Master Tezleri

Permanent URI for this collectionhttps://hdl.handle.net/20.500.14720/11

Browse

Recent Submissions

Now showing 1 - 20 of 5890
  • Master Thesis
    Ezop Masalları'nın Eğitsel İletiler Metin-Görsel Uyumu Ve Söz Varlığı Yönünden İncelenmesi
    (2025) Akgül, Miray; Kardaş, Mehmet Nuri
    Bu araştırmada Ezop Masalları'nın eğitsel iletiler, metin-görsel uyumu ve kalıplaşmış söz varlığı açısından incelenmesi amaçlanmıştır Çalışma nitel araştırma yöntemine uygun olarak yapılandırılmıştır. Araştırma doküman incelemesi (belgesel tarama) modeline uygun olarak tasarlanmıştır. Çalışmada masalların resim-metin uyumunu incelemek için Cımbız (2017) tarafından geliştirilmiş olan 'Resim–Metin İlişkisi Kategori Listesi' kullanılmıştır. Masallarda yer alan eğitsel iletilerin incelenmesinde 'Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli'nde yer alan 20 eğitsel ileti esas alınmıştır Çalışmanın söz varlığı unsurları boyutunda masallarda yer alan deyimler, atasözleri, ikilemeler ve argo ifadeler incelenmiştir. Veri toplama sürecinde metinler; eğitsel iletiler, görsel destek unsurları ve kalıplaşmış söz varlığı unsurları açısından kodlanarak temalara ayrılmıştır. Elde edilen bulgular frekanslarla desteklenmiş ve nitel yorumlarla açıklanmıştır. Verilerin analizinde betimsel analiz yöntemi kullanılmıştır. Yapılan analizler sonucunda, masallarda yer alan söz varlığı unsurlarının daha çok deyimler ve ikilemelerden oluştuğu, atasözlerine sınırlı oranda yer verildiği, argo sözcüklere ise yer verilmediği görülmüştür. Bazı masallarda birkaç eğitsel iletiye yer verildiği, bazı masallarda ise hiç yer verilmediği görülmüştür. Ayrıca metinlerde içerik-görsel uyumuna yeterince dikkat edilmediği tespit edilmiştir
  • Master Thesis
    İlk Haçlı Seferlerinin Bazı Batılı Yazarların Eserlerindeki Yansımaları
    (2025) Medineli, Yusuf; Arı, Mehmet Salih
    Haçlı seferlerinin sebepleri ile ilk Haçlı seferlerinin batılı kaynaklarda nasıl aktarıldığı konusu bu çalışmanın ana fikrini oluşturmaktadır. Çalışmanın ilk bölümünde Haçlı seferlerinin sebepleri ele alınarak, konuya her boyutu ile değinilmeye özen gösterilmiştir. Özellikle dini, siyasi ve ekonomik sebeplerin yanı sıra o dönemde Müslümanların Hristiyanlara karşı tutumlarının nasıl olduğu ve Haçlı seferlerinin başladığı dönemde İslâm dünyasının genel durumunun bu seferlere etki edip etmediği gibi hususlar üzerinde durularak, bu sebepler mümkün mertebe açıklanmaya çalışılmıştır. İkinci bölümde I. Haçlı Seferi'nin genel seyri üzerinde durulmuş, Haçlı seferleri için yapılan çağrı sonrası Hristiyan orduların ilerleyişleri ve icraatları, batılı tarihçilerin kronikleri temel alınarak özetlenmiştir. Haçlıların Anadolu'ya girdikten sonra başta İznik olmak üzere ele geçirdikleri yerler ve bunların önemi üzerinde durularak, Antakya ve Kudüs'ün nasıl ele geçirildiğine ışık tutulmaya çalışılmıştır. İlk Haçlı seferlerine müteakip meydana gelen Haçlı hareketleri açıklanarak bu seferlerden sonra Doğu'da kurulan Haçlı devletlerinin hangileri olduğu belirtilmiştir. Çalışmanın üçüncü bölümünde; II. Haçlı Seferi'nin nedenleri ele alınırken özellikle Urfa şehrinin Zengî Hanedanlığı tarafından Haçlılardan geri alınmasının bu sefere olan etkisini açıklamaya özen gösterilmiştir. II. Haçlı Seferi'nin genel seyri ve sonuçları ile Kudüs'ün Selâhaddîn-i Eyyûbî tarafından geri alınması ve bu durumun III. Haçlı Seferi'ne olan etkileri açıklanmaya çalışılmıştır. Dördüncü ve son bölümde ise III. Haçlı Seferi değerlendirilerek bu sefer boyunca mücadele halinde olan İngiltere Kralı Richard ile Selâhaddîn-i Eyyûbî arasındaki çekişme üzerinde durulmaya gayret edilmiştir. İlk üç Haçlı seferi 1095 yılı ile 1192 yılları arasındaki yaklaşık yüz yıllık bir dönemi kapsamaktadır. Dolayısıyla çalışma sürecinde mümkün olduğu kadar bu döneme genel bir bakış açısıyla ışık tutulmaya çalışılmış, bununla birlikte önemli olan bir takım olaylar üzerine detaylı açıklamalar yapmaktan kaçınılmamıştır. İlk Haçlı seferleri ele alınırken çalışmanın amacı gereği batılı kaynaklar esas alınmıştır.
  • Master Thesis
    Karşılıklı Öğretim Tekniğinin 7. Sınıf Öğrencilerinin Okuma Motivasyonu, Okur Öz Algısı, Okuduğunu Anlama Başarısına Etkisi Ve Uygulamalara İlişkin Öğrenci Görüşleri
    (2025) Can, Ece; Kaya, Mustafa
    Bu çalışmanın amacı, karşılıklı öğretim tekniğinin ortaokul öğrencilerinin okuma motivasyonu, okur öz algısı, okuduğunu anlama başarısı üzerindeki etkilerini tespit etmek ve yapılan uygulamaya ilişkin öğrenci görüşlerini ortaya çıkarmaktır. Çalışmada karma araştırma yöntemlerinden açımlayıcı sıralı desen kullanılmıştır. Araştırmanın nicel boyutunu gerçek deneysel desenlerden ön test son test kontrol gruplu seçkisiz desen kullanılırken araştırmanın nitel boyutunda ise nitel araştrıma tekniklerinden görüşme kullanılmıştır. Araştırmanın örneklemini Van'ın Tuşba ilçesine bağlı İskele Ortaokulunda 7. sınıfta öğrenim gören 26'sı deney, 26'sı ise kontrol grubunda olmak üzere 52 oluşturmaktadır. Araştırmanın verileri; 'Okuma Motivasyonu ve Okumaya Adanmışlık Ölçeği', 'Okur Öz Algısı Ölçeği', 'Okuduğunu Anlama Başarı Testi' ve 'Yarı Yapılandırılmış Görüşme Formu' ile toplanmıştır. Araştırmada elde edilen nicel veriler JAMOVİ 2.3.28 programı ile, nitel verilerin analizi ise içerik analizi ile çözümlenmiştir. Çalışmadaki sonuçlara göre deney grubu ile kontrol grubu arasında okuduğunu anlama başarısına ilişkin deney grubunun lehine anlamlı farklılığın olduğu bulgulanmıştır. Bu bulgulardan hareketle karşılıklı öğretim tekniğinin mevcut müfredata göre okuduğunu anlama başarısında daha etkili sonuçlar sunduğu tespit edilmiştir. Araştırmada karşılıklı öğretim tekniğinin okuma motivasyonuna etkisi de incelenmiştir. Çalışmadaki son test sonuçlarına göre deney grubu ile kontrol grubu arasında deney grubunun lehine anlamlı farklılığın olduğu bulunmuştur. Çalışmada kullanılan tekniğin okur öz algısı üzerine etkisi de değerlendirilmiştir. Bu sonuçlara göre deney grubu ile kontrol grubu arasında deney grubunun lehine anlamlı farklılıklar saptanmıştır. Çalışmada ulaşılan son sonuçlar ise deney grubunda yer alan öğrencilerin karşılıklı öğretim tekniği ile ilgili görüşlerine ilişkin bulgulardır. Bu sonuçlara göre katılımcılar, karşılıklı öğretim tekniğinin öğrencilerin kelime dağarcığını geliştirdiğini, okuduğunu anlama becerilerini artırdığını ve farklı bakış açıları kazanmalarına katkı sağladığını belirtmiştir. Öğrenciler, bu tekniğin sadece Türkçe değil, diğer derslerdeki başarılarını da olumlu yönde etkilediğini ifade etmişlerdir. Çalışmada ulaşılan sonuçlar doğrultusunda çeşitli önerilere yer verilmiştir.
