Browsing by Author "Beroje, Sahip"
Now showing 1 - 20 of 21
- Results Per Page
- Sort Options
Master Thesis The Element of Intention in Islamic Criminal Law (In the Crimes of Murder, Injury, Theft and Adultry)(2008) Tiyek, Sait Ramazan; Beroje, SahipBu çalışma, İslâm ceza hukukunda adam öldürme, yaralama, hırsızlık ve zina suçlarında suç kastı hakkındadır.Tez, önsöz, giriş ve dört bölümden oluşmaktadır. Önsözde, çalışmanın konusu ve öneminden; giriş bölümünde, çalışmanın amacı, sınırları ve metodundan bahsedilmiştir.Birinci bölümde, suç ve ceza kavramları genel başlığı altında, suçun unsurları, ceza kavramının mahiyeti, İslâm hukukundaki ceza çeşitleri ve cezalandırmanın gayelerinden bahsedilmiştir.İkinci bölümde, kast nazariyesi genel başlığı altında, kastın anlamı, kast ile saik arasındaki fark, kasıtta aranan şartlar, kast çeşitleri ve kastın tespiti esaslarından bahsedilmiştir.Üçüncü bölümde, ceza özel hükümleri açısından kast genel başlığı altında, İslâm ceza hukuku ve günümüz ceza hukukunda öldürme, müessir fiil (yaralama), hırsızlık ve zina suçundaki kast unsurundan bahsedilmiştir.Dördüncü bölümde, kastın cezaya etkisi genel başlığı altında, öldürme, müessir fiil (yaralama), hırsızlık ve zina suçlarında kastın, cezaya etkisinden bahsedilmiştir.Son olarak ise, işlenen bölümlerin genel bir değerlendirilmesi yapılmıştır.Master Thesis The Opinios of Canon Law Sects on Tayammum and El-Cebre(2019) Böyük, İsmail; Beroje, SahipNamaz ibadeti konusunda tavizsiz bir tutum sergileyen İslâm dini bu ibadeti îfâ edebilme noktasında Müslümanlara bir takım ruhsatlar/kolaylıklar tanımaktadır. Bu ruhsatlardan bazıları da teyemmüm ve cebire meseleleri ile ilgilidir. Teyemmüm, suyu bulamayan veya bulup da bazı mazeretlerden dolayı kullanamayan kimsenin hades hâlini/hükmî kirliliği gidermek gâyesiyle ellerini toprak cinsinden temiz bir şeye sürerek yüzünü ve kollarını onunla meshetmesidir. Cebîre ise, vücudunun herhangi bir yerindeki kırık-çıkık vb. bir yaradan ötürü sargı bulunduran insanın abdest veya gusül sırasında bu sargıyı çözmeden üzerini meshetmekle yetinebilmesidir. Bu iki meselenin meşrûiyyeti kitap, sünnet ve icmâ ile sâbittir. Cumhur-u fukaha bu delillerden yola çıkarak teyemmüm ve cebîrenin meşrûyyetini ve ruhsat oluşlarını kabul etmektedir. Bu iki konunun detaylarında genel mânada birbirine yakın tutumlar sergilemekle beraber mezheplerin ihtilafa düştükleri bazı noktalar da vardır. Bu araştırmada dört büyük mezhebe göre teyemmüm ve cebîrenin tanımları, meşrûiyyetleri, hükümleri, teyemmümün yapılabildiği maddeler, teyemmüm ile cebîrenin farz, sünnet, mendup ve mekruhları, hem abdest almaktan hem de teyemmüm yapmaktan mahrum olan kişinin namazı ve teyemmümlü kimsenin imameti gibi durumlar ele alınmış, teyemmüm ve cebîre ile edâ edilebilen ibadetler ve bu ibadetlerin nihai durumları açıklanmış, dört mezhebin bu konularla ilgili ittifak ettikleri ve ihtilafa düştükleri noktalara dikkat çekilmiştir.Master Thesis The Proofs of Hanefi's on Sacrifice's Necessity and Evaluation of These Proofs in Scope of Islam Law.(2008) Demircan, Yunus; Beroje, SahipBu araştırmamızı bir bütün olarak ele aldığımız zaman kurban ibadetinin Hz. Âdem'den beri süre gelen bir ibadet olduğunu görürüz. Nitekim Hz. Âdem'in oğulları olan Habil ve Kabil'in kurbanları hakkında yüce kitabımız Kur'an-ı Kerim'de bir takım bilgilere ulaşmak mümkündür. Bundan dolayı kurban ibadetinin Hz. Âdem'den bu yana ilahi kaynaklı bir ibadet olduğunun su götürmez bir gerçeği yansıttığını ifade etmemiz gerekmektedir.Ancak ilk insanlardan bu yana varlığını sürdüren kurban ibadeti Hz. İbrahim'in oğlunu Allah'a kurban etmek istemesi ve İslam dininin Kur'an-ı Kerim ve Hz. Muhammed (s.a.v.) vasıtasıyla insanlara Allah katındaki tek din olarak tebliğ edilmesinden sonra yeni bir ivme kazanmıştır. İslam fakihleri de kurban ibadetinin İslam'ın bölünmez bir parçası olduğu hususunda ittifak etmişlerdir. Sadece kurbanın hükmünün vacip mi yoksa sünnet mi olduğu hususunda ihtilafa düşmüşlerdir. Burada Hanefilerin başını çektiği bir grup İslam fakihi mükellefiyet şartlarını taşıyan herkese kurbanın vacip olduğunu ileri sürerlerken bu iddialarını Kur'an ve Sünnetten delillerle desteklemeye çalışmışlardır. Cumhur olarak adlandırdığımız İslam fakihlerinin çoğunluğu ise kurbanla ilgili ileri sürülen delillerin kurbanın vücubiyetine delalet etmediğini dolayısıyla kurban ibadetinin vacip değil sünnet olduğunu ancak; terk edilmemesi gereken bir sünnet olduğunu ileri sürmüşlerdir.Biz bu çalışmamızın birinci bölümünde kurbana tarihsel açıdan yaklaşarak İslâm öncesi kurban ibâdetini ele aldık. Çalışmamızın ikinci bölümünde ise, Hazreti Âdem'den buyana varlığını sürdüren kurban ibâdetinin İslâm'ın Cenab-ı Hakk tarafından tek din olarak gönderilişinden sonra nasıl bir sürece girdiğini ve İslâm literatüründeki yerini inceledik. Çalışmamızın üçüncü bölümünde ise, Hanefi mezhebinde kurban mükellefiyetini değindik. Çalışmamızın dördüncü ve son bölümünde ise, Hanefiler'de farz-vâcip ayrımı ve Hanefiler'in kurbanın vücûbiyetiyle ilgili delillerini ele aldık ve bu delillerin değerlendirilmesiyle çalışmamızı bitirdik.Bu çalışma neticesinde şunu da ifade etmeliyiz ki, Hanefiler'in ve Cumhur'un Kur'an ve sünnetten getirdikleri deliller dikkatli bir şekilde incelendiği zaman her iki tarafın fakihlerinin de sağlam deliller ışığında hareket ettiklerini ve vacip-sünnet ayrımında sadece lafzî bir ayrıma gittiklerini görmekteyiz. Netice itibariyle Hanefi fakihlerin ileri sürdükleri deliller ışığında kurbanın vücubiyetine