Browsing by Author "Okta, Mesut"
Now showing 1 - 1 of 1
- Results Per Page
- Sort Options
Master Thesis Nesîmî Dîvânı’nda Üslup Özelliği Olarak Ahengi Sağlayan Tekrar Sanatları(2025) Okta, Mesut; Öntürk, TolgaNesîmî, 14. yy. Azerî sahasının en tanınmış şairlerinden biridir. Türkçe Dîvân ve Farsça Dîvân sahibidir. Azerî Türkçesiyle şiirler söylemesine karşın ünü ve etkisi çok geniş bir alana yayılmıştır. Bu sebeple edebiyatımızın en büyük şairlerinden kabul edilir. Büyük şöhretine rağmen hayatı hakkında bilinenler ne yazık ki sınırlıdır. Kaynakların ona dair verdiği bilgiler de çelişkilidir. Nitekim Nesîmî'nin doğduğu yer kaynaklarda Tebriz, Bağdat, Nesim, Nusaybin, Diyarbakır, Şiraz, Halep, Bakü, Şamahı ve Şirvan olarak zikredilmiştir. Adı ise Ömer ve Ali olarak kaydedilir. Azerbaycan ilim adamlarının ve başkalarının yaptığı son araştırmalara göre şairin asıl adı Ali olup doğum yeri Şirvan'ın merkezi Şamahı olarak gösterilmiş ve çoğunluk genellikle bu görüşte birleşmiştir. Bu büyük şairin mahlası Nesîmî'dir. Yaşadığı devirde ünvan almak bir gelenek olduğundan kaynaklarda İmâdüddîn, Muslihüddîn ve Nesîmüddîn ünvanları çok geçer. Bunlardan en meşhuru İmâdüddîn'dir. Nesîmî, aslen Türkmen olup uzun süre Fazlullah-ı Hurûfî'nin yanında Bakü ve Şirvan'da yaşamıştır. Bazı kaynaklarda Fazlullah'ın kızıyla evlendiği de söylenmektedir. Şairin eğitimi hakkında hiçbir bilgi bulunmamaktadır. Şiirlerinden hareketle Arapça ve Farsçaya oldukça hâkim olduğu anlaşılmaktadır. Nesîmî'nin şiirlerini Fazlullah-ı Hurûfî'ye intisap etmeden önce ve intisap ettikten sonra olmak üzere iki devreye ayırarak incelemek gerekir. Şairin Fazlullah'a intisap etmeden önceki şiirlerinde maddi aşk, şarap, tabiat, dünyanın vefasızlığı ve faniliği, Hz. Ali, ehl-i beyt ve on iki imam sevgisi gibi konuları işlemiştir. Fazlullah-ı Hurûfî'yi tanıyıp ona intisap ettikten sonraki ikinci dönemde Nesîmî'nin iç dünyasında büyük bir değişiklik meydana gelir. Çünkü Fazlullah, kâinâtın var oluşunun sırrını çözmüştür. Şair, bunu şu tuyuğunda açıkça belirtir: Çoh halâ'ik geldi vü geçdi zamân Didiler kim bir sırı vardur nihân Geldi Fazlullâh imâm-ı gayb-dân Küntü kenzün sırrını kıl 'ıyân