  • Master Thesis
    2023 Ölçme Değerlendirme Yönetmeliğinin Türkçe Dersi Sınavlarında Uygulanmasına İlişkin Öğretmen Görüşleri
    (2025) Birinci, Hasan; Kardaş, Mehmet Nuri
    Bu çalışma, 2023 yılında yürürlüğe giren yeni Ölçme ve Değerlendirme Yönetmeliği çerçevesinde, Türkçe öğretmenlerinin dinleme, konuşma, okuma ve yazma becerilerine yönelik uyguladıkları sınavlarla ilgili deneyim ve görüşlerini incelemeyi amaçlamaktadır. Araştırma, nitel araştırma yaklaşımına dayalı olarak yapılan durum çalışması yöntemi ile gerçekleştirilmiş olup, Van ili merkez ilçelerindeki ortaokullarda görev yapan 14 Türkçe öğretmeni çalışma grubuna dâhil edilmiştir. Veriler, araştırmacı tarafından geliştirilen 'Yarı Yapılandırılmış Görüşme Formu (YYGF)' ile toplanmış ve içerik analizi yöntemiyle analiz edilmiştir. Çalışma sonucunda, dinleme ve konuşma becerilerinin sınavla ölçülmesinin güç olduğu ve sürece dayalı değerlendirmenin bu becerilerin daha doğru ve kapsamlı bir şekilde ölçülmesine olanak tanıyacağı bulgulanmıştır. Ayrıca, teknolojik altyapı eksikliklerinin, öğrenci tutumlarının ve bireysel farklılıkların ölçme süreçlerini olumsuz etkilediği; sınavların öğrencilerin gelişim düzeyine uygun olmaması ve değerlendirme süreçlerinin nesnelliği üzerinde çeşitli olumsuz etkiler oluşturduğu vurgulanmıştır. Konuşma becerisi sınavlarında, öğrencilerin sınav kaygısı ve zaman kısıtlamaları nedeniyle gerçek potansiyellerini sergileyemedikleri ifade edilmiştir. Diğer taraftan, sınav senaryolarının planlama kolaylığı sağlama ve öğretmene rehberlik etme gibi avantajlarına rağmen, esneklik eksikliği, kapsam geçerliliği ve sınıf seviyelerinin yeterince dikkate alınmaması gibi dezavantajlar belirtilmiştir. Katılımcılar, Millî Eğitim Bakanlığı'nın sağladığı ölçme araçlarının sınırlamaları karşısında, kendi hazırladıkları araçların öğrenci seviyesine daha uygun olduğunu ayrıca müfredatın dört beceriye dayalı olarak yeniden yapılandırılmasını ve öğretmenlere yönelik sürekli eğitim desteği sağlanmasının gerekliliğini vurgulamıştır. Bu bağlamda, sınıf içi ortam koşullarının ve zaman sınırlamalarının ölçme süreçlerinin etkinliğini ciddi biçimde engellediği ifade edilmiştir. Çalışma sonunda elde edilen bulgular doğrultusunda, ölçme ve değerlendirme süreçlerinin daha verimli hale getirilmesi için çeşitli yapısal ve pedagojik öneriler sunulmuştur.
  • Master Thesis
    Erciş Kent Merkezine Yönelik 1980 Sonrası Yapılan Göçlerin Mekânsal Örgütlenmesinde Sosyokültürel Faktörlerin Rolü
    (2025) İrven, Hikmet; Yıldız, Mehmet Zeydin
    Göç, bir yerden başka bir yere nedenlerini içinde barındırarak gerçekleşen yatay harekettir. Geçmişten günümüze gerçekleşen göçler, daha rahat yaşamak için yapılmıştır. Göçün, insanlığın ortaya çıkması ile başladığı söylenebilir. Sosyoekonomik anlamda rahat koşulların olduğu yerler göçün merkezi olmuştur. Göç olgusu, göç veren ve alan yerleri etkilemektedir. Göçler mesafe durumuna göre iç ve dış göç olarak kategorize edilmektedir. Dolayısıyla iç göçler, ülke içerisinde oluş durumuna göre farklılaşmaya başlamaktadır. Ayrıca iç göçlerin arka planında etkili olan sosyokültürel faktörlerden aşiret, aile, kan bağı ve hemşehriliğin mekânsal örgütlenmedeki rolü önemlidir. Kırsal alanların güçlü toplumsal organizasyonunu oluşturan aşiretler ve bu organizasyonun alt birimlerini meydana getiren kabile, sülale ve aileler önemli yapılardır. Güçlü olan organizasyonun bağlılık ve bağımlılığı kan bağları ile güçlendirilmektedir. Bu bağlamda evliliklerle pekiştirilen akrabalık bağları, sözü edilen örgütlenmenin devamında önemli bir role sahiptir. Bu yazılı olmayan organizasyonun göçteki katkısı göçün arka planını oluşturuyor ise de; göç hareketi ile beraber kentte yansımaları farklı organizasyonları ortaya çıkarmaktadır. Hemşehrilik gibi yapılar, kentin kapitalist yapısının meydana getirmiş olduğu zoraki bir örgütleşmedir. Dolayısıyla göç alan yerler üst organizasyonu ortadan kaldırmasa da kısmen bu organizasyonun zayıflamasına neden olmaktadır. Göç alan yerlerin sosyal ve ekonomik anlamda çevresine göre daha tercih edilebilir olması söz konusudur. Kent veya kentler çevresine göre her yönüyle gelişmeye müsait bir yer ise göç alacaktır. Göçü alan kentin çevre yerleşimlere göre dikkat çekici hususları bulunmaktadır. Kentlerin çekici nedenlerinin göçün serüvenini oluşturduğu bilinmektedir. Göç olgusunun mekâna yansıması ve getirmiş olduğu toplumsal faktörler ve kültürel faktörlerin etkisi görülmektedir. Göç ve mekân elbette her disiplinin önemli nosyonunu oluşturmaktadır. Göçün meydana getirmiş olduğu sonuçlar ülkelerin sosyoekonomik durumuna göre farklılık göstermektedir. Türkiye'de göçlerin sanayinin gelişmesiyle birlikte kırsaldan kent merkezlerine yoğunlaştığı söylenebilir. Erciş kent merkezinin hem kendi kırsalından hem de çevre ilçelerden periyodik olarak göç almaktadır. Erciş kent merkezi nüfusu 1927'de 2813 iken 1935 yılında 3700, 1940 yılında ise 4715'e çıktığı görülmektedir (DİE). Kent merkezi sürekli çevre yerlere göre göç alan bir yer olduğu için 1980'de 27582 kişi, 1990'da 40481 kişi, 2000'de 70881 kişi, 2010'da 77065 kişi ve 2020'de 90982 kişi nüfusa sahip olduğu görülmektedir. Erciş