hükmetmeleri Cumhurun görüşüne muhalefet etmemektedir. Dolayısıyla kurbanın vacip olduğu görüşü isabetli bir görüştür denilebilir.Master Thesis Worhips Which Are Allewod and Not Allewod To Do in Conditions of Privacy by Women(2013) Ayaz, Ayşe; Beroje, SahipKadınların özel hallerinde yapabilecekleri ve yapamayacakları ibadetler' adlı tezimiz önsöz, iki bölüm ve sonuç bölümünden meydana gelmektedir. Önsözde ibadetin öneminden, bu konuda kadın ve erkek arasında bir ayrım olmadığından, tezimizin hazırlanış amacından bahsedilmiştir. Birinci bölümde kadınların özel hallerinin ne olduğunu, özel hallerin tıbbi ve psikolojik sonuçlarını, İslâm'ın ve diğer ilahi dinlerin özel hallerdeki kadınlara bakış açısını açıklamaya çalıştık. İkinci bölümde kadınların özel hallerinde yapabilecekleri ve yapamayacakları ibadetleri Kur'ân-ı Kerim ve hadisler ışığında ele aldık. Mezheplerin görüşlerine delilleriyle birlikte yer verdik. Klasik bakış açısının bazı çevrelerce yeniden tartışılmaya başlanması sonucu ortaya çıkan modern görüşlere değindik. Sonuç kısmında ise genel bir değerlendirme yaparak deliller ışığında kendi görüşümüzü ortaya koyduk. Anahtar kelimeler; Kadın, ibadet, hayız, nifas, istihâze.Doctoral Thesis Günümüz Hukuku ile İslâm Hukukunun Karşılaştırılması (kaynaklar, Ceza Hukuk ve Kazaî Deliller Açısından)(2018) Shakır, Najıb Muhsın Shakır; Beroje, SahipAraĢtırmamızda, Ġslâm hukuku ile günümüz hukuku kaynaklar, ceza hukuk ve kazaî deliller açısından karĢılaĢtırılması yapılmıĢtır. Birinci bölümde geçmiĢ milletlerin inanç ve hukuklarına değinilmiĢtir.Tarih ve Kur‟ân-ı Kerîm perspektifinde Sümerler, Babiller, Asurlular, Yunanlılar, Romalılar, Eski Mısırlılar ve Câhiliye döneminde yaĢamıĢ olanların hukuklarının ele alındığı bu bölüm Ġslâm hukukunun ortaya çıkma sürecinin anlatılmasıyla sonlandırılmıĢtır. Ġkinci bölümde de Ġslâm hukuku ve günümüz hukukunun kaynakları incelenmiĢtir. Ġslâm hukukunun kaynaklarına öncelik verilerek bu kaynakların aslî (birincil) ve fer„î (ikincil) Ģeklinde ikili ayırımı üzerinde durulmuĢtur. Aslî kaynakların sırasıyla Kur‟ân, sünnet, icmâ ve kıyastan ibaret olduğu vurgulandıktan sonra Kur‟ân lafzının delâlet açısından kat„î ve zannî olarak ikiye ayrıldığı konusu ele alınmıĢtır. Bu bölümde sünnetin Ġslâm hukukunun ikinci dayanağı olduğu özellikle de Kur‟ân‟ın sünnetle nesh edilebileceği meselesine etraflıca iĢlenmiĢtir. Ġcmâ ve kıyas dayanaklarının da ele alındığı bu bölümdeyasama, örf, geleneksel ilkeler ve adalet kurallarından ibaret olan vaz„î/beĢeri hukuk (ilgili ve yetkililer tarafından oluĢturulmuĢ hukuk kurallarına) da yer verilerek bir karĢılaĢtırmaya gidilmiĢtir. Üç ayrı baĢlık altında ele alınan üçüncü bölümde ise genel bir Ģekilde suç kavramının Ġslâm hukuku ve beĢerî hukuk boyutu incelenmiĢtir. Hadd cezalarının anlatıldığı birinci baĢlığın altında gerek Ġslâm hukuku gerekse beĢeri hukuk bazında haddin tanımı, çeĢitleri ve boyutları ele alınmıĢtır. Sonrasında ilgili alandaki söylemlerin bir arada toplanılabilmesi hasebiyle Malikilerin görüĢüne öncelik verilerek yedi tane suç unsuru sırasıyla incelenmiĢtir. Zina suçu, zina suçunun tespitine yönelik deliller, Ġslâm ve beĢeri hukuka göre cezası karĢılaĢtırmalı bir Ģekilde aktarıldıktan sonra fıkhî mezheplerin yaklaĢımları ile günümüz hukukunun öngörüleri bağlamında kazif, içki içme, hırsızlık,yol kesme, irtidâd (Ġslâm dininden çıkma), zülüm ve haksızlık suçları mukayeseli bir Ģekilde incelenip değerlendirmeye tabî tutulmuĢtur. Üçüncü bölümün ikinci baĢlığı altında kısas ve diyet gerektiren suçlara değinilerek 'katl' yani öldürme fiili ve fıkıh kitaplarında yer alan tüm benzeri eylemler tanıtılmıĢtır. Katl fiilinin üç çeĢidinin irdelendiği bu baĢlıkta her bir çeĢidi iki hukuk açısından mukayeseli olarak değerlendirilmiĢtir. Ayrıca varis olma ve vasiyet etme durumlarına da değinilmiĢtir. Üçüncü bölümün üçüncü baĢlığında ise ta„zîr gerektiren suçlar incelenmiĢ ta„zîrin ne olduğu, meĢruiyeti, çeĢitleri ve yargıdan sorumlu en üst kimlikli hâkimin, hakkında herhangi bir nassın olmadığı suçlarda yetkisini kullanarak uygun bir ceza verebileceği konusu üzerinde durulmuĢtur. Dördüncü bölümde ispat konusu Ġslâm hukuk ve beĢeri hukuk açısından incelenmiĢtir. Ġspat yollarından biri olan ikrar (itiraf) dan baĢlanarak tanımı, meĢruiyeti, Ģartları, rükünleri ve ilgili hükümler mukayeseli bir Ģekilde ele alınmıĢtır. Daha sonra Ģahitlik, tanıklığın reddi, yeminin reddi, yazı, parmak vs. izi, ip uçlar, yemin, hâkimin bilgisi, tanık ve bilir kiĢi raporları gibi diğer ispat delilleri detaylı bir Ģekilde ele alınmıĢtır. Bu bağlamda modern yöntemler olarak anestezi, hipnotize, yalan makinesi, eğitimli köpekler ve DNA‟nın ispattaki rolü üzerinde de ayrıca durulmuĢtur. Gâib (kaybolmuĢ-kendisinden haber alınamayan) kiĢinin Ġslâm ve beĢeri hukuka göre konumunun irdelendiği beĢinci bölümde gâibin tanımı, gâib sayılma süresi, gâible ilgili ilahi ve beĢerî hükümler mukayese edilmiĢtir. ÇalıĢmamızın sonunda araĢtırmamızdan elde ettiğimiz sonuçlar özetlenerek araĢtırma sonlandırılmıĢtır.Doctoral Thesis İslam Hukuku Cezasından Bilirkisi ve Bilimsel Kanıtların Yargısal İspattaki Rolü(2022) Abdulla, Abdulla Sulaiman; Beroje, SahipBu çalışma, deneyime ilişkin konuların ayrıntılarının yanı sıra uzmanlık konusuna ilişkin bazı hukuki ve hukuki konuların ve yeni bilimsel yöntemlerin izlenmesine dayanan analitik ve uygulamalı bir yaklaşımla karakterize edilmiştir. Olay mahallinde bilirkişilerin görev ve sorumluluklarına göre atanmalarından başlayarak, hakim ve dava taraflarının teknik bilirkişilik ile