele alındığı hususudur.Bu sebeple Hz. Peygamber (s.a.s.) döneminde dil olgusu, kutsal metinlerin dili, Hz. Peygamber’in Zeyd b.Sâbit’ten Süryaniceyi öğrenmesini istemesi gibi konularla ilgili genel bir çerçeve sunulmuştur. Üçüncüsü, dilolgusu ile ilgili doğru ve sahih bakış açısının tarih içerisinde giderek zayıfl amış olması ve bu konuda uydurmarivayetlerin tarih sahnesine çıkmasıdır. Bu bağlamdabazı hadis âlimlerinin dillerle ilgili uydurulan rivayetleriçin eserlerinde müstakil bölümler açtıklarını hatırlatmak gerekmektedir.Bir sosyo-kültürel aktarım aracı olarak dillerin Kur’ânve sahih hadislerdeki prensipler ışığında değerlendirilmesi ve bu husustaki yaklaşımın günümüze izdüşümlerinin yakalanması ehemmiyet arz etmektedir.
  • Loading...
    Thumbnail Image
    Master Thesis
    701) Ve Rivâyetleri Mukhadram Zirr B. Hubaish Al-Kufi and His Narratives
    (2022) Tüzün, Oğuz; Kanarya, Bayram
    Bu çalışmada, Hz. Peygamber'i (s.a.v.) göremediği için muhadram kabul edilen, aynı zamanda tâbiînin büyüklerinden biri olan Zirr b. Hubeyş'in (ö. 82/701) hayatı ve rivâyetleri ele alınmıştır. Kûfe'de bulunan Benî Esed kabilesine mensup olan Zirr, hicri ilk asrın en önemli ilim merkezlerinden olan Kûfe ve Medine'de eğitim almıştır. Sahip olduğu ahlakî, ilmî ve zahidane yaşantısı çevresine ve öğrencilerine örneklik teşkil etmiştir. Hatta bu meziyetleri kendisinden övgüyle söz edilmesine vesile olmuştur. Zirr b. Hubeyş, Abdullah b. Mes'ud (ö. 32/652-53) ve Ubey b. Kâ'b (ö. 33/654) başta olmak üzere birçok önemli sahâbîden hadis almış ve kıraat öğrenmiştir. Kûfe'de ise aralarında kıraat imamı Âsım b. Behdele gibi önemli isimlerin bulunduğu birçok öğrenci yetiştirmiştir. Zirr'in Kütüb-i Sitte'de toplam yetmiş rivâyeti olduğu tespit edilmiştir. Bu çalışmanın birinci bölümünde Zirr b. Hubeyş'in hayatı, kişiliği, ilmî yönü ele alınmıştır. İkinci bölümünde ise Kütüb-i Sitte'deki bazı rivâyetleri isnâd ve muhteva açısından incelemeye tabi tutulmuştur. İsnâd ve muhteva açısından analizi yapılan rivâyetlerin konuları şunlardır: Kadir gecesinin tespiti, Eyyamu'l-biyd, cuma günü orucu, Hz. Ali'nin fazileti, uğursuzluk ve Muavvizeteyn.
  • Loading...
    Thumbnail Image
    Article
    Rivayetlerde Tahvîl-i Kıble
    (2024) Kanarya, Bayram; Yıldız, Okan
    Semâvî dinlerde inananlar, kıble olarak adlandırılan belli bir yöne dönerek ibadetlerini yerine getirirler. İslam’da bir dönem kıble olarak Beytü’l-Makdis’e dönülürken daha sonra vahiyle Kâbe kıble olmuştur. Hz. Peygamber’in (s.a.v.) Medine’ye gelişinden on altı ya da on yedi ay sonra vuku bulan bu olay, Kur’ân’da ve hadislerde bahsi geçen önemli bir konudur. Kıble değişikliği olayına Kur’ân’da Bakara sûresinin 142 ile 150. ayetleri arasında temas edilirken; hadis kitaplarında ise çoğunlukla kitâbu’l-mesâcid, kitâbü’t-tefsîr ve kitâbu’s-salât bölümlerinde değinilmektedir. Bu olayla alakalı farklı rivâyetler de olduğu için muhaddisler konuyu tartışmışlar ve bu mesele hakkında fikir beyan etmişlerdir. Mekke döneminde Hz. Peygamber’in yöneldiği kıblenin neresi olduğu, Beytü’l-Makdis’in kıble tayin edilme sebebinin Hz. Peygamber’in kendi görüşü mü yoksa Kur’an dışı vahiyle mi gerçekleştiği, kıble değişikliğinin ne zaman ve hangi mekânda vuku bulduğu vb. konular, tartışılan noktalardan bazılarıdır. Bu çalışmada tahvîl-i kıble konusu rivâyetler eşliğinde incelenmeye çalışılmıştır. Bundan dolayı önce Hz. Peygamber’in Mekke dönemi kıble yönüne daha sonra da Medine dönemi kıble yönüne değinilmiştir. Makalede tahvîl-i kıble ile alakalı hadis literatüründe resmedilen tablo ortaya konulmuş; Mekke döneminde kıble, Beytü’l-Makdis’in kıble olmasının sebepleri, kıble değişikliği olayının zamanı, mekânıyla alakalı konular tartışılmıştır. Çalışmada tahvîl-i kıble ile ilgili hadis metinlerinde geçen rivâyet farklılıklarının sebebi ve yeri geldikçe bu rivâyetlerin sıhhat durumları, hadis usulü ilminin kriterleri çerçevesinde ele alınmıştır. Mekke döneminde kıble yönüyle ilgili farklı rivâyetler bulunsa da namazın farz kılınmasına kadar Kâbe’ye; namazın farz kılınmasından Medine’de tahvîl-i kıble hadisesine kadar ise Beytü’l-Makdis’e dönüldüğü kanaatine varılmıştır. Bununla birlikte Beytü’l-Makdis’e dönülmesi Hz. Peygamber’in kendi ictihadıyla değil, ilahi bir yönlendirme ile gerçekleştiği sonucuna ulaşılmıştır.