kentinin 1980 sonrası kent merkezine almış olduğu göçlerin toplumsal ve kültürel faktörlerin rolünün göçün arka planını oluşturduğu bilinmektedir. Erciş kent merkezinin, çevre yerleşim yerlerine göre göçün oluşumunu sağlayan çekici faktörlere sahip olduğu; kademeli göç alanı olduğu dışarıya verdiği göçlerden de anlaşılmaktadır. Özellikle Erciş kent merkezine olan göç yoğunluğu 1980 sonrası döneme denk gelmektedir. Bahsi geçen özellikler ile Erciş'in bölgedeki göç alan yerlerden biri olmasıyla birlikte göç olgusundan nasıl etkilendiğinin bilimsel tespiti adına; Adnan Menderes, Alkanat, Beyazıt, Çelebibağı Örene, , Salihiye, Tekevler ve Yeşilova mahalleleri bu araştırmanın örneklem alanını oluşturmaktadır. Dolayısıyla göç için önemli çekici özellikleri içinde barındıran Erciş'in, 1980 sonrası göç almaya devam ederken; çevre kent merkezlerine göre, göçün yaşandığı merkez olmasının arka planında etkin olan rollerin mekâna yansıması araştırma konusunu oluşturmaktadı. Çalışma kapsamında ortaya konan tespitlerden biri; kent merkezinin örneklem alanını oluşturan mahalleler, yoğun göç almaktadır. Bu tespit ekseninde bu araştırmada Erciş kent merkezine yönelik 1980 sonrası göçlerin mekânsal örgütlenmesinde, sosyokültürel faktörlerin rolünü ortaya koymak üzere anket ve mülâkatlar uygulanmıştır. Literatür taraması dışında anket ve mülakat yöntemleri ile Erciş kent merkezine yönelik olan göçlerin; hem kente bağlı kırsalından, hem de çevre kentlerden almış olduğu göçlerin mekânsal örgütlenmesinde sosyokültürel faktörlerin rolünün araştırılması amaçlanmıştır. Belirlenen amaç doğrultusunda tarihsel süreç içerisinde Erciş kent merkezine yönelik, 1980 sonrası yaşanan göçlerin mekânsal dağılımındaki önemiyle birlikte toplumsal ve kültürel faktörlerin rolüne bağlı olarak göçün, kente etkileri üzerinde durulacaktır.
  • Master Thesis
    Balık Gölü Deresi (Ağrı) Havzası Yukarı Kesiminin Flüvyo-Tektonik Jeomorfolojisi
    (2025) Yeşilkaya, Nurhayat; Zorer, Halil
    Balık Gölü Deresi Havzası Yukarı Kesimi, Doğu Anadolu Bölgesi'nin Yukarı Murat–Van Bölümü'nde, Iğdır–Ağrı il sınırında yer alan Balık Gölü'nün güneydoğusunda yer almaktadır. Havzanın ana akarsuyu, Balık Gölü'nün gideğeni olup Doğubayazıt Ovası'na doğru sürekli akış gösteren Balık Gölü Deresidir. Çalışma alanı, sağ yanal atımlı Balık Gölü Fay Zonu'nun denetiminde şekillenmiştir. Çalışmanın temel amacı, havzanın flüvyo-tektonik jeomorfolojik özelliklerini ortaya koymak ve seçilen akarsu havzalarına uygulanan morfometrik indisler ile bölgedeki aktif tektonizmanın etkisini nicel verilerle değerlendirmektir. Bu tez çalışması üç bölümden oluşmaktadır. Birinci bölümde, çalışma alanının jeolojik özellikleri, tektonik yapısı ve depremselliği incelenmiştir. İkinci bölümde, bölgenin jeomorfolojik özellikleri ele alınmış; flüvyal ve tektonik süreçlerin şekillendirdiği yer şekilleri ayrıntılı olarak değerlendirilmiştir. Üçüncü ve son bölümde ise, çalışma alanında uygulanan morfometrik indislerin sonuçları sunulmuş ve elde edilen bulgular değerlendirilip yorumlanmıştır. Çalışma alanının havza morfolojisi ve drenaj sistemleri, hem tektonik hareketler hem de litolojik farklılıkların etkisi altında şekillenmiştir. Havzanın güney kesiminde BGFZ'nun yer alması, bu bölümdeki yer şekillerinin kuzey kesime göre daha belirgin morfolojik farklılıklar göstermesine neden olmuştur. Güneyde, tektonik kökenli basınç sırtları, sürgü sırtları, ötelenmiş akarsular ve fay diklikleri yaygın olarak gözlenmektedir. Havzada drenaj ağında bozulmalar dikkat çekmekte, akarsu kolları fay hatları boyunca yön değiştirmekte veya kesintiye uğramaktadır. Ayrıca, dik yamaç morfolojisi ve tektonik deformasyon koşulları nedeniyle kütle hareketleri güney kesimde oldukça sık görülmektedir.
  • Master Thesis
    Van Gölü Çevresindeki Osmanlı Medreselerinin Tipolojik Açıdan Değerlendirilmesi
    (2025) Yacan, Pınar; Kulaz, Mehmet
    Bu çalışma, Van Gölü Çevresindeki Osmanlı Medreselerinin Tipolojik Özellikleri başlığı altında dört ilde (Bitlis, Van, Hakkâri, Muş) yer alan medreselerin mimarî, tarihî ve coğrafî niteliklerini bütüncül bir perspektifle ele almayı amaçlamaktadır. İlk aşamada, her bir medresenin plan şeması, avlu–dershane–hücre düzeni, yapım malzemeleri ve süsleme dili ayrıntılı olarak incelenmiştir. İkinci aşamada, elde edilen tipolojik veriler ışığında medreseler, erken dönem savunmacı düzeninden klasik Osmanlı avlulu tipolojisine ve geç dönem sadeleşme eğilimlerine uzanan kronolojik bir çerçevede değerlendirilmiştir. Üçüncü aşamada ise coğrafî analiz yöntemleriyle (enlem-boylam, rakım, göl kıyısına uzaklık) medreselerin yerleşim stratejileri irdelenmiş; malzeme ve inşaat teknolojileri ile sosyo-kültürel işlevlerin mimariye yansıması ayrıntılı biçimde açıklanmıştır. Elde edilen bulgular, Van Gölü havzasındaki medreselerin coğrafi, iklimsel ve toplumsal koşullarla tipolojik çeşitlilik gösterdiğini ortaya koymaktadır. Bu yapılar, erken savunmacı tasarımlardan başlayarak klasik Osmanlı estetiği ile fonksiyonelliğini bir arada sunan külliyelere, oradan da maliyet-işlev dengesini gözeten sadeleşme süreçlerine uzanan çok katmanlı bir mimari evrim sergilemektedir.