ilişkisinden, yargının tarihsel sunumu ile konunun çözümlenmesine yönelik nihai işlemlere kadar. Araştırmanın konusunu ve amacını, konunun önemini ve soruşturma araçlarının geliştirilmesi ve suçları tespit etmek için yeni araçların kullanımına uygun başlığın seçilmesinin nedenlerini tartıştığımız bir giriş ve önceki deneyimle ilgili çalışmalar ve bunları diğerlerinden ayıran özellikler, araştırmamızı yazarken güvendiğimiz ve yararlandığımız en önemli referanslar ve çalışmaya yaklaşımımız. Deneyim ve cezai delille bağlantısı ve uzmanlık çalışmasının mahiyetindeki hukuki ve çeşitli teorilerden hukukî kavramı farklı kılan unsurların neler olduğunu ve ayrıca Bilirkişilerin nasıl görevlendirileceğini ve bilirkişinin misyonunun uyarlanmasından, bilirkişinin özelliklerinden bahsettik. ve tecrübe ve diğer kavramlardan farkı, ispattaki rollerinin önemi ve meşruiyeti, ayrıca hukuk ve ceza davalarında uzmanlık türleri ve ardından uluslararası ve iç tahkimdeki deneyim ve uzmanları sınıflandırdık ve bu konuda konuştuk. içtihat ve hukukta bilirkişide bulunması gereken uygunluk Hak ve görevleri, bilirkişi raporunun tartışılması, gerçekliği ve ispat değeri ve hâkimin mahkemelerde bu raporlara bağlılığının derecesidir. Bu önsözü, şeylerden ve insanlardan çıkarsanan ispat vasıtaları hakkında bir konuşma izledi ve üç bölümden oluşuyor, birincisi: Bilimsel araçların ispattaki otoritesinin beyanı ve bu tür delillerde hâkimin kanaatinin ölçüsü. ve ikincisinde modern araçların ikna gücü, yani hakimin yetkisi ve takdiri ve bu araçları değerlendirmesi ve karar üçüncüsü elektronik delillerle cezai ispat tecrübesi, elektronik delil elde etmenin hukuki açıdan hukukiliği. müfettiş, cihazın yeri, arama nedeni ve maddi olmayan nesnelerde dijital delil arama konusundaki yasal konumudur. Bir sonraki bölümde, olay yerinin ve olay mahallinin, olayların fotoğraf veya videolarla belgelenmesi ve ardından kayıt altına alınması veya kaza mahallinin planlanması ve olay yerindeki eski eserlerle nasıl başa çıkılacağı hakkında konuştuk ve ardından polisin rolünden bahsettik. Uzmanlar, parmak izi, ayak gibi her türlü parmak izinin kalkması gibi bu etkileri kaza mahallinde incelemeye başlar ve olay mahallindeki bu izlerin sonuncusu daha sonra sıvılarla nasıl başa çıkılacağından bahseder. Dördüncü bölümde, failin suç işlerken kullandığı yerlerin, nesnelerin, malzemelerin ve makinelerin tespiti, ardından belge, belge ve hatların incelenmesi, eşleştirilmesi ve sahtecilikle nasıl mücadele edileceği konusunda uzmanın rolünü anlattık. Bir yanda para ve menkul kıymetler ve bunların uzman uzmanlar tarafından tespit edilmesi, diğer yanda silah, araba ve cam izlerine ve silah, mermi, zarf izleri de dahil olmak üzere toz ve bilgi suçlarına ve bunların nerede tespit edileceğine değindik. Suçlu kir izlerinden geliyor. Beşinci ve son bölümde ise bazı maddi ve manevi konuların incelenmesi ve ortaya çıkarılmasında doktorların rolünden, zehir suçları, tecavüz, ceset diseksiyonu, dayak ve kürtajın etkileri, yangın suçları gibi maddi olaylardan bahsettik. İntihar vakalarının tespiti, failin yaşının tespiti ve diğer konular. Sonrasında ise şu şekilde bazı sonuçlara ve önerilere ulaştığımız sonuçla mesajımızı sonlandırdık: Sonuç olarak, Kanun koyucu, cinayet, yağma veya soygun gibi çeşitli suçlarda olay mahallerinin fotoğraflanması, tıbbi cihaz kullanımı gibi güvenilir delillerin ortaya çıkarılması için modern ve gelişmiş bilimsel araçların kullanılmasında hâkimin yeterli miktarda menfaat ve menfaat elde etmesine izin vermiştir. Delil elde etmede ispat yöntemlerinin çokluğu ve bunlardan biri de müphem gerçeğe ulaşmak için bilirkişilerin kullanılmasıdır ki bu da kanun koyucunun delili değerlendirmede hâkimden bilirkişi rolünü olumlu ve etkili bir şekilde beyan etmesini ve talep etmesini sağlamıştır. Teknik veya bilimsel nitelikteki davalarda gerekli raporları mahkemelere sunarak birçok suçun ispatında ve teşhirinde bilirkişinin, doktorun, mühendisin, bilim adamının veya her neyse, rolü önemsiz değildir. Durumunda yardım, reddedilemez. Bilimsel köklere bağlı olması ve sağlam bir süreç olması nedeniyle özellikle genetik parmak izi olmak üzere parmak izi alanında bilirkişi raporlarından elde edilen bilgiler doğrudur. Öneri olarak ise, Çeşitli konularda ve davalarda bilirkişiliğin önemi ve gerçeğe ulaşmadaki rolü hakkında bilgi sahibi olmak için karakollarda, soruşturma hâkimlerinde ve müfettişlerde sorumlu pozisyonda bulunan ceza soruşturmasına yetkin kişileri dâhil edin. Bilirkişi delil alanında, özellikle de suç teşkil edenlerle ilgili olarak araştırma yapar.Master Thesis Teaching Shafiî Fiqh in Eastern Madrassah (the Example of Bitlis)(2023) Işıkgör, Mehmet Salih; Beroje, Sahip'Şark Medreselerinde Şâfiî Fıkhının Öğretimi (Bitlis Örneği)' isimli bu tezimiz bir giriş ile dört bölümden meydana gelmektedir. Giriş bölümü konunun amacı, önemi, yöntemi, literatürü ve sınırlılıklarından oluşmaktadır. Birinci bölümde Şâfiî mezhebinin kurucu imamı olan Muhammed b. İdris eşŞâfiî'nin ilmi hayatı ele alındıktan sonra Şâfiî mezhebinin karakteristik özelliği ele alınacaktır. Son olarak da Şafiî mezhebinin Türkiye'deki dağılımı üzerinde durulacaktır. İkinci bölümde medresenin tanımı yapılarak sırasıyala Selçuklu, Osmanlı ve Şark medreselerinin tarihi serüveni üzerinde durulacaktır. Daha sonra Şark medreselerinde okutulan ilimler ve ders kitapları ele alınacaktır. Üçüncü bölümde Bitlis vilayetinin tarihi ele alındıktan sonra Bitlis vilayetinde geçmişten günümüze yapı olarak ulaşan İhlâsiye, Yusufiye, Şerefiyye ve