  • Loading...
    Thumbnail Image
    Master Thesis
    The Evaluation of Some Allegations in Mahmud Abo Reyye's Edwa Ala's-Sunnat Al-Muhammadiyyah
    (2025) Sarikan, Gülhan; Kanarya, Bayram
    Hz. Peygamber'in (s.a.v.) vefatından sonra muhaddisler arasında tartışılan noktalardan birisi, ona nispet edilen söz ve eylemlerin tespiti meselesidir. Bu tartışmaların ortaya çıkmasının bazı sebepleri bulunmaktadır. Hz. Peygamber'in (s.a.v.) İslam'ın ilk yıllarında hadislerin yazımına Kur'an-ı Kerim ayetleriyle karışır endişesiyle müsaade etmemiş olması, Hz. Ömer'in sahabeden hadis cüzlerini yakmalarını istemesi, sonraki süreçlerde İslam toplumu açısından infiale sebep olan bazı olayların yaşanması ve bu olaylar sonucunda mezhepleşmenin de etkisiyle hadis uydurmacılığının baş göstermesi, her hadis müellifinin hadis kabul şartlarının farklı olması dolayısıyla hadis sıhhat derecelerinin de birbirleri ile örtüşmemesi gibi etkenler bu tartışmaların muhtemel sebepleri arasında sayılabilir. Bu etkenlere İslami bir bakış açısıyla, önyargıdan uzak ve inkâr amacından beri bir perspektifle bakıldığında anlaşılacaktır ki aslında hadislerin Hz. Peygamber'e aidiyetle ilgili tartışmalara konu olan neredeyse her faktörün hadislerin özünü korumak amacıyla vukuu bulduğu görülür. Tarihte olduğu gibi modern dönemlerde de hadis ve sünnet olgusuna ön yargılı yaklaşan bazı insanlar olagelmiştir. Bu insanların amaçları hadis ve sünnet ile ilgili meselelerin hakikatini ilmî bir yaklaşımla ortaya koymak değil ideolojik yaklaşımlarına bir zemin aramak ve bu fikirleri diğer insanlara kabul ettirebilmek için manipüle edilmiş argümanlar ileri sürmektir. Bu çalışmada eserini incelemeye tabi tuttuğumuz Mahmud Ebû Reyye de hadis ve sünnete dair birçok iddiayı ilmi bir yaklaşımdan uzak biçimde ele almış, hadis tarihi ile hadis usulü konularının çoğunda sadece kendi perspektifi ile örtüşen argümanlar getirmiştir. Çoğu konuda objektif kalamayan Ebû Reyye klasik İslam düşüncesiyle uyuşmayan birçok fikir beyan etmiştir. İslam âlimlerinin çoğunluğu tarafından kabul görmeyen bu fikirlerin eleştirilmesi ve hadisleri müdafaa etme gayesiyle birçok çalışma yapılmış ve söz konusu çalışmaya bazı reddiyeler yazılmıştır. Bu çalışmada ise Ebû Reyye'nin hadis ilmine taalluk eden bazı iddiaları mercek altına alınmış ve bu iddialar tahlil edilmeye çalışılmıştır.
  • Loading...
    Thumbnail Image
    Article
    Garîbu’l-hadîs İlmi Bağlamında Ebû Ali El-kâlî’nin El-bâri‘ Adlı Eserinin Değerlendirilmesi*
    (2018) Kanarya, Bayram
    İslam’ın temel kaynakları olan Kur’an ve hadisin Arapça olması, dilbilimi ile ilgilenen alimlerin dikkatini çekmiştir. Bazı alimler sarf, nahiv ve belagat ile ilgili çalışmalar yapmışlar bazıları da hadislerde geçen garîb kelimeleri açıklayan eserler kaleme almışlardır. Garîbu’l-Hadis, rivayetlerde aktarılan ve anlamı kapalı olan kelimelerin manalarıyla ilgilenen hadis ilminin bir alt disiplinidir. İlk dönemlerde Garîbu’l-Hadîs konusu lügatlerde ve bazı hadis kitaplarında ele alınmış daha sonraları sadece hadislerde geçen kelimelerin anlamlarını inceleyen müstakil çalışmalar vücûda gelmiştir.Bu çalışmalardan biri, 288/901 yılında Malazgirt’te doğan ve 356/967 yılında vefat eden Ebû Alî el-Kâlî’nin el-Bârî’ adlı eseridir. Bu eser, temelde Arap dilindeki müşkil kelimelerin anlamlarını açıklayan bir sözlük çalışmasıdır. Ancak eserde hatırı sayılır düzeyde hadis de yer almıştır. Çalışmada ilk olarak Garîbu’l-Hadîs ilminin tarihçesi ele alınıp Kâlî’nin hayatı hakkında bilgi verilecek daha sonra el-Bâri’ adlı eserinde geçen bazı hadisler tespit edilip söz konusu eserin Garîbu’l-Hadîs ilmi çerçevesinde değerlendirilmesinin mümkün olup olmadığı tartışılacaktır.
Repository logo
Collections
  • Scopus Collection
  • WoS Collection
  • TrDizin Collection
  • PubMed Collection
About
  • Contact
  • GCRIS
  • Research Ecosystems
  • Feedback
  • OAI-PMH

Powered by Research Ecosystems

  • Privacy policy
  • End User Agreement
  • Feedback