  • Master Thesis
    Kur'ân-ı Kerîm'de Yaratma İle İlgili Âyetlerin Belagat Açısından Tahlili
    (2025) Aydın, Önder; Aladağ, Mehmet Şirin
    Yaratmak fiili, Allah Teâlâ'nın sübûtî sıfatlarından biri olmasının yanı sıra, Kur'ân-ı Kerîm'in temel temalarından birini teşkil eder. Kur'ân'da yaratma anlamında kullanılan halk (خلق), ibdâ' (إبداع), sun' (صنع), inşâ (إنشاء), fetara (فطر), ca'l (جعل), ihdâs (إحداث), îcâd (إيجاد), tesviye (تسوية), tekvîn (تكوين), tasvîr (تصوير), zer' (ذرء), berâ' (برأ) ve ihtirâ' (اختراع) gibi birçok kavram, hem lafız hem de bağlam açısından çeşitli şekillerde yer almaktadır. Bu çalışmada söz konusu kavramların Kur'ân'daki kullanımları, her bir kelimenin bağlam içi anlam derinliği, ifade tarzı, ahenk unsurları ve estetik yönü ayrıntılı biçimde değerlendirilmiştir. Çalışmamızda öncelikle yaratmak anlamında kullanılan fiillerin sözlük ve ıstılah anlamları, ardından yaratmanın Allah'a nisbeti, yaratma fiilinin kapsamı, yaratma kavramının Kur'ân'daki farklı bağlamlarda kullanımı, yaratılış ile ilgili kavramların sınıflandırılması, yaratmanın bir süreç olarak sunumu, yaratılış anlatımında lafzî özellikler, yaratma kelimelerinin meâni yönünden tahlili, beyan yönünden kullanımları ve bediî sanatlarla ilişkisi gibi alt başlıklarla teorik zemin ortaya konulmuştur. Bu çalışma kapsamında söz konusu kavramlardan sadece halk (خلق), kavramı belâgat yönünden tahlil edilmiştir. Bu kelimenin retorik değerini ortaya koymak amacıyla bağlam içi kullanımı incelenmiş, kelimenin Kur'ân'daki lafzî yapısı, ahenk unsurları, anlam derinliği ve anlamı taşıma biçimi çeşitli yönleriyle değerlendirilmiştir. Bu çerçevede, yaratma anlamına gelen bu kelime'nin Kur'ân'da nasıl bir belâgat düzeni içerisinde yer aldığı belirlenmiş, bunun tefsirî ve i'câzî boyutlarına dair klasik belâgat ilimleri olan me'ânî, beyân ve bedî' yönlerinden tahliller yapılmıştır. Çalışmamızda özellikle 'halaka (خلق)' fiilinin geçtiği ayetler merkeze alınarak, insan ve insan dışındaki canlıların yaratılışıyla ilgili ayetlerin me'ânî, beyân ve bedî' yönlerinden tahlili yapılmıştır. Bu kapsamda, yaratılış süreci'nin Kur'an'da nasıl anlatıldığı, hangi beyan üslupleri'nin tercih edildiği, anlatımda ne tür bedî' sanatlarına başvurulduğu ve bu ifadelerin anlam örgüsü'nün nasıl kurulduğu irdelenmiştir. Sonuç olarak; bu çalışma, Kur'ân-ı Kerîm'de yaratma anlamı taşıyan kelimelerin belâgat yönüne yoğunlaşmakta özellikle halk fiilinin kullanıldığı ayetler üzerinden insan ve diğer varlıkların yaratılışına dair Kur'ânî hitabın edebî inceliklerini ortaya koymaktadır. Böylece hem Kur'ân'daki yaratılış anlatımının retorik gücü hem de bu anlatımda kullanılan kelimelerin anlamsal-estetik bütünlüğü ortaya konulmaya çalışılmıştır. Anahtar kelimeler: Arap Dili Belagatı, Kur'ân, Retorik, Halk terimi, Yaratma kavramı.
  • Master Thesis
    El-hâzimî'nin (Ö. 584 1188) Nesh Anlayışı -El-i'tibâr Eseri Bağlamında-
    (2025) Korkmaz, Mehmet; Kalaç, Rıdvan
    Nesh ilmi, İslâm hukuk düşüncesinin sağlam temellere oturmasında ve dinî hükümlerin tarihsel seyri içinde doğru anlaşılması konusunda önemli bir role sahiptir. Çünkü naslar arasında görülen zahiri çelişkilerin çözümünde, hükümlerin uygulanabilirlik süresinin tespitinde ve şer'î maksatların gözetilmesinde nesh ilminin sağladığı ilmî çerçeve vazgeçilmezdir. Bu açıdan nesh yalnızca hükümlerin yürürlükten kalkması anlamında değil, aynı zamanda şeriatın tedricîliğini, kolaylaştırma ilkesini ve ilahî iradenin toplumsal değişimle olan ilişkisi anlamında da önemli bir anahtardır. Dolayısıyla nesh ilmi, nasları doğru anlamada ve fıkhî mirası yorumlamada önemli bir konuma sahiptir. Bizim de çalışmamız hadis ve fıkıh alanında derin bir birikime sahip olan Muhammed b. Musâ el-Hâzimî'nin (ö. 584/1188) nesh anlayışını, onun en önemli eserlerinden biri olan el-İʿtibâr fi'n-nâsih ve'l-mensûh mine'l-âsar adlı ekseninde incelemeyi amaçlamaktadır. Hâzimî, nesh konusunda sadece teorik çerçeveyi belirlemekle kalmamış, aynı zamanda hadis rivayetlerinden hareketle fıkhî alanlarda nesh uygulamalarını da somutlaştırmıştır. Tezin giriş bölümünde çalışmanın konusu, amacı, önemi ve yöntemi tanıtılmıştır. Birinci bölümde Hâzimî'nin hayatı ve ilmî kişiliği tanıtılmış, ardından onun sünnet anlayışı üzerinde durulmuştur. Bu çerçevede özellikle el-İʽtibâr adlı eseri merkeze alınarak nesh kavramına dair yaklaşımları detaylandırılmıştır. Neshin tanımı, şartları gibi neshin teorik yönleri analiz edilmiştir. Ayrıca sünnette neshin varlığına dair Hâzimî'nin görüşleri tespit edilmeye çalışılmıştır. İkinci ve üçüncü bölüm, doğrudan Hâzimî'nin el-İʽtibâr adlı eserinde yer alan fıkhî konuların analizine ayrılmıştır. Eserde ibadetler, muamelât, ceza hukuku ve cihad gibi çeşitli alanlara dair birçok nesh örneği ele alınmaktadır. Hâzimî, önce konuyla ilgili ihtilaflı olan rivayetlere yer vermektedir. Daha sonra farklı fikirlerin sahiplerine yer vermektedir. Bu fikir sahiplerini sahabeden başlayarak sonraki dönem âlimleri de dâhil olmak üzere belirtmektedir. Aynı zamanda Hâzimî, bazı rivayetlerin sıhhatiyle ilgili değerlendirmelerde bulunmaktadır. Hâzimî, fıkhî konularda bazen kendi tercihini belirtirken bazen de susmaktadır.