İdrisiye medreseleri tarihsel ve yapısal olarak ele alınacaktır. Daha sonra Şark medreselerinin devamı mahiyetinde olup günümüzde eğitim öğretim faliyetine devam eden Norşin, Ohin, Ravza (İbadullah Camii) ve Medine Câmii medreselerinin geçmişten günümüze intikal serüvenleri ele alınacaktır. Dördüncü bölümde Bitlis medreselerinde Şâfiî fıkhının öğretiminde başvurulan kaynak kitaplar 'Ğâyetü'l-İhtisâr, Hâşiyetü'l-Bâcurî 'alâ İbn Kâsım el-Gazzî, Fethu'l-Mu'in bi Şerhi Kurretü'l-Ayn bi Mühimmati'd-Din, Minhâcüt-Tâlibîn, Muğni'l-Muhtâc ilâ Ma'rifeti Me'ânî Elfâzi'l–Minhâc, Nihâyetü'l-Muhtâc ilâ Şerhi'l- Minhâc, Tuhfetü'l-Muhtâc bi-Şerhi'l-Minhâc, el-Envâr li A'mâli'l-Ebrâr, el-Vecîz fî Usûli'l-Fıkh ve Cem'u'l-Cevâmi' fî Usûli'l-Fıkh' ve Şâfiî fıkhının dışında okutulan fıkıh kitaları üzerinde durulacaktır. Daha sonra Bitlis medreselerinde Şâfiî fıkhının öğretiminde takip edilen metotlar ve bu medreselerde fıkıhla ilgili kullanılan kavramlar üzerinde durulacaktır. Bitlis medreselerinde Şâfiî fıkhının öğreniminde başvurulan kaynakların ve takip edilen metotların Şâfiî mezhebinin öğretimi hususundaki başarılarını böylece ortaya koymaya çalışacağız.Master Thesis The Conception of Suspicion and Its Effect on the Punishment in Islamic Punitive Lav(2009) Çiçek, Safetullah; Beroje, Sahip?İslâm Ceza Hukukunda Şüphe Kavramı ve Cezalara Etkisi? adlı tez çalışmamızda, İslâm Hukukunda şüphenin cezaları düşürmedeki etkisi incelenmiştir. Bu çerçevede çalışmamız bir giriş üç bölüm olmak üzere dört bölümden oluşmuştur:Giriş bölümünde, İslâm Ceza Hukukunun iki temel kavramı olan suç ve ceza kavramları kısaca anlatılmıştır. İkinci bölümde ise, şüphe kavramının tanımı, şüphe benzeri kavramlar, suç fiillerini ispattaki etkisi genel hatlarıyla anlatılmıştır. Ayrıca bu bölümde suçun unsurları ile şüphe kavramının suçun unsurları arasındaki yeri de anlatılmıştır.Üçüncü bölümde; şüphenin mahiyeti, çeşitleri, bunların kendi arasındaki kısımları, mezheplerin görüş farklılıkları da göz önünde bulundurularak örneklerle anlatılmıştır.Dördüncü bölümde ise; özel ceza hükümleri açısından şüphenin cezaya etkisi; özellikle hadd, kısas, müessir fiiller ve ta'zir cezalarını gerektiren suçları ele alarak konunun mahiyetini anlatır bir şekilde örnekler verilerek anlatılmıştır.Sonuç olarak, çalışmamızda Medeni Hukukta ?Şüpheden sanık faydalanır? şeklinde ifade edilen prensibin, İslâm Ceza Hukuku'nda da ?Cezaları şüphelerle kaldırınız? temel prensibiyle gündeme gelen temel kaidenin, İslâm Ceza Hukuku'nda özellikle telafisi mümkün olmayan, hadd ve kısas gibi cezaların düşürülmesinde ne kadar önemli ve etkili olduğu gerçeği dile getirilmeye çalışılmıştır.Master Thesis The Effects of Qualification Defects To Marriage Contract and Talaq(2023) Budak, Rabia Nur; Beroje, SahipTez, giriş kısmı ve dört bölümden oluşmaktadır. Giriş kısmında, çalışmanın önemi, amacı, sınırlılıkları hakkında bilgi verilmiştir. Birinci bölümde, ehliyet konusunun İslâm hukukundaki mahiyetine, vücub ve eda ehliyeti kavramlarına, kişide ehliyetin tam ve eksik olması ile ilgili konulara değinilmiştir. İkinci bölümde ise, kişinin, cenin halinden itibaren, hayatın çeşitli evreleri olan doğum, çocukluk, ergenlik ve rüşd çağı da dahil olmak üzere, hangi şartlarda vücub ve eda ehliyetine sahip olup olmadığına değinilerek çeşitli durumları incelenmiştir. Üçüncü bölümde ise, ehliyeti daraltan ve ortadan kaldıran sebepler başlığı altında, çocuk olma, akıl hastalığı, uyku, bayılma, unutma, kölelik, ölüm hastalığı, hayz ve nifas hali gibi semavi ehliyet arızalarıyla; bilmezlik, sarhoşluk, hezl, sefeh, sefer ve ikrah gibi müktesep ehliyet arızaları, Hanefî, Şâfiî, Hanbelî ve Malikî mezhebi görüşleri çerçevesinde incelenmiştir. Tez konumuzun esasını teşkil eden dördüncü bölümde ise, başlıklar halinde, semavi ve müktesep ehliyet arızalarının, nikâh akdi ve talâk üzerindeki etkileri ele alınmıştır. Bu bölümde ehliyet arızalarının, nikâh akdi ve talâk üzerindeki etkilerinin, mezheplere göre hükümleri ele alınmış; klasik dönem İslâm âlimleri ile günümüz İslâm âlimlerinin konuyla ilgili görüşlerine yer verilmiştir. Konular incelenirken Hanefî, Şâfiî, Mâlikî ve Hanbeli mezhebi görüşleri çerçevesinde kalınmaya dikkat edilmiştir. Çalışmada mümkün olduğunca mezheplerde kabul gören görüşlere yer verilmeye çalışılmıştır. Çalışmada ayrıca günümüz problemlerinden ehliyet arızaları başlığı altında incelenmesi mümkün olabilecek türden olan, internet bağımlılığı, sanal sosyal ortamlarda etkin ve saygın olma güdüsü ile oyun bağımlılığı vb. durumlara da kısaca değinilmiştir.Doctoral Thesis Provision of International Financial Contracts(2018) Ahmed, Zobaır; Beroje, Sahipİslam devletleriyle Müslüman olmayan devletler arasındaki mali sözleşmlerin hükülerinin bilinmesi hem genelde tüm Müslümanlar özelde Müslüman tücarlar açısından önem arz etmketedi. 'Uluslararası Mali Sözleşmeler Hükmü' başlıklı tezimizde bir giriş üç bölümden oluşmaktadır. Tezimizde konular mukayeseli bir şekilde ele alınmıştır. Giriş bölümünde üç konu incilenmiş. İlk kısımda sözleşmenin ve sevrvetin tanımı ele alınmış. İkinci kısımda, İslam devleti, İslami olmayan devlet ve devlet mefhumu kavramları incelenmiş. Üçüncü olarak uluslararası ekonomik ilişkilerin ahlaki boyutu, İslam hukuku kurallarına uyma, mütekabiliyet ve en son uluslararası koşullar ilkesi dikkate alınarak, İslam'da uluslararası ekonomik ilişkileri düzenleyen hususlar tartışılmıştır. İkinci bölümde, faizli sözleşmenin tanımı, hükmü ve İslam devleti ile yabancı devlet arasındaki yapılana faizli sözleşmlerin hükmü ele alınmıştır. Üçüncü bölümde, borsanın tanımı, yönetişimi, bankalar arası para transferleri ile ilgili kurallar ve uluslararası döviz sözleşmeklerindeki tarihleme kuralı ele anmıştır. Uluslararası Hizmet Sözleşmelerinin ikinci bölümünde üç başlığa yer verilmiştir. Birinci başlık altında Uluslararası Hizmet Sözleşmelerde yönetilen krediye karşı banka faizi alma kararı ve IMF'den borçlanma kararı ele alınmştır. Ticaret Sigortaları Kanunu'nun ikinci bölümünde ise, sigorta sözleşmesinin tanımı, menşei, türleri ve kararı işlenmiştir. Elektronik sözleşmelerin üçüncü bölümünde, sözleşmelerin türleri, hükümleri, yazım yöntemi ve benzer araçlar için sözleşme kuralı, ve modern iletişim yöntemi üzerinde sözleşme kuralı ve internet sitelerinde yapılan sözleşmenin sona ermesi üzerinde yapılan sözleşmler incelenmiştir. Bu bölümde ayrıca uluslararası mali tazminat sözleşmelerinin hükümleri ele alınmıştır. İkinci bölümde kiraya sözleşmesi tartışılmıştır. Burada Kira sözleşmesinin yasallığı açıklanmış, akabinde genel olarak uluslararası kiralama sözleşmesinin kuralları ve kiraya veren ile yabancı kiracı arasındaki kira sözleşmesi ve yabancı kiralayan ile kiralayan arasındaki ilişki incelenmiştir. Ayrıca bir yabancıyı, kendi dinleriyle ilgili bir çalışma yapmaya ve yabancı için özel bir ücret de olsa Müslüman bir yabancının işe alınma kuralı ele alınmıştır. Üçüncü bölümde, Uluslararası Finans II Ajansı'nın (IFA) sözleşmesi hakkında Ajans sözleşmesini bilerek, meşruiyetini ve Uluslararası Finans Ajansı (IFA) sözleşmesinin yönetimini göstererek bunun nasıl olacağı hakkında incemeler yaptım. Dördüncü bölümde ise, uluslararası tedarik sözleşmesini inceledim. Burada tedarik sözleşmesinini esasları ve uluslararası tedarik sözleşmesinin nasıl sağlanacağı hakkında izahatlarda bulundum.Master Thesis Custom Is Evidense of the Direction of Islamik Law(2009) Gencer, Rukyete Bağatur; Beroje, Sahip?İslâm Hukukunda Delil Olma Yönüyle Örf ve Âdet? isimli tezimiz bir giriş ile üç bölümden meydana gelmektedir. Giriş bölümü araştırmanın amacı, yöntemi ve sınırlarından oluşmaktadır.Birinci bölümde İslâm hukukunda delil kavramı üzerinde durup asli deliller ile fer'i delilleri kısaca açıklamaya çalıştık.İkinci bölümde örf ve adet kelimelerinin anlamlarını verdikten sonra bu delilin kısımlarından bahsettik.Üçüncü bölümde ise örfün hüccet oluşuna Kur'an ve Sünnetten delilleri sıraladıktan sonra örf ve âdetin hüccet değeri kazanması için aranan şartları sıraladık. Ayrıca, hulefa-i raşidin kararlarında örfün etkisi ve mezheplerin örf ve âdet deliline bakışı ele alındı. Örfün değişmesiyle, örfe bağlı hükümlerinde değişmesi, hüküm veren kişilerin içinde yaşadıkları toplumun örf ve âdetlerini dikkate almaları gerektiğine de değindik.Anahtar kelimeler; örf, âdet, delil, İslâm hukuku, fukâha.Doctoral Thesis İslam Fıkhı'nda Namazların Cem'i(2014) Şakrak, Abdulvahap; Beroje, SahipGünlük ibadetler, ilahi dinlerde önemli bir yere sahiptir. İnsan ile yaratıcısı arasındaki en kuvvetli bağ bu ibadetler vasıtası ile oluşur. Bütün ilahi dinlerde şekil ve içeriği farklı olmakla birlikte günün belli vakitlerinde yapılması gereken ibadetler vardır. Bununla birlikte birtakım sebeplerden dolayı günlük ibadetlerde bazı kolaylıkların sağlanması her ilahi dinde mevcut olan bir durumdur. Yahudilik, Hıristiyanlık ve İslam'da asıl olan her ibadeti vaktinde yapmaktır. Namaz ibadetinde de asıl olan onu vaktinde kılmaktır. İslam'da günlük namazların belli vakitlerde birleştirilerek kılınması bir kolaylık durumudur. Namazların birleştirilmesinin şekli ve sınırları konusunda asıl belirleyici faktör Hz. Peygamber'in bu konudaki uygulamalarıdır. İslam fıkıhçıları da Hz. Peygamber'in uygulamalarından yola çıkarak içtihatta bulunmuşlardır. Namazların birleştirilerek kılınabilmesi durumu günümüz için de büyük önem arz etmektedir. İslam'da ibadetlerde kolaylık ilkesi inananlar için Allah'ın bir rahmetidir. Günümüzde var olan bir takım zorluklar karşısında ibadetlerde kolaylık prensibinin uygulanması her inanan için önemli bir avantajdır. Günlük ibadetlerde başka bir deyişle namaz ibadetinde kolaylık sınırlarının çok sıkı bir şekilde belirlenmesi ve su istimale yola açabilecek içtihatlardan sakınılması gerekir. Aksi takdirde günlük ibadetlerin edası Şari'in rızasına uygun olmayan bir hale dönüşür.Master Thesis The Effect of Drunkennes on Cukpabilityin Islamic Law(2007) Tanyıldız, Sadık; Beroje, Sahip?İslâm Hukukunda Sarhoşluğun Ceza Ehliyetine Etkisi? başlıklı tezimiz, Önsöz, üç bölüm, Sonuç ve Kaynakça kısımlarından oluşmaktadır. Önsözde çalışmanın amacı belirtilerek, tezde işlenen konuların genel değerlendirilmesi yapılmıştır. Birinci Bölüm'de Suç ve Ceza Kavramları, Cezanın Amacı ve Suçun Unsurlarına yer verilmiştir. İkinci Bölümde Sarhoşluğun Tanımı, Sarhoşluk Veren Maddeler, Sarhoşluk Veren Maddelerin Dini Hükmü ve Ehliyet Kavramı'na değinildikten sonra Sarhoşluğun Ceza Ehliyetine Etkisi Nazariyesi ele alınmıştır. Üçüncü Bölümde Kısas ve Diyet Suçlarında Sarhoşluğun Ceza Ehliyetine Etkisi ve Had Cezaları Açısından Sarhoşluğun Ceza Ehliyetine Etkisi değerlendirildikten sonra Had Suçlarının Özellikleri ve Çeşitleri incelenmiştir. Sonuçta, ayrıntıları işlenen bölümlerin genel bir değerlendirilmesi yapılmış ve düşüncelerimiz belirtilmiştir. Anahtar Kelimeler: İslâm Hukuku, Sarhoşluk, Ceza EhliyetiArticle Musarrât Hadisi Üzerinde Yapılan Usûl Tartışmaları(2020) Kağanarslan, Yusuf; Beroje, SahipBilindiği gibi ilk asırlardan itibaren nasların doğru anlaşılması için müçtehidler yoğun bir içtihad faaliyeti