  • Master Thesis
    Rüzgar Enerjisi Ekonomik Büyüme Arasındaki İlişki BRICS+T Ülke Örnekleri
    (2025) Mars, Mahsum; Torusdağ, Mustafa
    Bu çalışma, rüzgar enerjisinin ekonomik büyüme üzerindeki etkisini BRICS ülkeleri (Brezilya, Rusya, Hindistan, Çin, Güney Afrika) ve Türkiye örneği üzerinden karşılaştırmalı olarak 2001- 2024 dönemi için incelenmektedir. Küresel enerji krizine ve sürdürülebilir kalkınma hedeflerine paralel olarak, yenilenebilir enerji kaynaklarının stratejik önemi her geçen gün artmaktadır. Rüzgar enerjisi; çevresel sürdürülebilirlik, dışa bağımlılığın azaltılması ve istihdam yaratımı gibi çok yönlü avantajlarıyla öne çıkmaktadır. Bu bağlamda tez, rüzgar enerjisinin makroekonomik katkılarını, sektörel entegrasyon süreçlerini ve karbonsuz büyüme stratejileri içindeki rolünü ele almaktadır. Ayrıca Türkiye'nin BRICS enerji ekosistemine olası entegrasyonu değerlendirilmekte ve politika yapıcılar ile enerji sektörü aktörleri için uygulanabilir öneriler sunulmaktadır. Çalışma, karşılaştırmalı politika analizi, literatür taraması ve istatistiksel veri yorumlamasına dayalı olarak çok boyutlu bir çerçevede hazırlanmıştır. Sonuçlar, rüzgar enerjisinin sürdürülebilir büyümenin merkezinde konumlandırılabileceğini ve çok taraflı enerji iş birliklerinin stratejik önem taşıdığını göstermektedir. BRICS-T ülkelerinde rüzgâr enerjisi ile ekonomik büyüme arasında çift yönlü bir nedensellik ilişkisi tespit edilmiştir. Ülke bazında yapılan analizlerde ise Brezilya, Çin ve Güney Afrika için ekonomik büyümeden rüzgâr enerjisine doğru, Brezilya, Çin, Hindistan, Rusya, Güney Afrika ve Türkiye için ise rüzgâr enerjisinden ekonomik büyümeye doğru nedensellik ilişkisi olduğu belirlenmiştir.
  • Master Thesis
    İran Taht-ı Süleyman'daki İlhanlı Dönemi Çini Buluntuları
    (2025) Çekim, Eylem; Top, Mehmet
    Taht-ı Süleyman, İran'ın Batı Azerbaycan Eyaleti'nde, dağlık bir alanda ve Tikab şehrinin yaklaşık 42 km kuzeyinde yer alan, ülkenin en kutsal mekânlarından biridir. İslamiyet öncesi ve İslami dönem boyunca pek çok medeniyete ev sahipliği yapan bu alan, farklı bölümlerden oluşan özgün mimarisi ile dikkat çeker. Külliye içerisinde Anahita Tapınağı, Ateşgede, Taç Giyme Salonu, Kabul Salonu, Av Köşkü, Hamam ve diğer birimler yer almakta olup, dünyanın en iyi korunmuş ve en etkileyici ateş tapınağı komplekslerinden biri olarak kabul edilmektedir. Yaklaşık 20 metre yüksekliğinde bir tepe üzerinde kurulan külliye kompleksinin içerisinde küçük bir tatlı su kaynağı ve gölü bulunmaktadır. Bunun yanı sıra birkaç kilometre kuzeyde Taht-ı Belkıs, benzer uzaklıkta ise Zindanı Süleyman adlı antik yerleşim alanları yer almaktadır. Antik külliyenin ilk inşa tarihi kesin olarak bilinmemekle birlikte, bölgede M.Ö. birinci binyılda yapı faaliyetlerinin başladığı, daha sonra Part dönemine ait bazı kalıntılar üzerine Azergoşenseb Ateşgedesi'nin inşa edildiği, Sasaniler döneminde ise I. Khosrov Anuşirvan ve II. Khosrov zamanında yapılan eklemelerle ana planını kazandığı kabul edilmektedir. Taht-ı Süleyman Külliyesi, İlhanlı döneminde yeniden önem kazanmış; Sultan Abaka Han (1265-1281) zamanında, yaklaşık 1275 yılında onarımlar yapılarak yeni ilaveler eklenmiştir. Kompleksin farklı yapılarında İlhanlı dönemine ait duvar tezyinatı, sekiz köşeli yıldız, altıgen, dikdörtgen ve bunları birbirine bağlayan haç formdaki çinilerle süslenmiştir. Bu çiniler; kompozisyon örnekleriyle dikkat çekmektedir. İnsan figürleri, kuşlar, balıklar, aslan, tavşan, tilki, geyik gibi hayvan figürleri ile mitolojik hayvan, geometrik ve yazı örnekleri, çiniler üzerinde zengin bir ikonografi sunmaktadır. Bu çalışmada Taht-ı Süleyman'daki İlhanlı dönemi çini buluntuları, belirli bir gruplandırmaya gidilerek hem tarihsel hem de estetik açıdan ele alınmış ve ayrıntılı olarak incelenmiştir. Külliye kompleksi bilinmeyen nedenlerle 17. yüzyılda terk edilmiş, son yüzyılda ise Alman ve İranlı arkeologlar tarafından kısmen kazılmıştır. Günümüzde kazı çalışmaları İranlı arkeologlar tarafından sınırlı ölçüde devam etmektedir. İran Taht-ı Süleyman'daki İlhanlı Dönemi Çini Buluntuları, konusunun seçilmesindeki en önemli etken, Taht-ı Süleyman'daki çinilerin büyük bir bölümünün in situ halde bulunması ve hâlen gün yüzüne çıkarılmamış örneklerin varlığıdır. Bu taşınabilir kültür varlıkları depolarda korunmaktadır. Söz konusu çini buluntuları; malzeme, teknik, form ve kompozisyon açısından detaylı biçimde incelenerek İslam sembolizmi içindeki yeri tespit edilmeye çalışılmış ve bilim dünyasına tanıtılması amaçlanmıştır.
  • Master Thesis
    Şavşat-Tepeköy Geleneksel Yaşam Kültürü Müzesi
    (2025) Buğrul, Elif Şeyma; Aytekin, Osman
    Müzecilik anlayışı, tarihi süreçte belirli esaslar çerçevesinde gelişim göstermiştir. Bu esaslar müzelerin işlevlerinde somut olarak karşımıza çıkmaktadır. Temelde geçmişi geleceğe aktarabilmek için koruma esasına dayanır. Geçmişe ayna tutan eserler, birbirinden farklılık göstererek müze çeşitlerini oluşturmuştur. Bu çalışmada Türkiye'nin Doğu Karadeniz'inde yer alan Artvin iline bağlı Şavşat ilçesinin Tepeköy köyünde yer alan ve özel müzeler grubuna dahil edilen Şavşat-Geleneksel Yaşam Kültürü Müzesi tanıtılarak yörenin kültürel değerlerine ve müzecilik anlayışına ışık tutulmuştur. Artvin Yaşam Eğitim ve Kültür Derneği (Ayek-Der) tarafından milli kültür unsurlarının tanıtılması ve unutulmaması amacıyla kurulmuştur. Müzenin kuruluşuna İçişleri Bakanlığı Dernekler Dairesi Başkanlığı, Şavşat Kaymakamlığı, Tepeköy Muhtarlığı, Tepeköy yöresinin halkı ve Tepeköy dernekleri destek vermiştir. Kültür Bakanlığı, Kültür Varlıkları ve Müzeler Genel Müdürlüğü'ne bağlı olmayan ancak Kültür Bakanlığı'nın izniyle müze işlevinin kazandırılması için 2014 yılında çalışmalara başlanmış, 2015 yılında ziyarete açılmıştır. Yörede oldukça ilgi gören müze, sergilenen zengin eser çeşitliliğiyle yörenin geçmiş ve devam eden geleneksel yaşam kültürlerini en iyi şekilde yansıtabilmesi açısından önemli bir örnektir. Eserleri kullanım alanlarına göre ayırt eden müzenin bu yaklaşımına uygun bir şekilde çalışmada da eserler kullanım alanına göre sınıflandırılarak tanıtılmıştır. Karşılaştırmayla birlikte bir değerlendirme yapılarak unutulmaya yüz tutmuş eserlerin müzelere kazandırılarak geleneksel yaşam kültürlerinin yansıtmak ve yaşatmak açısından önemi vurgulanmıştır. Bu alanda yapılacak benzer çalışmalara kaynaklık etmesi amaçlanmıştır.