içerisine girmişlerdir. Bu kapsamda şer'i hukukun ikinci kaynağı olan sünnet nasları da tek tek ele alınıp tartışılmıştır. Ancak hadis çoğunlukla ahâd yolla geldiği için bu durum müçtehidlerin hadisleri kabul etmede farklı kriterleri benimsemeleri sonucunu doğurmuştur. Şöyle ki; Hz. Peygamber'e isnad edilen bir rivayetin kabulü için senedin sahih olmasını yeterli görenler olduğu gibi; senedin sahihliğini yeterli görmeyip, hadis metninin Kur'an'a, meşhur sünnete ve kabul görmüş fıkhî kurallara aykırı olmaması gerektiğini savunanlar da olmuştur. Bu açıdan senedi sahih olduğu halde bazılarınca problemli görülen bir kısım hadisler bu iki kesim arasında ihtilaf konusu olmuştur. Bu hadislerden birisi de “musarrât” hadisidir. Musarrât, satıcının müşteriyi kandırmak için sütü fazla gözüksün diye sağmayıp beklettiği hayvandır. Hadislere göre, böyle bir hayvanı satın alan kimse iki şey arasında muhayyerdir. Bu kimse hayvanı satın aldıktan sonra sütünü sağıp aldatıldığının farkına vardığında isterse hayvanı bir ölçek hurmayla birlikte iade eder ya da hayvanı geri vermeyip elinde tutabilir. Hanefiler bu hadisleri fıkhî kurallara aykırı görmüş ve amel etmemişlerdir. Cumhur ise hadisin sahih olduğunu ve terk edilemeyeceğini savunmuştur. Bu çalışmada bir hukuki ictihad perspektifi sunması açısından her iki tarafın görüşleri, delil ve gerekçeleri detaylı bir şekilde sunulmaya çalışılmıştırArticle Zannî Bilginin Mahiyeti, Dindeki Yeri ve Önemi(2017) Beroje, SahipDinî bilgi, kesin olup olmama açısından kat'î bilgi ve zannî bilgi şeklinde ikiye ayrılır. Kat'î bilgi, kendisinde şüphe olmayan, dinî bir konuda kesin kanaat hâsıl eden bilgidir. Bu tür bilginin kaynağı sadık/mütevâtir haberdir. İnanç esasları, ibadetler, helal ve haramlarla ilgili pek çok dini ahkâm/bilgi kat'î bir şekilde sabittir. Ancak dinî bilginin önemli bir kısmı zannîdir. Zannî olmasının sebebi bize âhâd haber denilen bir yolla gelmiş olmasıdır. Âhâd haberin sübûtu, yani Hz. Peygamber'e nispeti zannî olduğu için, içerdiği bilgi de zannîdir. Zannî bilgi, kesinlik ifade etmeyen bilgi demektir. Bununla beraber dinî konularda, özellikle amelî meselelerde şartlarını haiz zannî bilgiyle amel edilebileceği hususunda bilginlerin ittifakı vardır. Günümüzde meselenin ilmî boyutundan habersiz bazı kesimlerin, \"dinde zannla amel edilir mi?\" gibi anlamsız bir polemiğe giriştikleri görülmektedir. Meselenin aslının ortaya konması amacıyla bu çalışmada, İslam anlama geleneğinde zannî bilgiyle ne kast edildiği, amelî meselelerde zannî bilgiyle amel etmeyi gerektiren ilmî ve aklî gerekçelerin neler olduğu, zannî bilginin terki durumunda bunun dinî alanda ne tür sonuçlara yol açacağı hususları açıklığa kavuşturulmaya çalışılmıştırMaster Thesis Charity in Islamic Law of Investment Goods(2012) Demirel, Muhsin; Beroje, SahipZekât malî bir ibadettir. Ekonomik şartlar her geçen gün geliştiği için zekâta tabi olan malların kapsamı da genişler ve yeni güncel zekât konuları ortaya çıkar. Güncel zekât konularından biri de yatırım mallarının zekâtıdır. Çalıştırmak veya kiraya vermek suretiyle kendisinden para kazanılan her türlü mal, yatırım malı kapsamına girmektedir. Zekâta tabi olduğu konusunda hususi nass yani hadis olan tüm mallar ittifakla zekâta tabidir. Hakkında hususi nass olmayan malların zekâtı konusunda âlimler ihtilaf etmektedir. Yatırım mallarının bir kısmı Resûlullah (s.a.v.) döneminde mevcut olmadığı, mevcut olanlar da çok ender olduğu için bu malların zekâtı konusunda doğrudan hadisler yoktur. Bunun için muasır âlimler yatırım mallarının zekâta tabi oluşu konusunda farklı görüşler beyan etmektedir. Bu konuda genel anlamda üç farklı görüş mevcuttur.Zekât konusunda kıyasa fazla yer vermeyen ve zekât mallarının kapsamını hadislerde zekâta tabi olduğu beyan edilen mallarla sınırlandıranlara göre, yatırım mallarının kıymetinde zekât vacip değildir. Sadece bu mallardan kazanılan parada zekât vaciptir, bu parada zekâtın vacip olması için nisaba ulaşması ve üzerinden bir yılın geçmesi lazımdır. Zekât konusunda kıyasa geniş yer veren ve zekât mallarının kapsamını geniş tutan mezhep imamları ve muasır yazarlara göre yatırım malları ticaret malı hükmündedir. Buna göre hem yatırım mallarının kıymetinde hem de bu mallardan kazanılan parada zekât vaciptir, bunun toplamından kırkta bir zekât verilir. Diğer bazı âlimler ise yatırım mallarını tarla ve bahçeye kıyas etmektedir. Buna göre bu malların net gelirinden onda bir veya toplam gelirinden yirmide bir zekât verilir.Anahtar Kelimeler: Zekât, mal, yatırım malı, ticaret malı, nisap.Master Thesis The Affects of Illens for Worships in the Islamic Jurisprudence(2008) Türkan, Mustafa; Beroje, SahipBu çalışma, hastalığın ibadetlere etkisi hakkındadır. Çalışmada, hastalara ibadet alanında sağlanan kolaylaştırmalar ve ibadetlerdeki şekil değişikliklerinden bahsedildi.Tez, bir giriş ve iki bölümden oluşmaktadır. Giriş bölümünde tezin konusundan, amacından ve yönteminden bahsedilmiştir.Birinci bölümde, ?Abdest ve Namazda Hastalığa İlişkin Hükümler? genel başlığının altında, bu ibadetlerde ne tür hastalıkların ibadetleri yapmaya engel teşkil ettiği ve ne gibi farklı uygulamaları gerektirdiği tespit edilmiştir. Buna göre, hastaların teyemmüm etmeleri, sargı üzerine mesh ve özürlülerin abdest alma biçimlerinden ve namazın şart ve rükünleriyle ilgili hastalara sağlanan kolaylıklardan bahsedilmiştir.