  • Master Thesis
    Kemal İlerici Armonisi İle Yazılmış Piyano Eserlerinin Armonik Analizi
    (2025) İlim, Bilim Serhat; Yükrük, Serap
    Bu çalışma Türk müziğinin mikrotonal yapısını çokseslilik ile birleştirmeyi hedefleyen Kemal İlerici'nin armoni sistemi ile yazılmış piyano eserlerinin armonik özelliklerini analiz etmiştir. Çalışmada İlerici'nin sistemini benimsemiş bestecilerin seçilmiş piyano eserleri çalışılmıştır. Bu eserler melodik yapı, makamsal bütünlük, armonik işlev ve akor dizilimleri gibi başlıklarda incelenmiştir. Çalışma İlerici'nin kuramsal çerçevesinin özellikle piyano gibi tampere sistemli bir enstrümanda bestecilik alanını hangi ölçüde yansıttığını değerlendirmiştir. Analiz edilen piyano eserlerinde İlerici'nin armoni sisteminin besteciler tarafından özümsendiği, fakat eserlere farklı biçim ve üsluplarla yaklaşıldığı gözlemlenmiştir. Sistem geleneksel yapıyı çokseslilik zeminine taşıyan bir model sunduğu sonucuna ulaşılmıştır. Elde edilen bulgular, İlerici'nin armoni sisteminin yalnızca kuramsal değil; aynı zamanda uygulama düzeyinde de işlevsel bir model olduğunu ortaya koymakta ve müzik eğitimcileri ile çağdaş besteciler için bir referans çerçevesi sunduğunu göstermektedir. Bu çerçevede bu sonuçlarla hem Türk müziği armonisi hem de eğitim müziği literatürüne katkı sağlanması hedeflenmektedir.
  • Master Thesis
    Kahramanın Yolculuğunda Kadın Karakterlerin Rolü Bağlamında Postmodern Kurmaca: Yüzüklerin Efendisi, Harry Potter Ve İskandinav Mitolojisi Arasındaki Metinlerarası İlişkiler
    (2024) Keklik, Volkan; Adıgüzel, Leyla
    İlk sözlü gelenek örneklerinin genel olarak efsanelerden, destanlardan veya mitlerden oluştuğu kabul edilir. Bu ilk anlatılardan günümüze kadar olan zaman dilimi içerisinde sayısız edebi eser farklı türlerde ele alınmıştır. Hangi türden olursa olsun insanoğlunun yeryüzünde yeni veya daha önce söylenmemiş bir söz söylediği kabul edilen bir durum değildir. Edebiyat kuramlarından metinlerarasılık kavramı ile açıklanabilecek bu olgu insanoğlu yeryüzünde var olduğu süre zarfında devam edecektir. Antik dönemlerin unutulmaz efsanlerinden biri olan Lagertha eşine az rastlanır bir kadın kahramanın başından geçen maceraları anlatır. Lagertha İskandinav mitolojisinde efsanevi kral olan Ragnar Lothbrok'un başarılarında büyük bir etkiye sahiptir. Modern dönemlerin kült eserlerinden biri sayılabilecek Yüzüklerin Efendisi serisinde de bir avuç insanın dünyanın kaderini değiştirmek için girdiği mücadeleler anlatılır. Bu süreçler içerisinde her ne kadar erkek egemen bir atmosfer baskın olsa da kadın karakterlerin rolü incelendiğinde kadın kahramanların hikâyenin akışında oldukça kritik rollere sahip olduğu anlaşılmaktadır. Harry Potter serisinde de benzer durumlardan bahsedilebilir. Başkahraman Harry'in başından geçen olayların anlatıldığı seride kadın kahramanların belli yerlerdeki hayati dokunuşları hikâyenin seyrini tamamen değiştirmiş ve başkahramanın kendini gerçekleştirmesine kayda değer derecede katkı sağlamıştır. Bu tezin amacı İskandinav mitolojisinden Ragnar Lothbrok ve Lagertha efsanesi ile günümüzde oldukça meşhur olan iki modern kurmaca eser Yüzüklerin Efendisi ve Harry Potter eserlerindeki kadın karakterlerin rolü bağlamında benzerlikleri metinlerarasılık kuramı çerçevesinde detaylı bir şekilde incelemek ve sonuçları ortaya koymaktır.
  • Master Thesis
    Öğretmenlerin Yapay Zekaya Yönelik Farkındalık Düzeyi ve Algıları
    (2025) Yaman, Alime; Çavuş, Hayati
    Bu araştırmanın amacı, öğretmenlerin YZ teknolojilerine yönelik farkındalık ve algı düzeylerini incelemektir. Araştırma, nicel araştırma yöntemlerinden tarama modeli çerçevesinde desenlenmiştir. Veri toplama aracı olarak, YZ farkındalığı ile algısına yönelik ifadeler içeren 51 maddelik Likert tipi ' YZ Farkındalık Ölçeği' kullanılmıştır. Çalışma grubunu, Türkiye'deki devlet ve özel okullarda görev yapan çeşitli branşlardan 440 öğretmen oluşturmaktadır. Veri toplama süreci çevrim içi anket formu aracılığıyla gerçekleştirilmiştir. Elde edilen veriler, SPSS 26.0 paket programı ile analiz edilmiş; betimsel istatistiklerin yanı sıra verilerin normal dağılıma uygunluğu Shapiro-Wilk testi ile değerlendirilmiştir. Değişkenler arası farkın test edilmesinde T testi, tek yönlü varyans analizi (ANOVA) kullanılmıştır. Ayrıca, farkındalık ve algı puanları arasında ilişki olup olmadığını belirlemek amacıyla Pearson korelasyon analizi uygulanmıştır. Araştırma bulgularına göre, öğretmenlerin YZ'ye yönelik farkındalıklarının branş değişkeninde ve kıdem yılı değişkeninde anlamlı farklılık gösterdiği; algı düzeylerinin ise cinsiyet ve öğrenim durumu gibi demografik değişkenlerden etkilenmediği bulunmuştur. Ayrıca, farkındalık ile algı arasında pozitif yönde anlamlı bir ilişki olduğu belirlenmiştir. Bu bulgular doğrultusunda, öğretmenlerin hem teknik hem de pedagojik yönden donanımlarını artıracak, YZ okuryazarlığını destekleyecek hizmet içi eğitimlerin geliştirilmesi önerilmektedir.
  • Master Thesis
    Okul Öncesi Öğretmenlerin Gelişime Uygun Uygulamalara Yönelik İnançları İle Kültürel Değerlere Duyarlı Sınıf Yönetimi Özyeterlilikleri Arasındaki İlişkinin İncelenmesi
    (2025) Acar, Süheyla; Taşkın, Necdet
    Araştırmanın amacı okul öncesi öğretmenlerinin gelişime uygun uygulamalara ilişkin inançları ile kültürel değerlere duyarlı sınıf yönetimi özyeterlikleri arasındaki ilişkinin belirlenmesidir. Araştırmanın örneklemini Van ilindeki 402 okul öncesi öğretmeni oluşturmaktadır. Araştırmada ilişkisel araştırma yöntemi kullanılmış ve araştırmanın verileri Gelişime Uygun Uygulamalar İnanç Ölçeği ve Kültürel Değerlere Duyarlı Sınıf Yönetimi Özyeterlik Ölçeğiyle toplanmıştır. Araştırmada betimleyici istatistikler, Kruskal Wallis, Mann-Whitney U testleri ve Spearman Korelasyon testleri kullanılmıştır. Araştırmada, Gelişime Uygun Uygulamalara İnançları ile Kültürel Değerlere Duyarlı Sınıfı Yönetimi Yeterlikleri arasında orta düzeyde, pozitif yönde (r:,497) ve anlamlı (p= 0,05) bir ilişki oluğu saptanmıştır. Araştırmada Gelişime Uygun Uygulamalara Öğretmen İnanç Ölçek puanlarının Kültürel Değerlere Duyarlı Sınıf Yönetimi özyeterlik ölçek puanlarını pozitif ve anlamlı olarak etkilediği belirlenmiştir. Ayrıca Gelişime Uygun Uygulamalara Öğretmen İnanç ölçek puanındaki artışların Kültürel Değerlere Duyarlı Sınıf Yönetimi özyeterlik ölçek puanını anlamlı şekilde artırdığı (B = 45,104, β = ,487, p < .001) belirlenmiştir. Araştırmanın sonucunda katılımcıların gelişime uygun uygulamalara ilişkin inançlarının yüksek olduğu; cinsiyet, eğitim düzeyi, kıdem yılı, ikinci dil bilmeleri ve sınıf mevcudunun gelişime uygun uygulamalara inançlarında anlamlı fark oluşturmadığı fakat yaş, çalıştıkları kurum ve çalışma şekillerine göre ölçeğin Gelişime Uygun Uygulamalar alt boyutunda anlamlı farklılıkların olduğu ve ayrıca yaş değişkeni açısından Gelişime Uygun Olmayan boyutunda ve ölçeğin genel toplam puanında anlamlı farklılıklar olduğu belirlenmiştir. Araştırmada öğretmenlerin kültürel değerlere duyarlı sınıf yönetiminde özyeterliklerinin yüksek olduğuldukları; kültürel değerlere duyarlı sınıf yönetimi yeterliklerinde cinsiyet, yaş, ikinci dil bilme, eğitim düzeyi, kıdem yılı, çalıştıkları kurum türü, çalışma şekli, sınıf mevcudunun anlamlı bir fark oluşturmadığı bulunmuştur. Anahtar sözcükler: Gelişime uygun uygulamalar, kültürel değerlere duyarlı, okul öncesi, sınıf yönetimi.
  • Master Thesis
    Kentsel Yoksulluk ve Sosyal Risk Bağlamında Sosyal Yardım Olgusu Van Kenti Örneği
    (2025) Akkoyun, Murat; Alaeddinoğlu, Faruk
    Kentlerde yaşanan kontrolsüz büyüme ve nüfusun sayıca artması birçok sorunu da beraberinde getirmektedir. Bu durum, kent merkezlerindeki sınırlı kaynaklara ve kent hizmetlerine erişimi daha da zorlaştırmış ve nüfusun yoğun olduğu kentlerde yoksulluk, işsizlik, çarpık kentleşme ve barınma sorunları baş göstermiştir. Bu kavramlar içinde en belirleyici olan yoksulluk sadece ekonomik temelli olmayıp; sosyal psikolojik ve politik temellere de dayanan bir olgudur. Bu çalışmada öncelikle kavramsal olarak; kent, kentleşme, yoksulluk, kentsel yoksulluk, yardımlaşma, sosyal yardımlar, sosyal devlet gibi kavramlar irdelenerek sosyal yardımların kentsel yoksulluğu önlemedeki etkisi ele alınmaktadır. Sosyal yardım verileri mahalle bazlı tasnif edilerek yoksulluğu önleme durumları analiz edilmeye çalışılmıştır. Van kenti özelinde kentsel yoksulluk ve buna bağlı sosyal risklerin sosyal yardım politikaları bağlamında analiz edilmesini amaçlamaktadır. Araştırmanın temel konusu; kentsel yoksulluğun ekonomik, sosyal ve psikolojik boyutları ile sosyal yardımların bu sorunlar üzerindeki rolü ve etkinliğinin değerlendirilmesidir. Araştırmada karma yöntem kullanılmış olup, nicel ve nitel veri toplama teknikleri bir arada uygulanmıştır. Nicel veriler anket yöntemi ile 740 katılımcıdan toplanmış, nitel veriler ise 25 katılımcı ile gerçekleştirilen yarı yapılandırılmış mülakatlarla elde edilmiştir. Araştırmanın bulguları, Van kentinde yaşayan bireylerin büyük bir bölümünün gelir yetersizliği, işsizlik, borçlanma ve barınma sorunları gibi ciddi ekonomik güçlüklerle karşı karşıya olduğunu ortaya koymaktadır. Sosyal risklerin başında eğitim, sağlık, altyapı ve barınma hizmetlerine erişimde yaşanan güçlükler bulunmaktadır. Katılımcılar, özellikle sağlık ve eğitim hizmetlerinin yetersizliğini, temel ihtiyaçların karşılanmasında yaşadıkları ekonomik sorunları ve sosyal dışlanma deneyimlerini dile getirmişlerdir. Sosyal yardımların ekonomik ve sosyal anlamda önemli katkılar sağladığı katılımcılar tarafından ifade edilmiş olsa da, yardımların miktar ve süreklilik açısından yetersiz kaldığı, durumların olduğu belirtilmiştir. Bu bağlamda, sosyal yardımların etkinliğinin artırılması ve sürekliliğinin sağlanması gerektiği sonucuna ulaşılmıştır. Sonuç olarak, kentsel yoksulluğun çok boyutlu yapısı ve sosyal risklerin çeşitliliği dikkate alındığında, sosyal yardımların yanı sıra ekonomik kalkınma, istihdamın artırılması ve sosyal hizmetlerin güçlendirilmesi gibi bütüncül ve sürdürülebilir politikaların geliştirilmesi gerektiği vurgulanmaktadır.