İkinci bölümde, ?Oruç ve Hacda Hastalığa İlişkin Hükümler? genel başlığının altında hangi tür hastalıkların bu ibadetleri tam manasıyla yapmayı engellediği ve ne tür uygulamaları sonuç verdiği tespit edilmiştir. Bundan hareketle, orucun şartlarında hastalıkla ilgili hükümler ve oruç tutmamayı mubah kılan hastalıkla ilgili mazeretlerden ve haccın şartlarında ve hac fiillerinde hastalıkla ilgili uygulamalardan, bahsedilmiştir.Son olarak ise konular hakkında genel bir değerlendirme yapılmıştır.Doctoral Thesis The Evidentiary Value of Presumptive Knowledge in Islamic Law(2024) Karataş, Mehmet Zahir; Beroje, SahipBilgi teorisi, bir mantık ve kelâm konusu olarak kabul görmesine ve tedvîn edilen ilk dönem fıkıh usulü eserlerinde müstakil olarak yer verilmemesine rağmen İslâm hukuku açısından önemli bir yere sahiptir. Özellikle şer'î delillerin sübût ve delâlet açısından ifade ettiği bilginin kat'i ya da zannî olması, İslâm hukuku açısından önemlidir. Sübut ve delâlet açısından kat'î olan deliller, ictihada ve yoruma kapalıdır. Zannî olan deliller ise ictihad alanıdır. İhtilafın yaşandığı alan da bu alandır. Zannî bilginin delil değeri etrafında sürdürülen tartışmalar yeni bir durum değildir. Bilhassa sünnet bağlamında bu tartışmaların, imamlar dönemi dediğimiz dönemde de var olduğunu İmam Şâfiî'nin eserlerinden anlamaktayız. En başından itibaren ciddi bir ilmi temele dayandırılmadan zannî bilginin delil olamayacağıyla ilgili ortaya atılan iddialar, âlimler tarafından ilmi olarak cevaplandırıldığı halde sebebi anlaşılmaz bir şekilde hâlâ bazı kesimler tarafından devam ettirilmektedir. Biz de bu tezde, âlimler tarafından değişik konu başlıkları altında işlenen zannî bilginin delil değerini detaylı bir şekilde araştırdık. Araştırma, temelde üç ana bölüm ve bir sonuç kısmından oluşmaktadır. Birinci bölümde, İslâm hukuku alanında bilgiye genel bakış üzerinde durulmuştur. Bu kapsamda, usûlcülere göre bilginin mahiyeti, tanımı, kısımları, değer kapsamında ilişkili olduğu kavramlar ve bilginin kaynakları işlenmiştir. İkinci bölümde, İslâm hukukunda zannî bilginin delil değeri üzerinde durulmuştur. Bu kapsamda, delil ve delil ile ilgili kavramlar, bilginin dereceleri, nasslarda zannî bilginin bulunma şekli, ittifak edilen ve ihtilaf edilen delillerde zannî bilgi ve değeri işlenmiştir. Üçüncü bölümde, İslâm hukukunda zannî bilgiyle amel etmenin hükmü üzerinde durulmuştur. Bu kapsamda, itikâdî ve amelî alanlarda zannî bilgiyle amel etmenin hükmü, zannî bilgiyle amel etmeyi gerekli kılan naklî ve aklî deliller, zannî bilginin delil olabilmesinin şartları, teâruz halinde zannî bilgiyle amel, zannî bilgiyle amel etmeyi reddetmenin hükmü ve zannî bilgiyi reddetmenin dini alanda doğuracağı sonuçlar işlenmiştir. Araştırmamıza sonuç kısmıyla son verilmiştir.Master Thesis Election of State Presindency in Iislâmic Law(2019) Geçit, Mehmet Emin; Beroje, Sahip'İslâm Hukukunda Devlet Bakanlığı Seçimi' adındaki bu tezimiz bir giriş ve beş bölümden oluşmaktadır. Giriş bölümü araştırmanın konusu, amacı, önemi, yöntem ve sınırlılıklarından meydana gelmektedir. Araştırmamızın birinci bölümümde devlet başkanlığı ile ilgili konular kavramsal çerçevede ele alınmaktadır. 'Seçim', 'bey'at' ve aralarındaki benzer ve farklılıklar da kısa bir şekilde işlenmektedir. İkinci bölümde Hulefâ-i Raşidîn Dönemi'ndeki halifelerin devletin başına geçme usûllerine değinilmektedir. Üçüncü bölümde İslâm hukukunda devlet başkanlığı ile ilgili meseleler, Kur'ân-ı Kerime, Sünnette ve sahâbe uygulamalarına dayandırılarak klasik ve çağdaş hukukçuların görüşleri çerçevesinde işlenmektedir. Bu bölümde devlet başkanının gerekliliği üzerinde durulmakta ve çağdaş siyasî akımların etkisi neticesinde fukahânın bu konudaki farklı görüşleri ve tavırları ele alınmaktadır. Ayrıca bey'atin mahiyeti, meşruîyyeti, hukukî boyutu ve çeşitleriyle beraber şûrânın mahiyeti, hükmü, alanı ve şûrâ heyeti üzerinde ayrıntılı bir şekilde durulmaktadır. Akabinde de devlet başkanının seçim yöntemleri açıklanmaktadır. Dördüncü bölümde gününüzde uygulamakta olan 'Başkanlık', 'Yarı Başkanlık' ve 'Parlamenter' gibi çağdaş sistemler ve bu sistemlerin seçim yöntemleri ele alınmaktadır. Son bölümde ise İslâm hukuku açısından çağdaş devlet başkanlığı seçimi değerlendirilmektedir. Bununla beraber İslâm'daki seçim usûlleri, çağdaş seçim şekilleriyle mukayese edilmekte ve aralarındaki benzerlik ve farklılıklara değinilerek konu bitirilmektedir.Doctoral Thesis İslam Hukukunda Örfün Delil Değeri ve Âm Lafızların Örfle Tahsisi(2019) Othman, Abdulbari Aziz; Beroje, Sahipİslam şeriatının temel kaynakları, Kur'an, Sünnet, icma ve kıyastır. Bu kaynaklar konusunda âlimler ittifak etmişlerdir. Ancak âlimlerin ihtilaf ettikleri bazı kaynaklar vardır. Bunlar da mesâlih-i mürsele, istihsan, örf ve öncekilerin şeriatı gibi kaynaklardır. Örf, geçmişten günümüze kadar fıkıh ve fıkıh usulü araştırmalarında büyük bir öneme sahiptir. Âlimlerin örfe olan ilgileri, ihtilaf konusu delillerden feri bir delil olmasından kaynaklanır ve bu konumu bakımından belirgindir. Örfün dikkate alınmasını gerektiren en önemli özelliği, İslam hukukunun bütün zaman ve mekânlarda salahiyet ve geçerliliğini sağlamasıdır. Örf, fakihler nezdinde şeri delillerden bir delil olarak sayılmaktadır. Onun üzerine farklı mezheplerde birçok fıkhi meseleler terettüp etmektedir ve ondan birçok fıkhi kaide doğmuştur. Müçtehit ve fakihlerin mezheplerine baktığımızda kendisinde örfün uygulandığı birçok meseleyi görürüz. İslam, örfün insanların çıkarlarını sağladığı ve şeriatın herhangi bir hükmüne aykırı olmadığı sürece, insanlara menfaati sağlamak amacıyla onu hükümlerin verilmesinden esas bir merci kılmıştır. Bu bakımdan, insanlar üzerindeki zorluk ve