  • Master Thesis
    Kent Kimliği Bağlamında Zihinsel Haritalama Yöntemi İle Mekânsal Kendileme Analizi: Van Edremit İlçesi Örneği
    (2025) Dedeoğlu, İrem; İlkay, Yasemin
    Bu araştırma, Van'ın köklü yerleşim alanlarından Edremit ilçesinde son yıllarda hızla değişen konut tipolojilerinin, mekân üretim biçimleri, kullanıcı deneyimleri ve kent kimliği üzerindeki etkilerini incelemektedir. Geleneksel, düşük yoğunluklu ve geçirgen konut dokusunun, giderek yüksek sınırlarla çevrili, izole ve tek tip kapalı yerleşimlere dönüşmesi; yalnızca fiziksel çevrede değil, aynı zamanda yaşam tarzlarında, sosyal ilişkilerde ve kültürel temsillerde de köklü değişimlere yol açmaktadır. Çalışma, bireyin yaşadığı çevreyi sahiplenme, dönüştürme ve kişiselleştirme biçimlerini ifade eden 'mekânsal kendileme' kavramı çerçevesinde, kullanıcıların çevreleriyle kurdukları bağları ve sınır inşa etme pratiklerini irdelemektedir. Özellikle yeni yerleşim alanlarında gözlenen sınır yapıları, mekânı yalnızca fiziksel bir düzenleme olmaktan çıkararak, ideolojik ve ayrıştırıcı bir unsur hâline getirmekte; bu durum kentsel kimliği zayıflatmaktadır. Araştırmanın temel sorusu şu şekilde ifade edilmiştir: 'Van'ın Edremit ilçesinde değişen konut tipolojileri, bireylerin mekânsal kendileme pratiklerini ve kent kimliği algılarını nasıl dönüştürmektedir?' Yöntem olarak zihinsel haritalama, derinlemesine görüşme ve yerinde gözlem teknikleri birlikte kullanılmış; geleneksel ve yeni konut alanlarından toplam 20 katılımcıdan elde edilen veriler karşılaştırmalı olarak analiz edilmiştir. Zihinsel haritalama yöntemi, katılımcıların çevre algılarını ve kentle kurdukları ilişkileri ortaya koymak amacıyla tercih edilmiş ve Lynch'in kent imgeleri kuramı çerçevesinde yorumlanmıştır. Bulgular, mekânsal kendileme pratiklerinin yalnızca konutun fiziksel özelliklerinden değil; toplumsal statü, kültürel geçmiş ve çevresel etkileşim gibi unsurlardan da etkilendiğini göstermektedir. Sonuç olarak bu çalışma, Edremit'teki kentsel dönüşüm sürecinin, bireylerin mekânsal aidiyetlerini ve kentle kurdukları ilişkileri dönüştürdüğünü ortaya koymaktadır. Geleneksel yerleşimlerde geçirgen sınırlar ve kamusal karşılaşma alanları aidiyeti güçlendirirken; kapalı yerleşkelerdeki yüksek ve geçirimsiz sınırlar, sosyal etkileşimi sınırlamakta ve ortak kentsel hafızayı zayıflatmaktadır. Bu bağlamda, kent planlama süreçlerinde kullanıcı odaklı ve aidiyeti destekleyen yaklaşımların geliştirilmesi, kentsel kimliğin korunması açısından önem taşımaktadır.
  • Master Thesis
    Van İlinde Yaşayan İnsanların Rüya Deneyimleri ve Rüyalarının İçerik Analizi
    (2024) Çelik, Leman; Levendoğlu, Mehmet Fuat
    Bu tez Van ilinde yaşayan bireylerin rüya deneyimlerini ve rüyalarının içeriklerini analiz etmeyi amaçlamaktadır. Rüya içerikleri, bir kültürün toplumsal değerlerini, inançlarını ve bireylerin düşüncelerini anlamak için değerli bir veri kaynağıdır. Rüyalar, bir kültürün bireyler üzerindeki etkilerini ve toplumun bilinçdışındaki sembolik anlamları yansıtabilir. Bu nedenle, rüyaların içerik analizi, kültürel araştırmalarda önemli bir yöntem olarak kullanılabilir. Bu çalışma, rüya içeriklerinin cinsiyetler arası farklılıklarını ve bu içeriklerin kültürel yansımalarını ortaya koymak için Hall/Van de Castle rüya içerik analizi yöntemiyle gerçekleştirilmiştir. Araştırmada, Van ilinde ikamet eden 250 katılımcının rüyaları toplanmış ve analiz edilmiştir. Bu katılımcılar, 125 kadın ve 125 erkekten oluşmaktadır. Rüya içerikleri, Hall/Van de Castle'ın geliştirdiği standart rüya içerik analiz yöntemi kullanılarak sınıflandırılmış ve değerlendirilmiştir. Bu yöntemle, rüyalar cinsiyet, sosyal roller, saldırganlık, talihsizlik, başarı, aile ilişkileri ve diğer ana temalar altında incelenmiştir. Çalışmanın bulguları, kadın ve erkeklerin rüya içeriklerinde belirgin farklılıklar olduğunu ortaya koymaktadır. Kadınlar, daha çok sosyal ilişkiler ve aile içi dinamiklerle ilgili rüyalar görürken, erkekler iş hayatı, rekabet ve güç temalı rüyalara daha sık rastlamaktadır. Hall/Van de Castle'ın Amerikan normlarıyla yapılan karşılaştırmalar, Türk katılımcıların rüya içeriklerinde kültürel ve toplumsal faktörlerin etkisini göstermiştir. Özellikle, Türk katılımcıların rüyalarının, Amerikan normlarından belirgin farklılıklar gösterdiği, bu farklılıkların kültürel normlar ve sosyal rollerle bağlantılı olduğu tespit edilmiştir. Bu çalışma, rüyaların içerik analizinin cinsiyet ve kültürel farklılıkları anlamada güçlü bir araç olduğunu ortaya koymakta ve rüya analizlerinde kültürel perspektiflerin göz önünde bulundurulmasının gerekliliğini vurgulamaktadır.
  • Master Thesis
    Ergenlerde Sosyotelizm (Phubbing) ile Sosyal Medya Bağımlılığı Arasındaki İlişkide Öfke ve Yalnızlığın Aracı Rolü
    (2025) Çelik, Emin Erselan; Özok, Halil İbrahim
    Kişiler arası etkileşim sırasında bireylerden birinin dikkatini telefonuna yöneltmesi olarak tanımlanan sosyotelizm ergenlerde ortaya çıkan sorunlardan biridir. Araştırmada ergenler arasında sosyotelizm ve sosyal medya bağımlılığı riskini ortaya çıkarmak ve öfke ile yalnızlığın aracı rolü incelenmiştir. Ayrıca bu değişkenler ile cinsiyet, akıllı telefon, bilgisayar sahipliği, sosyal medyada günlük geçirilen süre ve en çok kullanılan sosyal medya uygulamasına göre farklılaşıp farklılaşmadığı da araştırılmıştır. Çalışma grubunu 2024-2025 eğitim-öğretim yılı içerisinde Van ili merkez ilçelerindeki liselerde öğrenim gören 368'i kadın 242'si erkek toplam 610 ergen oluşturmuştur. Kurum izni, etik kurul izni ve katılımcı onamı alınarak Bilgi Formu, Ergenler için Sosyal Medya Bağımlılığı Ölçeği (ESMBÖ), Durumluk Öfke Ölçeği (DÖÖ), UCLA Yalnızlık Ölçeği Kısa Formu (Ergenler için) ve Genel Phubbing'e Maruz Kalma Ölçeği Kısa Formu uygulanmıştır. Ölçekler internet ortamında ve yüz yüze etik kurul izniyle uygulanmış ve elde edilen veriler IBM SPSS 26 programı ile Hayes iş birliği içerisinde geliştirilen Process Macro uygulaması aracılığıyla analiz edilmiştir. Aracı etkisini test etmek için bootstrapping yöntemi kullanılmıştır. Araştırmanın bulgularına göre sosyotelizm ile sosyal medya bağımlılığı arasında Pearson Momentler Çarpımı Korelasyonu sonucunda orta düzeyde ve pozitif yönlü anlamlı bir ilişki bulunmuştur. Elde edilen bulgular sonucunda sosyotelizm ile sosyal medya bağımlılığı arasında pozitif ve orta düzeyde bir ilişki bulunmuştur. Hayes Macro sonucuna göre ise sosyotelizm ile sosyal medya bağımlılığı arasında ilişkiyi öfke ve yalnızlığın kısmi aracı olarak etkilediği ortaya konmuştur. Elde edilen bulgular ışığında alanyazın eşliğinde tartışma, sonuç ve öneriler sunulmuştur.