sıkıntıların kaldırılmasını sağlar, çünkü zorluk ve sıkıntılar insanların geleneğine uymadığı gibi Şeriatın amaçlarına da aykırıdır. Fakat gelenek ve görenekler tek tip bir formda değildir, iyi ve kötü olmak üzere ikiye ayrılır. Fıkhi hükümleri etkileyen örf, şeriatın maksatlarını gerçekleştiren örftür. Kötü ve fasit örflerin hükümler üzerinde hiçbir etkisi yoktur. Dolaysıyla iyi örfün önemi hukukçu, hâkim ve müftü tarafından tahsis edildiğinde veya kısıtlandığı zamanda ortaya çıkar. Hukukçu ve âlimlerde örfün hiçbir zaman Allah ile şari olmadığına dikkat edilmelidir. Şeriatın gelenek ve göreneklere uyması, ümmet için bir kolaylaştırma ve merhamet meselesidir. Aksi takdirde, hükmün kaynağı şeriatı indiren yüce Allah'tandır; yoksa hükmü içeren nassa muvafık gelen örf değildir. Eğer yüce Allah örfü tanıtmaya ve onunla ilgili hükümlerin oluşturulmasına izin vermişse, Allahtan alınan bu izin kaynaktır, örfün bizzat kendisi değil. İslam hukuku hükümlerinin bazılarıyla uyuşmazsa, insanların alışkanlıkları ve gelenekleri geçerli değildir. Örf, nefis ve akılları etkilemekte büyük bir rol oynar. Eğer insanın nefsi ve aklında yerleşmişse, artık yaşamın bir gereği olarak kabul edilir. Psikologların ifade ettikleri gibi, bir işi tekrar etmek ve onu sürekli uygulamakla özellikle bu örfün kaynağı hacet ise, sinir, nefis, akıl ve organlar bu işe alışmış bir hale gelir. Şariin örfe olan değeri, Kur'ân-ı Kerîm ve hadis-i şeriflerin naslarının, vahinin indiği zamandaki Araplar nezdinde yaygın kavram ve onlar tarafından bilinen manalara uygun olmasında açığa kavuşmaktadır. Usulculara göre örf, sebep, alaka düzeyini, metnin mastarı veya örfün dilsel anlamının ışığında, birkaç bölüme ayrılır. Zira örf, sebep ve alaka düzeyi ışığında kavli ve ameli olmak üzere ikiye ayrılır. Ameli örfün, hüküm, fetva verme ve sözleşmelerin etkilerini kısıtlama gibi bir yetkiye sahiptir. Aynı zamanda örf, kaynak olarak has ve umuma ayrılır. Şeriat kurallarına ve metinlerine uygunluğu açısından ise, sahih ve fasit şeklinde ikiye ayrılır. Örf, Kuran'ın metni, Sünnet veya icma gibi kendi başına var olan bağımsız bir kanıt değildir, ancak kuralın bir tezahürüdür. Fakihler arasında örfün dikkate alınması, aşağıdakileri içeren bir takım şartlar gerektirir: galip ve yaygın olması, eylem ve işlemlerin oluşturulduğu zamanda var olması, kanun ve yasalara kesinlikle aykırı olmaması gibi şartlara uymalı. Örfün önemine gelince, Fakihlerin örfe dayalı birçok hükmü verdikleri nakledilir. Bir kısmı, (Muhkem örf) ve (zaman geçimiyle hükümlerin değişmemesi inkâr edilmez) hükümleridir. Şeriat ayrıca, bu şeri metinlerin, teşrin geldiği zamandaki olağan anlamları ışığında anlaşılmasını gerekli kılmıştır. Bu durumun gereği olarak, o zamanda Araplarda yaygın olan yaygın olan örfle umumun tahsisinin yapılmasıdır. Bunula birlikte, bu mesele, tahsise salahiyeti olan örfün türü, kriterleri ve coğrafi sahası gibi bazı sorunları yaratmıştır. Bu nedenle, âlimler umama tahsis olacak örfün türü ve dikkate alabilmesi için gerekli olan şartları belirletmişler. Böylece, beşeri örfler İslam şeriat metinlerinin nasihi olmayacaktır. Âlimler tahsis edilebilecek örfün türünde ihtilaf etmişlerdir. Cumhur, tahsisi sadece semavi vahyin nüzulüyle paralel olan örf ile sınırlandırmıştır Diğerlerine göre ise, tahsis edilecek olan örf, vahiy nüzul zamanında umumun nassına karşılaştırmalı olduğu sürece kavli ve ameli örfü birlikte değerlendirmesi gerektiğini belirtmişlerdir. Ancak fakihler, nübüvvet zamanından sonra meydana gelen örfün umuma tahsis etmediği konusunda ittifak etmişlerdir. Buna binaen, şariden umuma has bir şeriat nassı geldiği sırada insanlara has bir örfü varsa veya umumun metininde birbirleriyle olan ilişkilerinde belirli bir örfe sahipse, cumhura göre, umumun nassı bu yaygın olan örfle tahsis edilemez. Hanefi ve Maliki âlimlerine göre ise, bu tür örfün umumun nassını tahsis edilebileceği görüşündeler. Aynı zamanda fakihler, insanlar arasındaki konuşmalarında olan umumun kavli örfle ve insanlar arasında yaygın olan ameli örfle tahsis edildiğine ittifak etmişler. Örfün umumla tahsisi, İslam hukukunun önemli kaidelerinden biri olarak sayılır. Öte yandan, Hanefi ile cumhur arasında görülen ihtilaf, aslında cumhurla aynı mezhebinin âlimleri arasında bir ihtilaftır. Örfün meşru bir metinle çeliştiği zaman, bu çelişki derecesi külli veya cüzi olması dikkate alınmalıdır. Çelişki külli olduğunda, bu örfle amel edildiği zaman şeri nassı geçersiz olacağından dolayı bu örfle amel etmek batıldır. Böylece, şeri nassa aykırı olmasından dolayı o örfle amel etmek caiz değildir. Ancak çelişki cüzi derecedeyse, zira nas umumlu örfte cüzi olup nasla bir cüzinde ihtilaflı oluyorsa, bu durumda örf umumun nassına tahsis edilip edilmeye de bilir. Çünkü örfün hükmü bu durumda türüne göre değişir. Kavli, ameli, nassın indiği zamanda var mıydı yoksa sonradan ortaya çıkan türü üzerinde değerlendirilir. Şeri bir nassın umumunu örf ile tahsis etmek için, fıkhın çeşitli bölümlerinde çeşitli uygulamaları vardır. Annenin çocuğunu emzirmemesi buna örnek olarak verilebilir. Annelerin çocuklarını emzirmesini gerektiren Kur'an metninin umumi bir tahsisidir. Bunun nedeni ise, cahiliye dönemin ve hatta İslam'ın gelişinden sonraki zamanlarda Arapların çocuklarını bir sütanneye vermeleridir. Buna benzer bir şekilde, sende olmayan bir şeyi satma hadisine tahsis etmek, şartlı satışın nehyinin insanlar arasında yaygın bir şartı içeren satışın cevazı ile tahsisi ve âlimlerin umumu örfle tahsis etme konusuna buna benzer verdikleri örnekler gibi.

